Şub 02 2018

The National makalesi: Türkiye, Suriye'de felaket tohumları ekiyor

Türkiye'nin Afrin politikasına yönelik eleştiriler devam ediyor. Zeytin Dalı operasyonunun uzaması, sivil kayıp iddialarının artması ve ABD ile Türkiye askerlerinin karşı karşıya gelme riskinin bulunması, Ankara'ya gösterilen tepkilerin başında geliyor.

Bu konuda The National Gazetesi'nde bir yazı kaleme alan Hassan Hassan, askeri harekatın alanda savaşan cihatçı gruplara alan açtığı görüşünde.

***

"Türkiye'nin bölgesel bir savaş isteyip istemediği belli değil" yorumunu yapan Hassan'ın yazısının tamamı şöyle:

ABD ile Türkiye arsındaki farklılıklar, iki tarafın da adım atmayı dillendirmelerinden daha hızlı bir şekilde artıyor. Bu, ülkenin kuzey ve doğusunda yer alan Suriyeli mahallelerinin gelecekteki felaketleri için bir reçete.

Ortak bir zeminin eksikliğinde, Türkiye'nin çıkarlarını korumaya yönelik tek stratejisi ülkedeki Kürt-Arap iç savaşına dayanıyor. Aynı zamanda, Ankara sürekli olarak, ulusal çıkarlarını gözetirken cihatçılara daha fazla alan tanınması için yeni önlemler almaya devam ediyor.

Bu politikalar Washington'un ülkedeki aşırılıklara karşı kazanımlarını sağlamlaştırma planına aykırı ve her ikisi de gittikçe sertleşen bu durumdan sorumlu.

Türkiye'nin böylesi bir savaşı ateşlemek isteyip istemediği belli değil. Ama sonuç yine de aynı olacak.

Afrin savaşını ele alın. Yüzlerce isyancı savaşçısı doğu Suriye'den gelip bu çatışmaya katıldı. Bu savaşçılar arasında, bir zamanlar Deyrizor'daki Ahrar el Şam [Ahrar'uş Şam] örgütüne bağlı olan Ahrar Al Sharqiyah da var. Örgüt, ayrıca El Kaide'nin, 2014'de IŞİD tarafından sürülen Deyrizor'daki eski birimi ile ilişkili bir ağın da parçası.

Önceleri Deyrizor'da faaliyet gösteren isyancılar güney ve kuzey Suriye'ye dağılmış durumda. Diasporada ise, çoğunlukla önceki fraksiyonlar içinde faaliyet gösteriyorlar ama aynı zamanda birbirleri arasına karışmış durumdalar ve cihatçı gruplar da bu bölgedekilerin gözüne girmeye çalışıyor. Ayrıca diğer örgütlere yönelik ideolojik esnekliği ile tanınan Deyrizor'daki El Nusra Cephesi'nin eski lideri Abu Mariyyah Al Qahtani de bu grupların bir kısmıyla yakın bağlar geliştirdi.

Al Qahtani'nin ağına yakın sempatizanları bulunan örgütlerden birisi, örgüt doğrudan Al Qahtani'yle bağlantılı olmamasına rağmen Ahrar Al Sharqiyah. Benzer dinamikler diğer isyancı kumandanlar arasında da var.

Ahrar Al Sharqiyah gibi, doğu Suriye'nin diğer kesimlerinden de savaşçıları barındıran başka örgütler de var. Bazıları Türkiye tarafından desteklenerek Fırat Kalkanı harekatına katıldı, ve bu savaşçıların pek çoğu en son Afrin'deki Kürtlere karşı savaşta da yer alıyor.

Bu savaşçılar Kürt karşıtı sloganlar atarken çektikleri görüntüleri yayınladılar ve ölen ilk isyancı savaşçının da Deyrizor'dan geldiği bildirildi.  

Bu savaşçılar belki de Türkiye'nin Afrin'e karşı başlattığı saldırıda, savaşan güçler içinde azınlığı oluşturuyorlar. Ama bu savaşçıların, öncelikle Türkiye çıkarlarına hizmet eden bir savaşa girmesinin sonuçları hakkında herhangi bir soru işareti olmamalı.

