Figen Gunes
Mar 29 2018

'Afrin’le Türkler ve Kürtler arasında çelikten bir duvar örüldü'

 

Kürt siyasetinin akillerinden Ahmet Türk, HEP olarak anılan Kürt siyasi hareketinin ilk yasal partisi Halkın Emek Partisi'nin kurucularındandı. 

Diyalogdan yana barışçıl üslubuyla bilinen Türk, 1980 darbesi sürecinde Diyarbakır zindanında ağır işkencelerden geçti. Cezaevi günlerinden bahsederken, maruz kaldığı ağır işkenceleri hatırlayıp 'yarabbi al canımızı' diyerek uyandığını anımsıyor.
 
Siyasette geçirdiği 40 yılda Kürt sorununu çözmek için harekete geçen merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın mesajını Abdullah Öcalan'a taşıyarak, Türk siyasi tarihinde ki en önemli arabuluculuklardan birini gerçekleştirmişti.
 
Meclis ile cezaevi arasında geçirdiği yaşamında barış ve diyalog adına umutlar azalsa da, Ahmet Türk her dönem ılımlı duruşunu korudu. 

2014 seçimlerinde Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazandı fakat görevden alınarak tutuklandı. Yaşına rağmen Kürtlerin taleplerini her fırsatta dile getiren ve diyalog çağrısı yapan Ahmet Türk, Mardin'de ki evinde Ahval'e konuştu.  
 
- Bu yıl Diyarbakır Newroz'u nasıldı?
 
Bir mücadelenin ruhudur Nevruz. Olağanüstü koşullarda bu yıl Newroz'u kutladık. Hem olağanüstü hal var hem müthiş bir susturma sindirme politikası yürütülüyor. Buna rağmen beklediğimizin üzerinde katılım oldu.

Geçmişte Diyarbakır'da kutladığımız Newroz'larda belediye otobüsleri belli noktalardan halkı taşıyordu. Dolmuşlar da ücretsiz halkı taşıyordu. Bu kez belediye otobüsleri işlemedi hatta özel dolmuşlara izin vermediler ki halkı taşısın. 

Buna rağmen insanlar bazı yerlerde 10 km bazı yerlerde 15 km yürüyerek korkuların hakim olduğu bir dönemde Newroz alanına geldi. Bizce Nevroz'a sahip çıkmaları önemli. Bu yürütülen bugünkü sindirme susturma, çökertme politikalarına karşı halkın duyarlılığını görmek lazım.

Bu yılki Newroz'un mesajı neydi?

Afrin olayı Kürtler açısından önemli, müthiş bir duyarlılık var. Sonuçta bu insanlar bizim akrabalarımız kardeşlerimiz. Her Kürt Afrin'de yaşanan bu dram konusunda hem öfkeli hem de çok dikkatle süreci izliyor ve öfkesini de ortaya koyuyor. 

Belki baskılardan dolayı çıkıp düşüncelerini çok açık söylemiyor ama herkes bu konuda yapılanların büyük bir haksızlık olduğunu, Kürtlere yönelik bir baskı olduğunu söylüyor. 

Afrin'den Türkiye'ye yönelik bir eylem rahatsız eden bir şey yoktu. Ama Afrin'in çökertilmesini burada halk, Kürtlere yönelik genel bir politika olarak görmekte.

- Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nde Newroz'un iptal edilmesini nasıl buldunuz?

Başur'da hükümet Newroz'u Afrin'den dolayı bir yas günü olarak ilan ettiğini söylüyor ama halk Nevruz'u kutladı. Kutlarken de öfkesini ve Türkiye'de yürütülen siyaseti eleştirdi. Başur hükümeti bu konuda çok açık tavır koymaktan çekindiği için aslında bir bakıma Newroz iptal edildi.

Hükümetin izniyle veyahut KDP'nin katılımıyla verilecek mesajlar Türkiye karşısında onları sıkıntıya sokabilirdi. Ve bugün açıkçası KDP gerçekten kendisine düşen sorumluluğu yerine getirmedi.

