Türk mahkemelerinde ifade özgürlüğü için hala savaşılabilir

Bugün Türk yargı sistemi, ifade özgürlüğü de dâhil olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin nasıl ve ne gibi destekleneceği konusunda kendisiyle çelişmektedir. Siyasal ve anayasal otoritenin son yedi yılda merkezileştirilmesi, mahkemeleri cumhurbaşkanını rahatsız edebilecek kararlar vermekten alıkoysa da ülkenin bir zamanlar gurur duyulan yargısında sanıklara zafer ümidi verecek kadar bir bağımsızlık hala var.

Bu koşullar ifade özgürlüğü olayları ile ilgili açılan mahkemelerde hayal kırıklığı oluştursa bile anlamsız değil, çünkü insan hakları savunucuları hâlâ bireysel davalar kazanabilir ve gelecekte sivil özgürlüklerin daha iyi korunması için zemin oluşturmaya yardımcı olabilirler.

Mahkemeler üzerinde artan siyasi baskı: Türk yargısı hiçbir zaman siyasi müdahalelerden uzak kalamadı, gazeteciler ve diğerlerinin kendilerini ifade etme hakları ülkenin modern tarihi boyunca sürekli bazı kısıtlamalara maruz kaldı.

Özellikle etnik azınlıklara yönelik muamelesi konusunda devleti eleştirenler, değişen tabulara bağlı olarak çeşitli resmi cezaların risklerine maruz kaldılar. Ne seçilmiş hükümetler, ne de onları deviren askeri cuntalar kendilerini eleştirenleri yargılamaktan çekinmediler. 2000'li yıllarda, Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) etnik meselelerin tartışılmasına ilişkin eski yasakları ortadan kaldıran sınırlı bir liberalleşme sürecine öncülük ederken, önceki rejimin savunucuları ve laiklerin konuşmalarına yönelik eşzamanlı saldırı gerçekleşti.

Özellikle, ordunun siyasi özerkliğini kırmak amacıyla Gülenist savcılar ve AKP'nin koalisyonu tarafından tasarlanan Ergenekon ve Balyoz davaları, yol güzergâhındaki gazetecileri ve diğer sivilleri süpürdü.

Bu tür siyasallaştırılmış kovuşturma, din adamı Fethullah Gülen’in Hizmet Hareketi ile Erdoğan arasında, 2013 sonlarında 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturması olarak bilinen davalarla yaşanan ayrışmadan sonra bu kez Gülenistlere karşı açıldı.

Mart 2014'te dönemin başbakanı Erdoğan, hâkimler ve savcıların atanmasından sorumlu organın bağımsızlığını zayıflatan kanunları yürürlüğe koymaya başladı. Sonraki iki yıl boyunca Erdoğan, AKP liderliğini tehdit eden yolsuzluk soruşturmalarını engelledi ve daha önce partisinin çok yakın çalıştığı yargı personelini görevden almaya ve tutuklamaya başladı. İronik olarak, Ergenekon ve Balyoz mahkûmiyetleri geri alındığı gibi en belirgin hedeflerinden bazıları da hayata geçirildi.

15 Temmuz 2016 darbe girişimi, Erdoğan'a tasfiyeleri önemli ölçüde artırmasının önünü açtı - daha sonra yapılan bir röportajda bu gelişme için o ünlü “Allah’ın lütfu” ifadesini kullandı. Dört binden fazla hâkim ve savcı görevden alındı. Avukatlar, hukuk fakültesinden yeni çıkmış yargıçlara karşı dava dosyalarını savundular. İthamlar, yüksek profilli davalarda bile, iddialara, komplo teorilerine ve gizli tanıklar karmaşasına dönüştü. Yargı üzerindeki siyasi baskı yeni boyutlara ulaştı.

Haziran 2018'de yürürlüğe giren anayasal düzenlemeleri daha fazla değişiklik izledi. Erdoğan'ın kontrolünde süper bir başkanlık sistem oluşturuldu. O artık Hakimler ve Savcılar Konseyi’nin (HSK) 13 üyesinden altısını; partisinin egemen olduğu parlamento da geri kalanını atayabiliyor. Erdoğan şimdiye kadar Anayasa Mahkemesi'nin beş üyesini atadı ve yeni anayasa kapsamında ilk döneminde dört tane daha atama fırsatına sahip olacak.

Darbe sonrası tutuklama furyası yetkililerin solcu ve Kürt hareketleri üzerindeki baskılarıyla birleştiğinde, 2019 yılı sonunda Türkiye'de hapiste olan toplam gazeteci ve medya çalışanı sayısının 113’e yükselmesine sebebiyet verdi. 

Süren çatışma belirtileri: Siyasi müdahaleye ve hukukun üstünlüğünü zayıflatmaya yönelik bu ürkütücü görüntüye rağmen, yüksek mahkemelerde olumlu kararlar da çıkabiliyor. 

Son iki yılda bazı davalarda Anayasa Mahkemesi, devlet yetkililerinin zulmüne maruz kalan bireyleri savundu. Ocak 2018'de, gazeteciler Mehmet Altan ve Şahin Alpay'ın uzun süren tutuklu yargılanmalarının ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiği yönünde karar aldı. Temmuz 2019'da verilen kararla, mahkeme, Ocak 2016'da Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile çatışmanın yeniden başlamasına karşı başlatılan imza kampanyasına destek veren yüzlerce akademisyenin ifade özgürlüğünü kullandığına hükmetti.

