Howard Eissenstat
Şub 07 2018

Afrin’de kayıpların artması Erdoğan’ı siyasi olarak zayıflatacak mı? Hayır

Türkiye’nin Afrin operasyonunu sorgulamak için geçerli sebepler var: Operasyon Türkiye’nin ABD’yle ilişkisini tehlikeye atıyor; birliklerini Şam, Tahran ve Moskova’nın kısa vadeli hesaplarının insafına teslim ediyor; uzun vadeli hedefleri ve hırsları AKP’ninkiyle çelişen Selefi-Cihatçı hareketleri güçlendiriyor; Kürt kimliklerini önceleyen ve silahlı grupların duygularına etki edebildiği Türkiyeli Kürtlerin neredeyse yarısını küstürüyor.
 
Uzun vadede stratejik riskler yüksek, ancak kısa vadede operasyonun en azından bir miktar başarısı oldu. Öncelikle ABD’yi, Türkiye’nin, YPG’nin Afrin’deki varlığı konusundaki endişelerini ciddiye almaya zorladı. Ayrıca Washington’ı, Suriye’deki karar alma süreci üstünde daha kontrollü davranmaya itti.
 
Siyasi olarak, tabii ki, operasyon müthiş bir başarı oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a muhalifleri tasfiye etmek için yeni bir güç verdi; Erdoğan’ın siyasi markasını sağlamlaştırdı. 

PKK karşısında coşkuyla savaşa geçmek ve ABD’yi sindirmek, muhtemelen, Türkiyeli bir siyasi liderin yapabileceği en popülist iki davranış. Erdoğan milliyetçi bayrağın kontrolünü tamamen eline aldı. Muhtemel rakiplerinin yapabileceği pek bir şey yok.
 
Erdoğan’ın sağ tandanslı seçmenine hitap etmeye kalkışan Meral Akşener ise, Erdoğan’ın daha da gözüpek olması gerektiğini iddia etmekten - yani, Erdoğan’a, ABD’nin Türkiye’deki üslerini kapaması ve Menbiç’e derhal saldırı başlatması için çağrıda bulunmaktan - fazlasını yapamaz. Akşener şu sıralar kulağa, yandaş basının öfkeli köşe yazarlarından biri gibi geliyor.
 
Ana muhalefetteki CHP de operasyona destek veriyor. Sosyal medyada, birliklere ve - özellikle de - şehitlere saygı, siyasi bariyerleri aşıyor. (Küçük, savaş karşıtı hareket ise basın özgürlüğünün olmaması sebebiyle ve 300’den fazla davayla sonuçlanan bir dizi tutuklama sonrasında, neredeyse tamamen susturuldu.)
 
Ancak, bazıları Afrin operasyonunda yükselen şehit sayısının bu hesabı değiştirip, Erdoğan için siyasi bir kayba dönüşme ihtimali üzerine düşünüyor. Cevap ise, neredeyse kesin olarak, hayır.
 
Bunun sebebi, öncelikle, Türkiye’nin artık ulusal meselelerin açıkça tartışılabildiği bir ülke olmayışı. 

Erdoğan’ın medya üzerindeki kontrolü - özellikle de görsel medya üzerindeki kontrolü - şu anlama geliyor: hükümet, asker ölümlerindeki artışın halk tarafından nasıl algılanacağını yönetme özgürlüğüne sahip. 

Hükümetin geçtiğimiz iki haftada muhalifleri tasfiye etme hızına bakacak olursak, karşıt fikirleri savunanları ne kadar rahatlıkla hedef alabileceğini ve alacağını görebiliriz. 

OHAL’in de devrede olduğunu ve hükümetin ardı ardına gelen tutuklamalarını göz önünde bulundurursak; hükümetin, askeri bir operasyona karşı çıkanları bastırmayacağı bir bağlamı düşünmek güç.
 
İkinci olarak - ve belki de en önemlisi bu - elimizdeki veriler gösteriyor ki, asker ölümleri siyasi kayba yol açmıyor, hatta Türkiye hükümetlerine siyasi fayda olarak geri bile dönebiliyor.
 
90lı yıllarda, Türkiye’yi ilk ziyaret ettiğimde, büyük şehirlerdeki insanlarla Doğu’yu kasıp kavuran savaş arasındaki bağlantısızlığı aklım almamıştı. 
O zaman bile “çözüm süreci”, burada çok sayıda olan, tabu konular arasındaydı. Çatışmalardan direkt olarak etkilenen aileler yasını çoğunlukla sessizce tutuyordu; ülkenin geri kalanı ise başka işlerle meşguldü.
 
PKK ile 2015 yılında yeniden çatışmalara dönülmesine verilen genel tepkiye de, yakın zamandan ve somut bir örnek olarak bakılabilir. Bu kısa zamanda, Uluslararası Kriz Grubu üç binden fazla insanın çatışmalarda hayatını kaybettiğini belgelemiş. 
Bunların 437’si sivil ve binden fazlası da devlet güvenlik güçleri mensubuymuş. Türkiye halkının büyük çoğunluğu, bu korkunç sonucu gaddarca bir metanetle kabul ediyor.
 
Siyaset bilimci Resul Ümit tarafından halen sürdürülen bir proje, hükümetin, “şehit” olan güvenlik güçleri mensuplarının cenazelerinden bile siyasi kazanç sağladığını belirtiyor. 

Ancak, can kaybı sayısı arttıkça, bu kazanç da azalabilir. Tabii ki, Kürt yanlısı HDP’nin - ve şimdi de savaş karşıtlarının - tasfiye edilmiş olması muhalefeti susturmaya yardım etti. 

Ancak, muhalefetin geri kalanının bu tasfiyeyi kabullenişi çok daha genel ve üzücü bir gerçeğe işaret ediyor: askeri çözüm arayışının ardındanki “ulusal mutabakat”, on yıllar boyunca yaşanan başarısızlığa ve binlerce ölüme rağmen, hala güçlü.
 
Afrin operasyonunun bu temel gerçeğin istisnası olacağına inanmak için sebep yok. Türkiye’nin son saldırısının ardındaki fikir ne olursa olsun, operasyon Cumhurbaşkanı Erdoğan için net bir siyasi kazanım oldu. Ölümlerin artması bunu değiştirmeyecek.