Yani Avrupa'da ki liderler nasıl endişeliyiz diyorsa KDP'nin açıklamaları da bunun ötesine gitmedi. Başur'da ki hükümet ve parti tabi iktidarda olduğu için bu hükümete de eleştirim. Başur'da bile hükümetin suskunluğu Başur halkı tarafından protesto ediliyor.

Afrin'e ciddi bir saldırı var. Karşı duruş göremedik. Newroz'u Afrin'den dolayı kutlamıyoruz diyenlerin o zaman Afrin için çok ciddi şeyler yapması gerekirdi. Bir refleks göstermek gerekirdi. O refleks olmayınca Afrin için Newroz'u kutlamıyoruz demek çok ciddi ve samimi olduğu mesajını vermiyor.

- Diyarbakır halkında Nevroz günü neler gözlemlediniz?

Yıllardan beri siyasetin içindeyiz. İnsanların konuşmasına bile gerek yok. Bu politikalar karşısında halkın suskunluğundan dolayı acı çektiğini biliyoruz.

- Afrin'e girmenin sonuçları ne olur?

Bugün bunu zafer olarak görenler, yarın yüzyıllarca birlikte yaşamış Kürt Türk halkı arasında ne kadar tahribat yaptığını görürler ve bunun yanlış bir politika olduğunu görürler. Evet sorunlar var. Kürtlerin talebi var; bu talepler hep reddedildi bastırıldı. Ama bir güvensizlik bir duygusal kopuş başladı.

Ama Afrin olayıyla birlikte Türkler ile Kürtler arasında çelikten bir duvar örüldü. Siyasi olarak da bir kopuşun gelişmesine neden oldu. Türkiye'nin Afrin'e girişi ve politikaları ne Türkiye'nin lehine ne Türk halkının lehine. Osmanlı'dan gelen Türk Kürt ilişkileri yüzyıllara dayanan bir ilişki.

Eğer Türkiye demokratik bir ülke olabilseydi, Kürtleri bir halk olarak görüp bu halk konusunda demokratik bir yönetime sahip olup adımlar atsaydı bugün Türkiye belki Ortadoğu'nun en güçlü devleti haline gelirdi.

Ve Kürtlerle kurduğu ilişki üzerinden demokratik bir Türkiye ile de Ortadoğu'nun demokratikleşmesine büyük katkılar sunardı. Ama Türkiye maalesef bu görevi yapmadı hep Kürtleri potansiyel tehlike görerek bir siyaset üretti. Bunun yanlış olduğunu bu siyaseti alkışlayanlar göreceklerdir.

Çünkü söylediğim gibi bırakın burda yaşayan Kürtleri bugün on milyonun üzerinde Kürt batıda yaşıyor, gerçekten onların da bir huzursuzluk içinde olduğunu görüyoruz. Bugün AKP'ye oy veren muhafazakar Kürtler bile müthiş bir üzüntünün, pişmanlığın ve acının içinde.

- Yapılan siyaset Kürtleri milliyetçileştiriyor mu?

Radikalizm ve milliyetçilik ortamın yarattığı bir şeydir. Türkiye milliyetçi bir politika izlediği zaman bu karşı tarafında radikalleşmesini, daha milliyetçi bir çizgiye gelmesini beraberinde getirir. Dünyanın her yerinde böyle.

Tüm dünyada ancak diyalogla sorunlar çözülür; diyalog ortamında halklar birbirini anladığı zaman milliyetçilik gelişmez. Ama inkar red politikaları milliyetçiliği de geliştirir toplumsal kargaşanın büyümesine güvensizliğin artmasına neden olur.

- Uluslararası medya Afrin'de farklı cihatçı grupların Türkiye'nin yardımlarıyla biraraya gelerek radikal muhalif bir cepheyi oluşturduğunu yazdı? Siz nasıl görüyorsunuz?

Afrin'de çok güçlü bir muhalif grup yok. Orda farklı halklar içinde bile ciddi diyalog vardı. Bunu propaganda amacıyla söylüyorlar. Bu halk adına yapılan birşey değil, bunu konuşmak bile gereksiz. Halkın eşyalarını yağmalayan cihatçılar muhalif olarak görülebilir mi halkı temsil edebilir mi? Öyle görmemek lazım.

