Oca 24 2018

'Suriye'nin 3'te 1'i PKK bağlantılı örgütlerin elinde: Gitti IŞİD geldi PKK'

 

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Suriye'de rejime karşı savaşan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) militanlarının düzenlediği Afrin Operasyonu 5. gününe girdi. 

Bölgede olup bitenlerle ilgili hala bilgi kirliliği mevcut. İktidara yakın kaynaklar biteviye bir ilerleme ve başarı tablosu çizip, zafer propagandası yaparken 'karşı' tarafta konumlanan kaynakların da benzer bir yaklaşım sergilediği görülüyor.

Bu nedenden ötürü, kendini bağımsız olarak konumlandıran medya organları, Afrin ve civarında olup bitenleri yabancı kaynakların haber ağlarından aktarmak durumunda kalıyor.

Bu duruma işaret edenlerden biri de T 24 yazarı Oğuz Güvenalp. 

Gelişmeleri France24'ten takip ettiğini ve Türkiye'de ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar nedeniyle doğru habere erişimde büyük sıkıntılar yaşandığına dikkat çeken Güvenalp, programa katılan Fransız bir gazetecinin önünde harita ile sunum yaptığına dikkat çekiyor.

Türkiye'deki 'iliştirilmiş' medya gerçeğine değindikten sonra Güvenalp, Fransız gazetecinin, 'Suriye'nin üçte birinin PKK bağlantılı örgütlerin kontrolünde' olduğu ve PKK'nın 'terör örgütü olduğu' yönündeki tespitini aktarıyor.

"Yani 'gitti DAEŞ, geldi bunlar' algısı. Ben bu noktayı çok önemli buluyorum."

Operasyonu haklı bulan Güvenalp şöyle sürdürüyor yazısını:

"Hiç bir devlet hemen yanı başında toprak bütünlüğüne ve ulusal güvenliğine tehdit olarak algıladığı bir oluşuma göz yumamaz. Gücü var ve koşullar uygunsa o oluşumu hemen ezmeye yönelir, gücünü yeterli ve koşulları uygun görmüyorsa başka yollara başvurur. Bu her yerde her zaman böyledir. (Devlet dediğimiz varlıklar da bu gibi durumlarda, başka bir beklentileri yoksa, birbirini hoş görmeye eğilimlidir. )

Gücü zaten olan Türkiye koşulları da uygun görerek harekete geçti. Belki Türkiye daha bekleyebilirdi. Ancak ABD’nın nerdeyse sürrealist (!) “Kuzey ordusu” kurma açıklamaları Türkiye’yi elini çabuk tutmaya itti. Buna “beklenen oldu” da diyebiliriz. Keşke bu raddeye gelinmeseydi. Biz Kuzey Suriye’deki otorite boşluğunun nelere mal olabileceğini zamanında iyi hesaplasaydık. DAEŞ’a karşı mücadeleyi başkalarına bırakmasaydık. ABD farklı bir politika izleseydi. Birileri de Orta Doğu karışıklığından, fırsatçılık yapıp yeni bir devlet çıkarmaya çalışmasaydı. Ne yazık ki, keşke’lerle tarihi yeniden yazamıyoruz."

Türkiye’nin harekâtına uluslararası kamuoyunda çok ciddi bir karşı çıkış göremediğine dikkat çeken Güvenalp, (Avrupa Konseyi Parlementerler Meclisi'nin konuyu acil gündeme almayı reddettiğini hatırlatıyor.

BM Güvenlik Konseyi’nin toplantısından da bir şey çıkmadığını savunan Güvenalp, diğer devletlerden gelen itirazların da bu tür durumlarda genellikle yapılan türden olduğuna dikkat çekiyor ve ekliyor:

"Ancak, destek olduğunu söylemek de zor. Daha çok tereddüt ve endişe görülüyor. Bu arada genel imajımızın pek olumlu olmadığını ve bu hususa sık sık vurgu yapıldığını görmekte yarar var. Harekât uzarsa, sivil can kayıpları artar, yerel ahalinin kitlesel kaçışları başlarsa, Afrin’de sokak çatışmaları çıkar, televizyon ekranlarına yansırsa algı hızla değişebilir. Dolayısıyla harekât uzadıkça riskler de artacaktır. Bu çerçevede yapılabilecek büyük bir yanlış da, iç politika nedenleriyle harekâtı bir fetih havasına sokmaktır. Bu tür harekâtlarda girmek kolay, çıkmak zordur. Yerel halkın desteği olmazsa tutunmak daha zordur."

Meselenin hassas olduğunu ve Kürt vatandaşlara iyi anlatılabilmesi gerektiğinin altını çizen Güvenalp, "Konuşmak, anlaşmak için şarttır. Birlik beraberlik için de anlaşmak şarttır" yorumunu yapıyor.

Rusya'nın Ortadoğu’ya girdiğini ve atırk çekilmeyeceğini belirten Güvenalp, buna rağmen Türkiye ile iyi geçinmesi gerektiğinin bilincinde olduğuna değiniyor.