Oca 23 2018

Türkiye uzmanı Cook: ABD'ye duyulan asırlık güvensizlik operasyonu ateşledi

 

Afrin operasyonu karadan ve havadan sürdürülen saldırılarla dördüncü gününe girdi.

Harekatın sebep ve sonuçlarına ilişkin dünya medyasında yazılar yayınlanmaya devam ediyor.

Onlardan biri de Türkiye uzmanı Steven A. Cook'un The Atlantic'de kaleme aldığı ve operasyonun, "Yaklaşık yüz yıldır Amerika'ya duyulan güvensizlik ve Kürtleri yenme saplantısı tarafından ateşlediğini" savunduğu yazı. 

Cook güncel harekat için tarihte yolculuğa çıktığı yazısında şunları belirtiyor:

19. yüzyıl'da Britanya, Fransa ve Rusya, her biri Osmalı İmparatorluğu'nun bir parçası olan Yunanistan, Sırbıstan, Montenegro, Bulgaristan, Tunus ve Mısır'ı işgal etti veya bağımsızlığa teşvik etti.

1920'de 1. Dünya Savaşı'nın galipleri, Osmanlıları Sevr Antlaşması'nı imzalamaya zorlayarak, daha sonra Lübnan, Suriye, Ürdün ve İsrail haline gelen bölgeyi Osmanlı'dan ayırmış oldu.

Anlaşma ayrıca Fransızlara, Anadolu'nun güneydoğusunda, manda altına aldığı Lübnan ve Suriye'ye komşu bir bölgede imtiyazlar verdi. Öte yandan İtalyanlara, Antalya ve Konya dahil olmak üzere Anadolu'nun güney ve orta bölgeleri devredildi. Yunanlılar ise İzmir'i aldı.

Buna karşılık, daha sonra Atatürk olarak tanınacak, Mustafa Kemal isimli bir subay, milliyetçi bir grupla beraber bir ordu kurup Müttefikleri, 29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti olacak bölgeden sürdü.

Atatürk'ün zaferine ve Türkiye'nin büyüyerek bölgede güç elde etmiş olmasına rağmen, imparatorluğun parçalanması ve arda kalanların bölünmeye teşebbüs edilmesi, Türkiye politikasında dış güçlere karşı oluşan derin ve güçlü bir güvensizliğin tohumlarını attı.  

94 yıllık bağımsızlık boyunca Türk liderler, 1. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan kabus parçalanmanın bir daha asla tekrarlanamayacağını açık ve net ifade ettiler.

Ama yine de oldu, tüm çabalarına rağmen --her ne kadar güncellenmiş bir şekilde olsa da, ABD'nin de dahil olduğu ve Kürtlerin Rojava veya Batı Kürdistan dediği Suriye bölgesinde. Bu durum, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ordularını geçen hafta Suriye'nin kuzeybatısındaki Afrin'e neden gönderdiğini açıklıyor.

Bölge, Suriye Kürt Demokrat Birliği Partisi PYD'nin ve onun savaş gücü olan Halkın Koruma Birimi yani YPG'nin kontrolü altında. Bu güçler, İslami Devlet'le savaşırken ABD'nin etkin ortaklarından biriydi, ama aynı zamanda hem Türkiye hem de ABD tarafından terörist bir grup olarak kabul edilen PKK'nın da bir parçası. 

Türk yetkililer bu opearasyonu anti-terörist bir kampanya olarak adlandırırken  (tuhaf şekilde operasyonun adı Zeytin Dalı), Türkiye'nin konuyla ilgili açıklaması gereken çok şey var. Suriye'deki anlaşmazlık süresince, Türk hükümeti cihatçılara göz yumdu, El Kaide üyelerine yataklık yaptı ve İslami Devlet'e karşı savaşmakta kararsız davrandı. 

Yine de Türk operasyonu son derece rasyonal temellere dayanıyor --sadece Türklerin Suriye'deki savaşı nasıl algıladıkları ve kendi güvenlikleri üzerindeki etkisi açısından değil, Türkiye'nin coğrafyası, kimliği ve büyük güçlerle olan problemli tarihi açısından da.

Washington'dakiler sık sık Türkiye'nin bulunduğu yer sebebiyle stratejik öneminden bahsediyorlar. Ülkenin başkenti Ankara, coğrafi olarak, ABD'nin dış politikalarında konu olan Balkanlar, Doğu Akdeniz, Kafkaslar ve Orta Doğu gibi ülkelerin hemen hemen tam ortasında. Bu coğrafyanın Türkler için dezavantajları da var.

Osmanlı İmparatorluğu'ndan artakalan bir devlet olarak Türkiye, tehditkar, dengesiz ve muhalif ülkelerle uzun sınırlar paylaşıyor, bu gerçeğin Türkler de farkında.

Atatürk'ün ünlü sözleri "Yurtta sulh, dünyada sulh" sözlerini yerine getirmek, kendi birliğini bu derece tehdit eden ülkelerle sarılıyken çok zor. Erdoğan 2016'da, 1923'te yapılan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırlarını belirleyen Lozan Antlaşması'nı sorguladığında herkes şoka girmişti.

Bu coğrafi kader, Türkiye'deki etnik-ulusal devlet içerisindeki çözümlenemeyen problemleri şiddetlendiriyor. Ülkenin politik, sosyal ve ekonomik hayatına dahil olan ve başarılı olan Kürtler olduğu doğru.

Ama ayrıca, Türkiye'deki 15 milyon Kürt vatandaşı arasında, toplumdan dışlanan, cumhuriyet tarihi boyunca kimliklerini inkar etmek zorunda kalan veya "Kürtlüğünü" dile getirmekte zorlananlar olmuştur.

Bu tür durumlar, bölücülerin PKK olarak şekillenmesine sebep olurken, Türkler arasında da bu grubun Türkiye'nin güneydoğusundan büyük bir parçayı almak istediği yönündeki korkuları artırmıştır. 

Coğrafi açıdan kırılganlığı ve bitip tükenmeyen kimlik mücadelesi üzerine kurulu her Türk endişesi, Türkiye'nin büyük güçlerle olan mutsuz geçmişine ve Suriye'deki mevcut çatışmaya bağlı.

Amerikalıların dört sene boyunca Suriye'deki katliama müdahale etme konusundaki isteksizliği Türk güvenliği için bir tehdit teşkil etti ve ardından ABD Kobani'den sonra müdahale edince, bunu Türk güvenliğini tehdit eder bir tavırla yaptı.

YPG, İslami Devlet'i Amerikan yardımıyla ezerken, Suriye-Türk sınırı boyunca gitgide daha fazla alanı ele geçirdi. Tabii ki ABD, Türkiye'nin İslami Devlet'le çatışma içine girmeye isteksiz olması sebebiyle YPG'yle çalışmak durumunda kaldı, ama Türk liderler hemen hemen her seferinde bu noktayı unutuyor, 

Amerikalı siyaset yapıcıların aksine Türkler (haklı olarak) YPG ve PKK arasında hiçbir fark görmüyor. İslami Devlet'i yenmek için Suriyeli Kürtlerle birlikte çalıştıktan ve YPG'nin bir tür "sınır gücü" olarak Amerikan ordusunun bir parçası olacağı sözünü verdikten sonra, Türkler hiç de mantıksız olmayan şu sonuca varıyorlar: ABD'de devlet politikasına yön verenler, Kürtlerin Suriye'deki bölgelerde hak iddia etmesini destekliyor --ki bu da, Türk bakış açısından "terörist bir devlet" oluyor.

Suriye iç savaşındaki karışıklıklar ve Amerikalıların bunun içine çekilmemekteki kararlılığı, ama yine de İslami Devlet'i yenmesi, Washington'ın bu iki hedefe yaklaşımında çok sayıda tutarsızlık yarattı.

Arkadaşının düşmanının düşmanı olma hali, Türkiye'nin Afrin'e hücum etmesi gibi sonuçlara katkıda bulunuyor, ki bu da hem Suriyeli Başbakan Beşar Esad rejiminin hem de Trump yönetiminin muhalif olduğu bir durum.

Afrin'in kuzeybatıda olduğu doğru, Pentagon'u en çok endişelendiren Fırat'ın doğusundaki bölgeden uzakta, ama Savunma Bakanı James Mattis'in Zeytin Dalı Operasyonu'na cevap olarak yaptığı biz bunu "Türklerle hallederiz" bildirimi -ne kadar zeki ve eğitimli de olsa da- avantajı az olan bir adamın sözleri.

ABD kendisini, Türkiye'nin Afrin'deki 20 millik güvenlik bölgesine konumlandıracak gibi duruyor, ama Türkler ABD'ye güvenmiyor (belki de onarılamaz derecede). Washington, yüz yıllık kabuslarının tam merkezinde rol alıyor.