Nesrin Nas
Oca 22 2018

'Beni mahmuzlayan tek şey kendi yükselme hırsım'

Aslında, Türkiye, dünyadan ayrışmasını “değerli yalnızlık” olarak kutsadığında, nasıl bir dış politika zeminine oturacağının da işaretini vermişti.

Suriye hevesi ve İslam Dünyasının lideri olma hayalleri boşa çıkan Türkiye, yeni dış politikasını İdeolojik olarak milliyetçi-İslamcı-Avrasyacı zemine oturturken, sahadaki uygulamasını başkalarının oyununu bozma temelli kurguladı.

Bazen Rusya ile çatıştı, bazen ABD ile…

Kurulan oyunu bozarak, herkesi onu dikkate almaya zorlama taktiği bir yere kadar iş gördü. Nato üyesi olması ve milyonlarca mülteciyi topraklarında misafir etmenin kazandırdığı avantajlı konum, Türkiye’ye bu oyunu alanını genişleterek sürdürme imkanı verdi.

Ama öyle görünüyor ki, bu politika çok arzuladığı Suriye masasındaki yerini garanti etmedi ki, “sahada olmayan masada yer alamaz” mottosuyla atılabilecek en riskli adımı attı.

Rıza üretmekte zorlanan ve tabanına her ne olursa olsun iktidarda kalmak için her şeyi yapacağı vaadi dışında verecek bir şeyi kalmayan iktidar, “ayağımız bir kez takılır da tökezlersek mahvoluruz” korkusuyla şimdi de sınır ötesi bir savaşa sarılıyor.

Suriye toprağı olan Afrin’e silahlı müdahalenin bölgemize ve ülkemize barış ve güvenlik değil, daha büyük sorunlar, yıkım ve acı getireceğini bile bile, durduramayacağı bir savaşı başlatmak sadece ölçüsüz ve yakıcı iktidar hırsıyla açıklanabilir.

Vekalet savaşları cehennemine dönmüş olan Ortadoğu’yu daha da kana bulayacak, IŞİD’i yeniden palazlandıracak bu adım, on yıllarca telafisi mümkün olmayacak toplumsal, siyasal, ekonomik ve insanî kayıplara yol açacaktır.

İktidarlar hukukun dışına çıktıkçan iktidara bağımlı hale gelirler. İktidara bağımlılık aynı zamanda sürekli hukuk dışılığa meyletmeye, şiddete ve savaşa bağımlılıktır.

Bugün yaşadıklarımız tam da budur.

Devletin kapsayıcı kurumsal yapısının çökertilmesi ile birlikte bir toplum olarak geleceğimiz karardıkça kararıyor.

Ortak aklı arayacağımız, geleceğimizi ilgilendiren meseleleri etraflıca ve özgürce tartışacağımız, birbirimizi ikna ederek geçmişteki hatalarımızı tekrarlamaktan kaçınabileceğimiz demokratik bir hukuk devletini ortadan kaldırmanın, savaş gibi en hayati kararların dahi tek kişi tarafından alınmasının ağır bedelini hepimiz ödeyeceğiz.

Barışımızı, demokrasimizi, güvenliğimizi ve geleceğimizi ipotek altına soktuk…

Ortadoğu’daki ateşi daha da harlayacak ve yangını Türkiye’ye taşıyacak bir akıl dışılıkla karşı karşıyayız.

Rusya’nın, ABD’nin ve BM’in onayı, desteği olmadan böyle bir harekatı başlatmanın sonuçlarını kestirmek zor. Üstelik tüm dünyanın önceliği IŞİD ile mücadeleyken ve ÖSO’nun bileşenleri konusunda kaşlar havaya kalkmışken, Türk Askerinin  ÖSO yedeğinde Afrin’e girmesi başımızı çok ağrıtabilir.

Geçtiğimiz günlerde Suriye’deki üsleri saldırıya uğrayan Rusya’nın İdlib’i tamamen temizlemek istediği ve Türkiye’ye bu konuda kızgın olduğu ve ÖSO’dan hiç hoşlanmadığı malum...

Putin’in Türkiye’ye Afrin yolunu açmasının anahtarı da İdlib zaten. Afrin ile birlikte Suriye ve Rusya İdlib’e saldırılarını yoğunlaştırdılar.

Yine de, Putin’in öfkesini kontrol eden ve uzun vadeli oyun kuran biri olduğu unutulmamalı.

