Şub 06 2018

'Yaşasın Ölüm’ diye bağırmadığımız için suçluyuz'

Hükümetin haftalar öncesinden mesajını verdiği Afrin harekatı 20 Ocak’ta başladı ve 16 günü geride bıraktı.

TSK’nin, adını ‘Zeytin Dalı’ olarak duyurduğu operasyon bölgede kaygıyla izlenirken her geçen gün ölü sayısı da artıyor.

Özellikle Kürt nüfusunun yoğun olduğu bir kent olan Afrin, Türkiye’de de endişeye yol açıyor bazı kesimlerce.

Eski Kütür Bakanı Ertuğrul Günay, Ahval’deki yazısında “Gerçekten, harekat bölgesinde yaşayanlar Türkiye'nin sadece komşusu değil, çoğu bizim yurttaşlarımızın hısım, akrabası” diyor ve “Savaşın kargaşası içinde onların haksızlığa uğraması, mağdur olması, bölgede onarılması güç yaralar açılmasına neden olacağı gibi, içeride kendi yurttaşlarımızın yüreklerinde de  kırgınlıklara neden olabilir” uyarısını not olarak düşüyor. 

Ancak savaş karşıtı söylem Türkiye’de “ateşten gömlek” şu sıralar…

Sosyal medyada Afrin karşıtı paylaşım yapan 449 kişi gözaltına alındı, kimisi de tutuklandı şimdiye kadar. Bunların arasına ‘Savaşa Hayır’ bildirisi yayımlayan TTB ve 173 aydından bazıları da var.

Oya Baydar, T24’teki yazısında İspanya iç savaşı sırasında Franko’cu faşistlerin (falanjistlerin) en ünlü sloganı olan “Viva la muerte (Yaşasın ölüm!)” ifadesini hatırlatıyor ve savaşta Cumhuriyetçilerden, Falanjistlerden ve sivil halktan 1 milyona yakın insan öldüğünü vurguluyor.

Dünyanın her yanında iktidar sahiplerinin halkı savaşa sürmek için aynı propaganda yöntemlerini kullandığını söylüyor Baydar; Vatan, millet, din, mezhep, dava, beka için savaş…

Bir anlamda ölmek ve öldürmenin yüceltildiği, barış kavramının ise davaya ihanet sayıldığını belirtiyor.

Savaş ortamına girildiğinde barışı savunanların sesi savaş propagandası afyonunun etkisindeki kitlelerin saldırılarıyla kısılır” diyor Baydar ve ekliyor:

“Kitleler gerçekten kopar, iktidarın kurgusal dünyasında yaşamaya başlar.”

Baydar, harekat öncesi 173 aydın tarafından imzalanan ve Meclis’e gönderilen bölgeye askerî müdahalenin çok boyutlu sorunlar yaratacağına dikkat çeken bildiriye yönelik “vatan hainliği” suçlaması ve son olarak da Türk Tabipleri Birliği üyelerinin “terör sevici” nitelemesiyle gözaltına alınmaları örneğini veriyor.

Benzer süreçlerin geçmiş yıllarda da yaşandığını hatırlatıyor Oya Baydar. 

1950 yılı Temmuz’unda kurulan Behice Boran başkanlığındaki Barışseverler Cemiyeti Kore’ye asker gönderilmesini protesto ettiği için kapatılmış, 1977’de kurulan eski büyükelçi Mahmut Dikerdem’in başkanlığındaki Barış Derneği de 12 Eylül darbesinin ardından sonlandırılmıştı. 

Son iki yıldır da adında “barış” sözcüğünün geçtiği kuruluşların tek tek kapatıldığı biliniyor. “Bırakın dernekleşmeyi ‘Savaş kötüdür, barış olsun’ demek bile ahlâksızlık, vatan hainliği sayılmaya ve katli vaciptir fetvaları ile hedef gösterilmeye başlandı” diyor Baydar ve şöyle sürdürüyor sözlerini:

“Barış isteminin suç, savaş güzellemesi ve propagandasının erdem olduğu; barışçıların ahlâksız hain, Yaşasın ölüm! diye bağıranların kahraman vatansever ilan edildiği bir ülkede artık bütün değerler ters yüz olmuş demektir.”

http://t24.com.tr/yazarlar/oya-baydar/yasasin-olum-diye-bagirmadigimiz-icin-sucluyuz
http://t24.com.tr/yazarlar/oya-baydar/yasasin-olum-diye-bagirmadigimiz-icin-sucluyuz