Türkiye kafa kesen cihatçıları bir araya getirmişse bu dünyanın sorunu. Kafa kesen, mabedleri yıkan, kültürleri ortadan kaldıranlarla Kürtler mücadele ederken, şimdi onların buraya getirilmesinde batı suskunsa bu soru Batı’ya sorulmalı bana değil.

- Suriye Kürt'lerinin statü ve hak mücadelesi ne aşamada?

Günümüz dünyasında hak ve özgürlükler önemli, hak ve özgürlük taleplerinden kimse vazgeçmez. Zaman zaman büyük sıkıntılar sonucunda bir suskunluk olur ama bu kimlik talebi, insanca yaşama talebi, adalet ve eşitlik talebi halkların gündeminden çıkmaz. Suriye'de de bu her zaman gündemde kalacak ve orda ki insanlar mücadele verecekler buna inanıyorum.

- Türkiye'de belediyelerde Kürt partileri tekrar yönetime gelir mi?

Seçimler olduğu zaman halkın desteğinin nasıl olacağını görüyoruz. Referandumda bile bu kadar baskıya rağmen Kızıltepe gibi bir yerde yüzde 78 hayır çıktı. Derik gibi bir yerde yüzde 90 hayır çıktı, Nusaybin'de yüzde 95 hayır çıktı. 

İnsanlar gereksiz yere kendini tutuklatmamak için biraz suskun ve sessiz kaldılar, bunun ötesinde değişen bir şey yok. Bugün insanlar eskisinden daha fazla bugün yürütülen siyasete karşı bir tepki gösteriyor. Bunu açıkça ortaya koymuyor ama biz bunu görüyoruz hissediyoruz.

- Adil seçimler olur mu? Belediyelere atama yapma konusu da gündemde.

Bugünkü hükümet farkındaysanız bir kararsızlık içinde, sonuçlar konusunda endişeli. Bu bakımdan seçimler zamanında yapılacak diyor ama uygun gördüğü bir zamanda hemen bir seçime gidebilir. Tabii çıkarılan seçim yasası ile aslında birçok hukuksuzluğun ortaya çıkacağı konusunda herkes hemfikir. 

Her şeyden önce mühürsüz pusulaların geçerli sayılması, sandıkların taşınması, sandık başına devlet memurlarının atanması gündemde elbette burada sağlıklı bir seçim konusunda herkesin büyük endişesi var. 

İnsanlar tüm bunların neden yapıldığını çok iyi biliyor. Ama ben şuna inanıyorum; halk bazen son günde gereken cevabı verir. Tüm hilelere rağmen birçok şeyin değişebileceğini düşünüyorum. Sadece Kürtler için değil, tüm Türkiye halkı için. Yüz binlerce ihraç var doktorlar, vekiller öğretmenler arasında.

Hile yapılmasına rağmen aşılmayacak bir noktaya getirildiğini düşünmüyorum. Başarılı olamayacaklar. Yüzde 70-80 oy aldığınız yerde diyelim ki yüzde onunu alsın, düşürsün. 

Demokrasi olmayınca herşey olur yarın kazanırsınız tekrar kayyum atayabilirler. Bu konuyu da biliyoruz gelişebilir. Hepimiz bu süreç nereye evrilecek, belediyeler alındığı takdirde neler olur halk da tartışıyor. 

Halk kazansak bile kayyum atar alır bildiği gibi ülkeyi yönetirler diyor. Demokrasi ve hukuk olmayınca insanlar tabii ki her türlü antidemokratik uygulamaların gündeme gelebileceğini tartışıyor ve düşünüyor.

- Halk nasıl bunun önüne geçebilir?

Halk demokratik tepkilerini direnişlerini sürdürdüğü zaman etkili oluyor. Ama dediğim gibi öyle bir süreci yaşıyoruz ki beş insan biraraya gelince suç örgütü niteliğinde değerlendiriliyor. Bu halkın tepkilerini ortaya koymasının önünde bir engel.

 - Hendekler sonrası halkta bir kırılma, HDP'ye karşı mesafeli bir duruş gözlemlediniz mi?

Hendek siyasetinin doğru olmadığını daha önce ifade etmiştim. Biz belki HDP olarak çok şey yaratmadık ama hükümetin Kürtlere karşı davranışı Kürtleri tekrar belli bir noktada bir araya getirdi. Biz değil, hükümetin politikaları Kürtlerin tekrar toparlanmasına katkı sundu. 

Her yerde Kürtleri hedef alan bir politikayı Kürtler görünce sonuçta bazı yanlışlıklara rağmen yine hükümete karşı duruşunu bir yerde ortaya koydu. Belki hükümet kucaklayıcı olsaydı, hendek olaylarından dolayı kırılan insanlar kırgınlıklarına devam ederdi. Ancak hükümetin çok ağır baskıları sonucunda insanlar tabii ki hükümetin yaptıklarından dolayı kendi konumunu ve durumunu koruyor. 

Hatta AK partiye oy veren muhafazakar Kürt'lerde bile bir kopuşun olduğunu görüyorum onlar da hükümetin yaptıklarının doğru olmadığını söylüyorlar. Belki çıkıp Türkiye kamuoyuna karşı açıklama yapmıyorlar ama bugün yürütülen politikanın haksız ve yanlış olduğunu belirtiyorlar.

- Hükümet Kürt illerinde güvenlik eksenli politikalarına devam eder mi? Seçimler yaklaşırken yeni bir diyalog masası olası mı?

Aslında bütün zor dönemlere rağmen ortak aklın ve doğru siyasetin işlemesi için çaba göstermek lazım. Ama bugün hükümet ve Erdoğan adeta ipleri koparan bir anlayışla siyaset yürütüyor. Sindirme politikalarını yürütüyor ve açıklamalarından gördüğümüz kadarıyla bu politikaları yürütmeye devam edecek. 

Ama gönül isterdi ki bütün yaşanan bu acılara rağmen yeniden demokratik bir sürecin başlatılması ve diyalog ortamının oluşması konusunda bazı reflekslerin gösterilmesiydi. Ama şu anda bana göre çok mümkün görünmüyor.

- Bir masa kurulması halinde uluslararası arabulucu şartı konmalı mı?

Bütün dünyada sorunlar ancak üçüncü tarafın devreye girmesi ile çözülmüştür. Bir gözlemci grubu veya hakem rolünü oynayacak bir güç olmadığı zaman aşılması çok zordur. 

İrlanda'dan Güney Afrika'dan tutun Balkanlar'a Filipinler'e kadar üçüncü bir güç, üçüncü bir gözlem devreye girerek barışın sağlanması ve yeni bir sürecin başlamasında öncülük etmişler ve katkı sunmuşlar.

 Elbette biz de bunu söylüyoruz. Dünya eğer gerçekten Ortadoğu'da Türkiye'de bir istikrar istiyorsa bunu ciddi şekilde gündemine almalı yani hakem rolünü oynamalı. Ve sorunun çözümü konusunda hangi taraf adım atmıyor bu belirlenmeli ve bütün dünya bunu görmeli. İki taraf olunca birbirini eleştirerek adeta bir savaş ortamına zemin hazırlıyorlar. 

Ama üçüncü bir güç olunca bu değişir. Amerika şart değil küçük bir ülke olabilir. Ama bu ülkeye Birleşmiş Milletler ve diğerleri destek verir. Hatta büyük devletlerin devreye girmesi baskı gibi görülüyor ama bir İsviçre gibi Norveç gibi küçük bir ülke bu rolü alırsa ve dünya bu konuda destek verirse daha yararlı olur.

- Yalnızlaştıkları bir süreçte HDP meclisten çekilmeli mi?

Bunun kararını grup vermeli mutlaka tartışıyorlardır. HDP'nin tek başına çekilmesi parlamentoyu veya hükümeti sıkıntıya sokmaz. Bugün bu uygulamalardan hoşnut olmayan muhalefet partileri birlikte çekilseydi anlamlı olurdu. 

CHP ana muhalefet olarak orada kaldıktan sonra, HDP'nin çekilmesinin siyaset ve Türkiye üzerinde bir etkisi olmayacaktır. Ama CHP gibi bir parti hukuk demokrasi kalmadı deyip çekilseydi HDP kendiliğinden çekilirdi. HDP'nin tek başına çekilmesinin bir yararı yok.

- Pervin Buldan'ın referandumda ki hayır cephesi birleşsin yönünde bir açıklaması vardı. Sizce bu gerçekleşir mi?

Herhangi bir parti ile ittifak yapmamız mümkün değil. Böyle olması halinde iktidar bunu iyi kullanıp, diğer muhalefeti yıpratmaya çalışacaktır. Ama ortaklaşmanın da Türkiye'de bir ihtiyaç olduğunu herkes görüyor. Bir demokrasi cephesi illa bir ittifak şeklinde olmayabilir. 

Çok doğru, herkesin beğendiği bir aday çıkarırsınız; ikinci tura kaldığı zaman zaten insanlar kendiliğinden ittifaka gider. HDP'nin ve  CHP'nin ittifakı şeklinde değil, ‘Demokrasi için ittifak.’ Veyahut ortak çalışma zemini için ittifak. 

Yoksa AKP'nin, MHP'nin, BBP’nin dediği şekliyle, bir ittifaktan çok demokrasi için ortaklaşma ki bu cephe muhakkak kendiliğinden gelişecektir. Rahatsız olan kesimler tarafını ortaya koymalılar. Türkiye bunu gerçekleştirmek zorunda yoksa gerçekleştirmezse umutlar kaybolur.

- Mecliste mikrofonlar kapanıyor. Diğer yandan vekil sayıları düşüyor. Kürt siyaseti bundan sonra nasıl evrilecek?

Geçmişte de yaşadık. 1993-94 yıllarında birçok ilçede örgütümüz yokken, partiyi kuramıyorlarken ordan en yüksek oyları aldık. Partimizin olmadığı kimsenin örgüt kurmaya yanaşmadığı yerlerde çok oy topladık. Şırnak'ta birçok yerde parti kuramıyorduk ama seçimde en yüksek oylar geldi, onun için bunları tartışmanın anlamı yok. Halk nasıl davranacağını çok iyi biliyor.

Çok ağır bir süreç yaşanıyor, bu sürecin nereye evrileceğini tartışıyoruz ama hesabını yapmak zor oluyor. Mesela 1980'leri yaşadık darbe oldu. Hepimiz cezaevlerindeydik. Diyarbakır zindanındaydık. O dönemde belki Hitler kamplarında olmayan işkenceleri yaşadık. 

Sabah kalktığımızda yarabbi canımızı al kurtulalım diyorduk. Öyle bir işkence, ama o sürecin ne kadar süreceği konusunda bir tahminimiz vardı. Bugün bir tahmin yapamıyoruz bu sürecin nereye evrileceği, ne kadar uzayacağı konusunda. Ben şahsen bir tahmin yapmakta zorlanıyorum.

- Kürt gençleri bu süreçte radikalleşiyor mu?

Kürtler aslında barışçıl bir halktır. Çocuklarını kaybetmiş aileler bile barış için hep çağrı yapıyor. Barışın sağlanması konusunda umut ediyor. Ezilen insanların ırkçı milliyetçi olması mümkün değil. 

Daha fazla çağdaş evrensel değerlerin gündeme gelmesi ve buna uygun politikaların üretilmesi konusunda ısrarlıdır, toplum büyük bir yapıdır, tabii güvenini kaybeden radikalleşen insanlar olabilir.

Ama Kürtler genelde demokratik ortak gelecek için umutlarını muhafaza ediyor bunun talebini hep gündeme getirmiş taşımıştır. Milliyetçiliğin arttığı bir yerde, şoven ırkçı sloganların olduğu bir anlayış karşısında bundan etkilenip milliyetçi radikal bir çizgiye gelebilir. 

Bu toplumun tamamı anlamında demiyorum, gençlerde böyle bir duygu gelişebilir. Ama Kürtler sorunların diyalogdan yana çözümünden yana genel olarak.

