Afrin’in ekonomik faturası KOBİ ve çalışanlara çıkacak

1990’lar Türkiye’nin PKK ile mücadelede en hummalı dönemleri olarak hatırlanır. Tabii mücadelenin bir de ekonomik bedeli oldu. AKP bunu 300 milyar dolar olarak hesaplamış ve Türkiye’nin 2001’de yaşadığı ekonomik krizin en önemli nedeni diye göstermişti. Barış süreci içinde bu rakam sık sık kullanıldı ve Kürtler’e verilen demokratik haklarla devletin bu paraları boşa harcamasının önüne geçileceği topluma anlatıldı. 

AKP askeri harcamalardaki düşüşle eğitim, sağlık ve sosyal alana devletin daha fazla katkı sağlayacağını, hatta daha az vergi toplayıp ekonomik büyümenin artırılacağını savundu. Buna ilişkin Hükümet yetkililerinden gelen onlarca açıklamayı arşivlerde bulmak mümkün. Tabii kulağa hoş gelen bu yaklaşım 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra terk edildi. Daha sonra yaşananları hemen hepimiz biliyoruz. 

Şimdi aynı kişilerden oluşan ama daha savaş yanlısı ve şahin politikalar uygulayan bir iktidar söz konusu. Afrin Operasyonu da bu şahinleşmenin en önemli göstergesi olarak kabul edilebilir. Peki ya operasyonun ekonomiye etkisi? 

Dünya’dan Ömer Faruk Çolak, Afrin Operasyonu’nun ekonomiye olası etkilerini kaleme almış. Yazar, öncelikle, ‘Türkiye 2003 yıllından 2016 yılına değin askeri harcamalarını göreli olarak azaltan bir ülkeydi. 2003 yılında askeri harcamaların GSYH’ye oranı yüzde 3,9 iken, 2016 yılında bu oran yüzde 1,7’ye kadar indi’ tespiti yapıyor. Ardından da ‘Bu tercih 2017 yılından itibaren değişti. Askeri harcamalar 2017 yılından itibaren artma eğilimine girdi’ diyor. Ünlü iktisatçı Paul Samuelson’un ,, meşhur silah ve tereyağı örneğine gönderme yaparak Türkiye’nin geçen yıldan beri silahı tercih ettiğini kaydediyor. 

Çolak’a göre tereyağı yani zenginlik yerine silahı tercih eden Türkiye’nin bu eğilimini finanse etmek için üç seçeneği var. Para basmak, vergi artırmak ya da daha fazla borçlanmak. Çolak, para basmanın Merkez Bankası yasası nedeniyle gündem dışı bir olasılık olduğunu belirtiyor. Vergiler konusunda ise zaten önemli vergi artışları yapıldığını söylüyor. Kurumlar vergisindeki 2 puanlık artışı, hatta gazlı içeceklere bile vergi getirildiğini hatırlatıyor. 

Geriye en akla yatkın seçenek olarak borçlanma artışı kalıyor. Çolak bu konuda, ‘Borçlanma oranını yukarı çekmek finansman yollarından birisi. Hükümet bu yolu kullanma konusunda da oldukça hazırlıklı. Ama 2002 sonunda AB tanımlı merkezi yönetim kamu borç stoku 260 milyar iken, 2017 yılının sonunda borç stoku 890 milyar TL’ye yükseldi’ diye yazıyor.

Bu ağır borçlanma tablosuna rağmen Türkiye’nin halen yurtdışından borçlanabilme zorluğu çekmediğinin altını çizen Çolak, yeni dış borçlanma için Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) da devreye sokulabileceğini kaydediyor. Daha fazla borçlanmanın faturasının ise özellikle KOBİ’ler ve dar gelirli vatandaşlar üzerine üzerinde baskı yaratacağını belirten Çolak şunları söylüyor: 

‘Sonuçta operasyonun maliyeti ücretli sınıf ve KOBİ’lerin üzerinde kalır. İktidar partisi açısından bunun çok önemi olmaz. Orta sınıf dediğimiz bu kesim her durumda iktidarın destekçisi. Yani maliyetli de olsa operasyon iktidarın işine yaradı.’

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN