Muhalefetin kendisiyle imtihanı : 'Oh olsun'cular, akıl dışında akıl arayanlar

Reisin kalebendi Ahmet Altan nihayet üçüncüsünde salıverildi. Bir takım aklıevvellerin iddia ettiği gibi bu, hukukun zaferi filan değildi, tek karar verici olan reisin iradesiydi. Dayanaksız ve yersiz umut tellallığına kimsenin ihtiyacı yok. Bunun hiçbir faydası olmadığını artık her gün yaşamıyor muyuz? Demirtaş, Kavala, Gergerlioğlu ve onbinlerce siyasî esir hakkında da kararlar var, reis “salıverile” emri vermedikçe uygulanmıyor. Altan kararı “yeterince yattı, salıverin” demiş olan reisin takdiri, o kadar. Keyfîliği adalet sanmasak hayrımıza olacak.

Yine de bakıyorum mâlum muhalif çevrelerde salıverilmesinden ötürü bir rahatsızlık, bir memnuniyetsizlik hâkim. “Oh olsuncu” bu çevreler Altan’ı ve onun gibi düşünen ve hareket edenleri memleketin başına gelen her melânetten sorumlu tutarak muhalefet yapmaya çok alışmışlardı. Çarşamba akşamı en sevdikleri oyuncakları kırıldı, karalar bağladılar, yine de buna rağmen sayıklamaya devam edecekleri aşikâr çünkü “128 milyar dolar” gibi sloganların dışında muhalefet yapacak ne çapları ne niyetleri var.

Bu muhalifler, içinde bol miktarda “Yetmez ama evet” ve “FETÖ” yani “Fethullahçı Terör Örgütü” bulunan cümleler kurmayı muhalefet sanmayı pek severler. Gün boyunca duydukları her yanlışı, gördükleri her rezilliği YAEci veya FETÖcülere ihâle ederek gece rahat uyurlar. Memleketin başına istisnasız ne geldiyse YAE ve FETÖ yüzünden geldiğini sayıklamanın rejimin tamamen işine geldiğini kavramaktan acizdirler. Aslında, memlekette muhalefet de iktidar da bu yollarla icra edilir, düşmanlaştırarak, ötekileştirerek, insanlıktan çıkartarak. “Oh olsun” demek “geber” demektir sonuçta.

Tayyip Erdoğan’a atfedilen “düşman yaratmadan siyaset yapamaz” fıtratı, demokrasiden nasibini almamış, bireyleşememiş, toplumlaşamamış, mahallesine sıkışmış kalmış, karşıt görüşü sadece yok etmek üzere varsayan bu muhalif çevrelerin de fıtratıdır, aklımızda olsun.

***

Hükümet rejime dönüştükten, iktidar da zulüm ve suç makinasına dönüştükten beri artan miktarda irrasyonel kararla karşı karşıya Türkiye… Çökme aşamasına gelmiş rejimler umumiyetle böyledir, yanlış üzerine yanlış yapar, bir yanlışı daha büyük yanlışlarla ötelemek için debelenirler. Bu, Türkiye’yi yönetenlere mahsus bir özellik değil elbette.

Kurumların hafızalarının boşaltılması ve sıfırlanmaları, bununla bağlantılı olarak denge ve denetleme mekanizmalarının devreden çıkarılması ve bu tip rejimlerin iktidarı hiçbir şekilde paylaşmayan ve her itirazı reddeden yapıları yanlışların, irrasyonel kararların beslendiği yerlerdir. Bu tip rejimlerin yanlış yapmasına değil yanlış yapmamasına şaşırmak gerekir. Ankara rejimi istisnasız her konuda irrasyonel kararlarıyla şu sıralar dünyada rahatlıkla başa güreşir herhalde.

Böylesine çığırından çıkmış siyasî ve toplumsal bir ortamda esas ilginç olan, irrasyonel kararların kendilerinden ziyade, sürekli bu kararların ardında bir millî çıkar, bir siyasî akıl, bir derin hesap, hınzırca bir oyun, Türkçesiyle öküzün altında buzağı arayan yaklaşımlardır.

Kimi siyaset yorumcuları ya da spesifik konularda alınan kararların uzman yorumcuları rejimin kıt aklına irfan atfetmek için neredeyse yarışırlar.

İşte dış askerî maceralar irrasyoneli rasyonelleştirmenin, böylece rejimin önüne uçsuz bucaksız bir duble yol açmanın en veciz örneğidir.

Bölgesel güç hâlinden küresel güç hâline terfi etme rüyaları gören rejimin, BM barış gücü faaliyetleri dışında, muharip veya değil Azerbaycan, Irak, Katar, Kıbrıs, Libya, Somali ve Suriye’de TSK askeri ve başıbozuk ordusu cihatçıları var. Yetmezmiş gibi Ukrayna’ya ve sıcak sürtüşme olabilecek her yere müdahil olma, Ege ve doğu Akdeniz’de her daim maraza çıkarma peşinde. Maceralarının yanında kendisinden, kıyas kabul etmeyecek kadar güçlü iki ülke ABD ve Rusya ile aşık atıyor. Aklı sıra birini diğerine karşı kullanıyor ama sonunda her ikisinden de dayak yemek üzere. Doğrudan husumet içinde olmadığı ama itişip kakıştığı, Mısır, BAE, İran gibi birçok bölge ülkesini de dâhil edin. Besleyip büyüttüğü ve onbinlerle ifade edilen başıbozuk ordusu ise er veya geç başına kalacak.

Fiilen bulunduğu memleketler ve varlığına koşut olarak eski ve yeni müttefikleriyle tuttuğu işler altından kalkılmaz çoklu bir denklem hâlini almış durumda. Sonuçta ne İsa’ya yaranabiliyor, ne Musa’ya ne de Muhammed’e.

Üstüne üstlük, askerî teknolojisi, ittifakları, insan kaynağı ve malî gücü bu kadar maceranın eşzamanlı olarak altından kalkmasına ve sürdürülmesine asla müsait değil. Azerbaycan, Katar ve Libya’dan askerî anlaşmalar sayesinde para kazansa da, kurtarmaz.

Bu akılsızlık yoğunlaşmasına bulunan akıllara gelince: Yerli ve millî muhalefet ile ulusağcı ve ulusolcu kamuoyuna göre dış maceralar Ermeniler, Kürdler ve Yunanlılara karşı üstünlük ve bölgesel hâkimiyet hatta küresel güç olma hâliyle izah edilir. Diğer deyişle, kanlı oldukları kadar pahalı, lüzumsuz ve akılsız bu müdahaleler güya rasyoneldirler. “İtibardan tasarruf olmaz” der ya rejimciler.

Akılsızlığa atfedilen akıllar failler için muazzam bir meşruiyet kaynağıdır. Neredeyse bütün toplumun tekbir getirerek, marşlar söyleyerek desteklediği bu maceralar geri dönüşü olmayan mecralara girmiş vaziyette bugün. Aklın değil akılsızlığın zaferini yaşıyor Türkiye.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.