- Kürt partileri kendi içinde lideri kutsayan tarikatımsı yapılar mı geliştiriyorlar? Bu Kürtlerin birliğinin önünde engel mi?

Ortadoğu'da Kafkasya'da böyle bir gelenek var, lider önemseniyor. Demokrasisini daha güçlü hale getirmiş ülkelerde halkın talepleri doğrultusunda siyaset üretiliyor. Ama Ortadoğu coğrafyasında Türkiye'de liderlerin toplum üzerinde büyük bir etkinliği var. Hele lider mağdur ise etrafında toplamak kolay oluyor.
 
Biz Kürtlerin birliğini isterken bir halka karşı bir birlik olalım mantığıyla söylemiyoruz. Yani kararların sağlıklı ortaya çıkması ve bu kararları o birliğin vermesi, hem demokratikleşme açısından, hem sorunların çözümünü kolaylaştırıcı olması için gündeme getiriyoruz. 

Diyelim ki, Kürtlerde bir ulusal kongre olsa hiçbir hareket birlik kendi başına hareket edemez, ulusal birliğin kararlarını göz önünde bulundurmak zorunda. 

Bu bakımdan biz ulusal birlik çağrısı yapıyoruz ama biz bunu yaparken Türkiye, Irak, İran sanki kendilerine karşı bir birlik olarak görüyor. Aslında sağlıklı kararların alınması için yani bu halk çok acı çekmeden demokratik bir geleceğe hazırlama konusunda önemlidir.

- Ortadoğu'da Kürtlerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Hak, özgürlükler, insani evrensel değerler, Kopenhag kriterleri ayaklar altına alınmış bir dünyada yaşıyoruz. Uluslararası menfaatler ön planda. Tabii ki egemen güçler bu hesaplarını hep yapmak zorunda. Newroz'da da dile getirdim.

Acaba Türkiye'yi bir bataklığa mı sürüklediler? Türkiye'nin güçlenmesinden rahatsız mı oldular? Kürtlerle kapıştırdılar. Bu ihtimali bile düşünüyorum ama toplumun bir vicdanı var. Toplum bir gün bu yanlışlıklar konusunda ayağa kalkacak ve bu yanlışlıklar konusunda kendi devletini bile sorgulayacaktır. 

Bu bakımdan Amerika'nın Rusya'nın gücüne taparak birçok şeyi elde edeceğimizi düşünmedik. Halk iradesi ile o mazlum mağdur demokrasi talepleri ile dünyaya sesini duyuracak. Dünya bir yerde sorunun çözümü konusunda devreye girecek. 

Balkan örneği var. Katliamlar yaşandı. Dünya uzun bir süre suskun kaldı ama ardından devreye girmek zorunda kaldı. Böyle bir şey de gerçekleşebilir. Ama sonuç olarak ben bütün bunları satranç oyunu gibi değerlendirmek gerektiğini, bunların arkasında aslında farklı bir fikir olduğunu düşünüyorum.

- Kürtlerin geleceği için son dönemde atılan atımları nasıl buldunuz?
 
Referandum yapmak bağımsızlık ilan etmek sorunları çözmüyor. Birlikte yaşadığınız halklar ile doğru bir yaşam biçimini esas almak gerekiyor. Irak Kürdistan'ında bağımsızlık referandumu yapıldı sonucunda bazı haklarını bile kaybettiler.

Şimdi biz başından beri halkların ortak mücadeleyi örgütlemesinden yanayız. Bizim Türkiye halkıyla sorunumuz yok. Türkiye halkını milliyetçileştiren siyasete karşı tepkimiz var. Kürtler Türkler ortak gelecek için biraraya gelebilirler ama yapılan kışkırtıcı açıklamalar halkları karşı karşıya getirip maalesef bu ortak gelecek konusunda zarar verdi.
 
Kuzey Irak Kürdistan'ında bağımsız bir devlet yerine Arap halkıyla ortak demokratik bir gelecek, hakkına hukukuna saygı gösterildiği bir gelecek bence bir Ortadoğu bataklığına sürüklenmekten daha iyidir. Tabii her halkın kendi kaderini tayin hakkı vardır ama adımları doğru hesaplamak lazım.