Aralık 2019'da mahkeme, Türkiye'de iki yıldır kapalı olan Wikipedia'nın engellenmesinin kaldırılması gerektiğine dair karar aldı. Ve bu ayın başlarında, Anayasa Mahkemesi, eski Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek ile Twitter'dan tartışan bir gazeteciye yayın yoluyla hakaretten dolayı verilen mahkûmiyeti bozdu ve belediye başkanının resmi konumu nedeniyle daha yüksek eleştirilere katlanmak zorunda olduğunu tespit etti. 

Bu kararların uygulanması eşit değil. Barış Akademisyenleri kararı dar ve tutarsız bir şekilde uygulanmaktadır. Gerektiğinde, bazı akademisyenler dilekçeyle cezai suçlamalardan beraat etmektedir. Ancak diğerlerinin hala devam eden davaları var ve darbeden sonra üniversitelerden tasfiye edilenler eski görevlerine iade edilmiyor. Uygulamada, Anayasa Mahkemesi'nin konuşmalarını güvence altına alındığına dair kararına rağmen, ağır bir şekilde cezalandırılıyorlar.

Mehmet Altan ve Şahin Alpay'ın serbest bırakılmasına ilişkin karar, Anayasa Mahkemesi'nin kararlarına uymak zorunda olmadıklarını belirten alt mahkemeler tarafından reddedildi. Sadece Alpay, Anayasa Mahkemesi'nin yeni bir lehte kararından sonra Mart 2018'de serbest bırakıldı. Daha sonra “terörist bir gruba üyelik”ten mahkûm edildi, ancak adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Mart ayında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) lehinde kararına rağmen Altan, aynı yılın Haziran ayına kadar hapiste kaldı. Kasım 2019'da tüm suçlamalardan beraat etti.

Mehmet Altan’ın kendisi gibi gazeteci olan kardeşi Ahmet için ise sonuç daha kötü oldu. Eylül 2016'dan beri tutuklu yargılanan Altan, ilk kez Şubat 2018'de “anayasa düzenini devirmeye çalışmaktan” mahkûm edildi. Ancak davası temyizde bozuldu ve “silahlı bir terör örgütünün üyesi olmak” gibi daha hafif bir suçlamadan yeniden yargılandı. ”Kasım 2019'da bu suçlamadan mahkûm edildi, ancak üç yıldan fazla hapis yattığı göz önüne alınarak adli denetimle serbest bırakıldı. Savcı, mahkemenin kararına rağmen tekrar tutuklanmasını istedi ve serbest bırakılmasından sekiz gün sonra, evine yapılan bir şafak baskını ile yeniden tutuklandı ve hala hapiste.

Anayasa Mahkemesi’nin Aralık ayında Wikipedia’ya yönelik engelin kaldırılması yönündeki açık kararı bile, mahkemeden gerekçeli kararın tamamını görmesi gerektiğini belirten Bilgi ve Teknoloji İletişim Kurumu (BTK) tarafından yavaşlatıldı; bu tür gerekçeli belgeler genellikle kararın kendisinden haftalar sonra yayınlanır. BTK'nin mazereti için yasal bir dayanak yoktu, çünkü mahkemenin kararı ilan edildiğinde zaten bağlayıcı. Wikipedia, ancak kararın Resmi Gazete’de yayınlandığı 15 Ocak’tan itibaren erişime açıldı.

Geçen yıl iki kez, kararları Türkiye'yi bağlayan AİHM, siyasi gerekçelerle verilen hapis cezası konusunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 18. maddesinin olağandışı bir şekilde ihlal edildiğini tespit etti. Muhalif politikacı Selahattin Demirtaş davasında, karar uzun tutukluluk süresine odaklandı. Ancak ayrı bir davada hüküm giydiği için Türkiye, mahkemenin derhal serbest bırakılması gerektiği yönündeki bulgularının geçerli olmadığını belirtti. Ancak sivil aktivist Osman Kavala davasında herhangi bir mahkûmiyet yoktu ve bu nedenle AİHM kararının derhal yürürlüğe girmesi ve serbest bırakılmasıyla sonuçlanması gerekiyordu. Bununla birlikte, AİHM kararını takiben 24 Aralık'taki duruşmada alt mahkeme AİHM'nin yetkisini göz ardı ederek Adalet Bakanlığı’ndan nasıl devam edileceğine dair bir karar bekleyeceğini ifade etti. Aslında mahkeme bu şekilde, yasal olarak bağlayıcı bir kararı uygulaması gerekirken siyasi bir makamdan onay alması gerektiğini söylemiş oldu.

Temel ilkeleri savunmak: Kavala davası, Türkiye’deki yedi yıllık siyasi ve anayasal dönüşümün bir örneği. Yargı sisteminin en üst mertebesi süper başkanlık sisteminden sonra bile ifade özgürlüğünü destekleyen kararlar alabilmektedir. Ancak, alt mahkemeler, siyasi otoriteyi rahatsız edebilecek kararlar almaktan kaçınarak resmi veya gayri resmi siyasi rehberlik talep etmektedirler. 

(*) Nate Schenkkan – Freedom House Özel Araştırma Direktörü


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.