Geçen hafta bu sayfalarda açıkladığım gibi çoğunun uzun süredir devam eden Türk desteğin verdiği güçle bu kaçınılmaz savaşta yer almaktan başka seçenekleri yoktu.

Doğu Suriye'de IŞİD ile mücadelede, yine doğu Suriye'den gelen bu savaşçıların büyük bölümü ABD ile angaje olabilirdi. ABD'nin bu örgüte (IŞİD) karşı savaşan güçlerinde bir azalma vardı ve harekattaki yavaşlama Rakka ve Deyrizor gibi bölgelerde kaçınılmaz yıkımlara yol açtı.

Eksikliğe rağmen, hatta en az ikisi Pentagon ve CIA'de görevli olmasına ve ABD liderliğindeki harekat daha başlamadan önce en az bir yıl boyunca IŞİD'e karşı savaşmış olamalarına rağmen Amerikan yetkilileri böylesi fraksiyonların sürece dahil olmalarına karşı çıktı.

Bu savaşçılara gelecekte ne olacak? ABD, kasabalarından ve köylerinden uzak duracaklarını mı umuyor? Daha kötüsü, bu savaşçıların Afrin'deki Kürtlere karşı Türkiye liderliğindeki saldırısına dahil olmalarının ne gibi sonuçları olacak?

Bu sonuçlar Suriye çatışmasını ilk aylarından veri zaten var olan Arap ve Kürt savaşçılar arasında gerilimi arttıracak.

Amerikan yetkililerinin Suriye'de ileriyi göremeyen politikalarının bedelinin farkına varmaları daha zaman alacak gibi. Cihadçılara karşı mevcut ivme göz önüne alındığında, siyasetçilerin gelecek zorlukları şekillendirecek dinamiklerin farkına varmaması çok kolay.

Etnik, sosyal ve siyasal gerilimlerin artmasının yanı sıra, ayrıca cihadçıların, finansal kâr için Türklerin Kürtlere odaklanmasından yararlanma girişimleri de var.

Örneğin geçtiğimiz yıl kıdemli bir cihatçı bu yazara [bana] Türklerin IŞİD'den alınan bölgeleri yeniden inşa etme planlarının beklentisiyle, merkez ve kuzeybatı Suriye'deki cihadçı faaliyetleri Türkiye korumasındaki bölgeye kaydırdığını söylemişti.

Benzer şekilde, BBC Arapça geçen hafta, artık El Nusra Cephesi olarak bilinen Hayat Tahrir al Şam'ın, (Afrin'deki) harekata katılarak, Afrin'e akan silahlardan çıkar sağlamaya yönelik girişimleri olduğunu bildirdi.

Türkiye'nin Suriye'de Rusya ile kurduğu ittifak da Amerika'nın Suriye'deki rolünü daha da karmaşıklaştırıyor. Bu ittifak Rusya'nın Suriye'yi siyasal ve askeri yönden şekillendirmesine izin verirken, Hayat Tahrir el Şam gibi gruplara da iki ülke arasında gerilim düşürme bölgesi olarak kabul edilen alanlardaki faaliyetlerine izin veriyor. Grup, Ekim ayında İdlib'te Türk güçlerine eşlik etti. İki hafta önce, liderleri bir açıklama yaparak Türkiye'nin İdlib'e girişiyle ilgili Ankara ile bir anlaşma imzaladıklarını duyurdu.

Türkiye'nin son gelişmeleri kendi çıkarına çevirme çabalarına rağmen ve böylesi gruplar da zayıflarken gerçeklik çok daha başka: Türklerin kuzey Suriye'deki eylemleri, ABD'nin zayıflatmak istediği grupları güçlendiriyor ve Washington'ın kaçınmak istediği gereksiz bir sivil çatışmanın tohumlarını ekiyor.

https://www.thenational.ae/opinion/comment/turkey-is-planting-the-seeds-for-future-catastrophe-in-syria-1.700512