Oca 27 2018

The Nation makalesi: Kürtlere saldırı ülkenin en demokratik gücünü tehdit ediyor

 

Afrin operasyonu dokuzuncu gününde de devam ediyor. Yer yer çatışma ve kayıp haberleri ajanslara düşerken, yabancı medyada da art arda harekatın Suriye, Türkiye ve Kürtler üzerindeki etkisini irdeleyen makaleler yayımlanıyor.

The Nation’da Meredith Tax tarafından kaleme alınan yazıda, ABD safında IŞİD’e karşı savaşan Kürt militan gücü YPG’nin Suriye’nin en demokratik ve çoğulcu gücü olduğu ve Türkiye’nin operasyonu nedeniyle bu yapının tehdit altında olduğu belirtiliyor.

Yazının satırbaşları ise şöyle:

Geçen hafta Türkiye, hava gücünü de kullanarak Suriye’deki Kürt kantonu Afrin’e düzenlediği operasyonla Suriye savaşında yeni bir cephe açtı -hem de ortada bu saldırıyı provoke edecek herhangi bir sebep yokken ve Deyrezzor’da ABD destekli YPG güçlerinin IŞİD’e karşı savaş devam ederken.

ABD ile zaten kırılgan olan ilişkisini daha da riske atan Türkiye, Suriye operasyonu ile savaşta yeni bir cephe açtı ve cihatçıların Kürtlere saldırmasına yeşil ışık yaktı.

Erdoğan’ın, “tüm terörist yuvaları”nın yok edileceğini açıklamasının ardından, özel kuvvetler, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) militanları ile başlayan harekatın kara ayağı hız kesmiş vaziyette ve Türkiye yoğun bir şekilde bombardımanı sürdürüyor.

Şu ana kadar 24 sivilin öldürüldüğü ve beş bin kişinin evsiz kaldığı tahmin ediliyor. Yerinden edilenlerin kaçacak bir yeri yok çünkü Türkiye sınıra bir duvar ördü. Halep’e ulaşanlarsa Suriye hükümetine ait kontrol noktalarından geri çevriliyor.

Bu arada Erdoğan, içeride operasyonu eleştiren gazeteci ve politikacıları tutukluyor -sayı halihazırda 91 ancak giderek artıyor.

Operasyona kadar Afrin, Türkiye’nin ambargosuna rağmen Suriye’nin en istikrarlı bölgelerinden biriydi ve zeytinyağı sabunu ile ünlüydü. Aynı zamanda yüz binlerce mülteciye ev sahipliği yapıyordu. Savaştan önce 400 bin olan nüfusu savaş sırasında 750 bine çıktı.

Afrin kuzeyde Türkiye, diğer yönlerden ise Suriye hükümeti ve el Kaide’de dahil isyancı güçler tarafından kuşatılmış vaziyette. Rojava’nın diğer bölgelerinde olduğu gibi Afrin de demokratik bir şekilde yönetiliyor. Dini ve etnik çoğulculuk, güçlendirici bir adalet, kadınların özgürleştirilmesi, ekoloji ve ekonomik işbirliği Afrin’e yön veren değerler.

Rakka’da IŞİD’e karşı savaşın kazanılmasının ardından, ABD ve bu radikal Kürtler arasındaki askeri ittifakın ne yöne evrileceği hep ucu açık bir meseleydi.

ABD’nin, 650 savaşsını Rakka’da kaybeden ÖSO’ya gelecekte de destek vereceği taahhüdü meyvesini verdi ve Washington 15 Temmuz’da Rojava’nın Türkiye ve Irak sınırında, Fırat Nehri boyunca Rojava’yı Suriye  30 bin kişilik bir Sınır Koruma Gücü oluşturacağını açıkladı.

Öngörülebilir şekilde Erdoğan çılgına döndü ve, “Müttefik diye nitelediğimiz bir ülke sınırlarımızda bir terör devleti kurmak için ısrar ediyor” dedi.

Rusya’nın da ABD’ye itirazı vardı. Hem Rusya hem de İran, Suriye’de daimi askeri üsler kurmayı planlıyor ve hiçbiri ABD’nin aynısını yapmasını istemiyor.

Geçen Mart ayında, Kürtler Rusya ile bir anlaşma yaparak buraya bir Türkiye saldırısını önleme karşılığında Afrin’de bir üs kurmasına izin verdi. Bununla birlikte, 18 Ocak’ta Türkiye, Moskova’ya bir diplomatik misyon gönderdi ve iki gün sonra da Esad rejiminin temsilcileri Rusya’nın Hmeymim’deki askeri üssünde YPG liderleri ile bir araya geldi.

Bu temaslarda, Rusya Afrin’in Esad yönetimine devredilmesi halinde burayı koruyacağı taahhüdünde bulundu. Uzmanlara göre, Afrin’in Suriye hükümetine devri hayati öneme sahip ve Rusya bunun için Kürtlere, Suriye’nin başka herhangi bir yerinde resmi bir kendi öz yönetimlerini sağlayabilecek bir yer gösterecekti. Amaç, Suriyeli Kürtlerin varolabilmek için Şam’a ihtiyacı olduğunu dünyaya göstermekti.

YPG bu öneriyi reddettiğinde, Rusya askerlerini çekti ve Türkiye’ye yeşil ışık yaktı. Bu ihanet, muhtemelen Rusya’nın Soçi’de planlanan barış görüşmelerinin de sonu oldu. En azından, Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu’nun bu görüşmelere katılmayacağı neredeyse kesin.

Peki, ABD Kürt müttefiklerini, NATO müttefiki Türkiye’ye karşı korumak için ne yaptı? Temelde hiçbir şey. Sadece ‘gereksiz ikincil kayıpların önüne geçilmesi’ tavsiyesinde bulundu.