Bu ay sonunda Soçi’de toplayacağı Suriye Ulusal Kongresi suya düşerse, ya da sahada Suriye ve Türkiye güçleri çatışırsa, tüm faturanın Türkiye’ye kesilme ihtimali yüksek.

Afrin’de ABD hiç olmadı. Afrin’de olacakları ve Rusya’nın kurduğu barış planının çökme olasılığını ve Kürtlerin kendine mecbur bırakılmasını ellerini ovuşturarak izliyor. Ama yine de Rusya’nın, Türkiye’yi ABD ile sıcak bir çatışmaya doğru iteceği endişesini taşıyor.

Öte yandan, Putin Rusya’yı yeniden dünya sahnesine büyük oyuncu olarak taşıyan Soçi ve Astana sürecinin  elinde patlaması karşısında, hele 18 Mart’ta yapılacak Rusya devlet başkanlığı seçimleri öncesinde, sessiz kalmaz. Bu arada Rus jetinin düşürülmesini ve Ankara Büyükelçisi’nin öldürülmesini unuttuğunu düşünmek de safdillik olur.

Rusya’nın, ABD bölgede olduğu sürece, Kürtlere tamamen sırtını dönmesi söz konusu değil. Daha geçen hafta Lavrov’un “Afrin’deki durum ve genel olarak Suriye’de bu meseleleri ateşkes anlaşmaları sağlayarak halletmeye çalışıyoruz. Kürtler kesinlikle Suriye ulusunun bir parçasıdır ve onların çıkarlarını dikkate almak durumundayız.” açıklamaları hafızalarda...

ABD ise her fırsatta IŞİD bütünüyle yok edilene kadar Suriye’de askeri varlığını sürdüreceğini açıklıyor. Hem IŞİD’ten kurtarılan bölgelerin istikrara kavuşması, hem İran’ın etkisinin sınırlandırılması için bölgede olmaya devam edecek. Fırat’ın doğusuna yerleştiğini ve yerel ortak olarak Kürtleri seçtiğini de her fırsatta açıklıyor.

Bir de sahada Rusların birlikte çalıştığı İran ve tabii ki toprakların asıl sahibi Suriye var. Türkiye’nin askeri müdahalesi bu nedenle Rusya’nın başını epey ağrıtacaktır. Dolayısıyla Putin’in önemli tavizler almadan bu harekata izin vermesini beklemek ve Türkiye’nin uzun süre bölgede kalması karşısında sessiz kalacağını beklemek gerçekçi değil.

Kaldı ki, bir dolu silahlı gücün bulunduğu savaş ortamında her an her şey olabilir. Rusya Türkiye’yi sahada her zaman istediği gibi kontrol edemiyeceği gibi, Türkiye de ÖSO’yu kontrol edemez. Türkiye ile Suriye ve İran güçleri arasında her an çatışma çıkabilir. Bu nedenle Rusya, yeşil ışık yakmış olsa da harekatın bitirilmesi için meseleyi Birleşmiş Milletler’e taşıyacağını açıkladı.

Tabii, demokratik bir hukuk devleti olmaktan hızla uzaklaşan Türkiye’nin öngörülemezliği ve sahanın karmaşık gerçeklerini gözden uzak tutan tavrı da tüm tarafların diken üstünde olmasına yol açıyor.

Dünya bu harekatı,iktidarın içeride yükselen hoşnutsuzluk karşısında islamcı-milliyetçi seçmenin desteğini sürdürme hamlesi olarak görme eğilimini korumakla birlikte endişelerinin arttığını da kayda geçiriyor.

Özellikle Türkiye’yi yönetenlerin diplomasi ve müzakereyi bir zayıflık olarak addedmesi; içeride de, dışarıda da işini kaba güç ve korku salarak görme tavrını sürdürmesi; dış politikayı iç politikanın uzantısı olarak tasarlaması ve uygulaması; ekonomik, siyasi ve askeri gücünün zayıflığını jeopolitik konumuyla dengeleyeceği inancıyla adım atması bu endişeleri besliyor.

Dünyaya meydan okuyarak yol almaya çalışan bir siyaset eninde sonunda duvara çarpar. İp inceldiği yerden kopar kopmasına da, koparken bizi de dünyadan koparıp uzayın boşluğuna fırlatabilir.

Ne diyordu Macbeth?

“Beni mahmuzlayan tek şey kendi yükselme hırsım;

O da bir atlayış atlıyor ki atın üstüne

Öbür tarafa düşüyor, eğerde duracak yerde…”

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar