Şub 18 2018

'Rusya, Afrin hava sahasını Türkiye'ye açarak YPG'ye bedel ödetti'

Türkiye'nin 20 Ocak'ta giriştiği ve hala devam eden Zeytin Dalı Harekatı, Türkiye'nin Suriye'de kalıcı olup olmayacağı tartışmalarını da beraberinde getiriyor.

Gazeteduvar yazarı Aydın Selcen'e göre, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) girdiği yerden çıkmaz ve TSK'nın hem Suriye hem de Irak'ta düzenlediği askeri harekatlar, içerdeki tarihi gelişmelerden ve siyasetten bağımsız okunamaz. Selcen'e göre, kurulu düzenin siyasete hakimiyeti, hatta bizatihi kendi, içeride Güneydoğu, dışarıda Suriye ve Irak’tan (ve Kıbrıs’tan da) beslenir.

 

Suriye’de, Türkiye’nin ulusal güvenlik kaygılarını ABD anlamıyor, İsrail’inkileri Rusya (RF). Anlamıyor yahut umursamıyor veya önemsemiyor. Belki gerçekçi bulmuyorlar. Ötesi, İsrail (dahi) ABD’nin Suriye’de ne yapmak istediğini tam olarak çözümleyemiyor. Bu yönüyle, Ankara’nın Vaşington hakkındaki kafa karışıklığı yahut kuşkularının demek istisna olmadığını da teslim etmeli.

Suriye'de tarafların birbirinin güvenlik kaygılarına bigane kaldığına değinen Selcen, geçtiğimiz günlerde Ruslar'ın ağır kayıp verdiği, ABD ile Rusya'yı karşı karşıya getiren saldırıya dair şunları yazıyor:

"Rusya destekli paralı askerler ve Şam yanlısı milislerden oluşan beş yüz kişilik bir muharip grup, Deyrezor havalisindeki Huşam petrol sahasına ve yine oralarda Fırat’ın doğusunda kalan eski CONOCO gaz tesislerindeki SDG karargahına ağır silahlarla saldırdı.

ABD öncülüğündeki Koalisyon ağır ve hızlı yanıt verdi. Saldırgan grup yüzün üzerinde kayıp vererek çekildi. Söz konusu saldırının pek de ani gelişmediği ve grubun oluşumu ile niyetinin olayın başlamasından sekiz saate yakın önce zaten izlenmekte olduğu da bilahare anlaşıldı."

Rusya'nın bu saldırıya yanıt olarak, Türkiye hava kuvvetlerine Afrin hava sahasını açtığını belirten Selcen, "Böylece, ABD destekli YPG/YPJ güçlerine dolaylı yoldan bedel ödetmiş oldu. Rusya, kendi uçağını MANPADS ile düşüren cihatçılara ise Idlip’te faturayı kendi kesti. Böyle olunca, Türkiye de Idlip’e girdi, Astana’da belirlenen çatışmasızlık bölgesine konuşlandı. Fakat bu bölgede İran destekli milisler ve Suriye ordusuyla karşı karşıya kaldı. Rusya'nın’nin havadan bombardımanı da sürüyor" yorumunu yapıyor. 

Selcen yazısına şöyle devam ediyor:

"Daha güneyde Golan Tepeleri sınırında ise 1982’den bu yana ilk kez bir İsrail F-16 uçağı düşürüldü. Uçağın düşürülmesinde kullanılan hava savunma sisteminin Rusya menşeli olduğu aşağı yukarı belli. Ancak eskiden kalma bir silah mı, yeni ve daha gelişkin bir düzenek mi devredeydi pek anlaşılamadı. Rusya radarlarının da Suriye hava savunmasıyla entegre çalıştığı belirtiliyor. Gerilim düşük tutulmaya çalışılsa da İsrail ile İran’ın Hizbullah ve ortaklarıyla son bir kapışmaya girme olasılığı çok yüksek.

Tüm bunlar bize Suriye’de vekalet savaşlarının ardından artık vekalet sahibi devletlerin doğrudan bir savaşa girmeleri yahut istem dışı bu tür savaşın patlak vermesi sakıncasının çok ciddi geliştiğini gösteriyor. Suriye ile ilişkilerimizin tarihine baktığımızda Hatay’ın 1939’da ilhakı, 1957’de askeri müdahalenin gündeme gelmesi, 1982’de Hama’da Müslüman Kardeşler ayaklanmasına destek, Öcalan’ın 1980 başlarında Şam’a yerleşmesi, Hafız Esat’ın PKK’ye desteği, 1995-99 döneminde Suriye üzerindeki örtük baskının artması, yaşanan istihbarat savaşları ve nihayet 2011 sonrasında yaşananlar ile halen Esat’ın devrilmesi ısrarımız söz konusu sakıncayı en çok bizim ciddiye almamız gerektiğini düşündürüyor."