Şub 04 2018

Financial Times makalesi: Sahte bayrak provokasyonu ile ABD-Türkiye çatışması çıkarılabilir

Türkiye’nin Afrin operasyonu, yabancı medyanın üzerinde en fazla yorum yaptığı konulardan biri.

İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden the Financial Times'ta, emekli diplomat Sinal Ülgen tarafından kaleme alınan ve işbirliğinin hem Türkiye hem de ABD’nin çıkarına olduğunu savunan bir makale yayınlandı.

Ülgen’in yazısının ilgili bölümü şöyle:

Ankara’nın Suriye’deki eylemeri, tehlikeli bir askeri karşılaşma ihtimalini doğuruyor. Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki sınır ötesi askeri operasyonu, iki NATO müttefiki arasında korkutucu bir doğrudan bir karşı karşıya gelme ihtimalini de beraberinde getiriyor.

Ancak bu ihtimal, sadece askeri harekatın ölçeğine değil aynı zamanda Washington’un Türkiye’nin gerçek niyetlerini okuyup okumamasına bağlı.

Ankara’nın harekata başlarkenki birincil hedefi, PKK’nın bir kolu olan Suriyeli Kürt militan gücü YPG’nin elinde bulunan Afrin’de kontrolü ele geçirmekti.

Ancak, Erdoğan operasyonun, her ikisi de YPG kontrolündeki Kürt kantonları Menbiç’e ve muhtemelen Rojava’ya genişletileceğini söyledi.

Rusya’nın etki alanındaki Afrin’in aksine, Menbiç ve Rojava, ABD tarafından IŞİD’e karşı YPG’yi eğitmek için kullanılıyor.

İki binden fazla Amerikan askeri personeli ve özel güçleri bu bölgede konuşlanmış vaziyette. Erdoğan ve Trump arasındaki gergin telefon konuşmasında, Trump mevkidaşını Türkiye ve ABD askerleri arasında olası bir askeri karşı karşıya gelme konusunda uyardı.

Şimdi, iki NATO müttefiki için çizilen bu aşırıcı senaryo tamamen ihtimal dışı değil. Kilit faktör, Türkiye’nin Suriye’de ABD ordusu ile gerçekten karşı karşıya gelmeyi isteyip istemediğidir.

Ya da durum, Ankara’nın, Amerikalıları Suriyeli Kürtlerle daha derin bir ilişki geliştirmekten caydırma amacına matuf saldırgan söylemden mi ibaret?

Aynı ölçüde önemli olan bir başka husus da, Washington’un Türklerin blöf yaptığına ve Menbiç’teki YPG’ye ve ötesine saldırmayacağına inanıp inanmadığı.

Tarih, güvenin zedelendiği durumlarda tarafların yanlış hesaplar yaptığını gösteren örneklerle dolu. Endişe verici olansa, Türkiye ve ABD arasında ilişkilere önceden payanda olan kurumsal bağların aşınması.

Askeri ilişkiler eskiye oranla çok daha kötü. Dahası, hem Ankara hem de Washington’da geleneksel dış politika kurulu düzeninin giderek zayıflaması, durumun kontrolünü giderek zorlaştırmakta.

İki ülke askerleri arasındaki doğrudan bir askeri karşı karşıya gelmenin, transatlantik güvenlik uygulamaları üzerinde doğrudan etkisi olacaktır. Moskova, Tahran ve hatta Şam’ın yararlanacağı böylesi bir senaryoda, bir provokasyonu tetiklemek için gerçekleştirilebilecek bir ‘sahte bayrak’ operasyonu ihtimali yok sayılamaz.  

Türkiye ve ABD arasındaki bir işbirliği atmosferi, yitirilen güvenin yeniden tesis edilmesine katkı sağlayabilir. Bu da iki müttefik arasında, Suriye’nin geleceği konusunda müzakereleri hayati kılmaktadır.