Devlet eliyle ölüme yollandı: Sekiz yaşındaki Ahmet ne ilk ne de son

“Babama sarılmak ve iyileşmek istiyorum…” Kemik kanseri sekiz yaşındaki Ahmet Burhan Ataç’tan geriye bu sözler kaldı.

Tedavisi için yurt dışına gitmesi gerekirken, uzun bir süre annesinin pasaport engeli nedeniyle gündeme gelen, babası da cezaevinde tutuklu bulunan kanser hastası Ahmet, durumunun ağırlaşması üzerine yoğun bakıma kaldırıldı ve üç kez kalbi durdu. Doktorların kalbini yeniden çalıştırma mücadelesi sonuç vermedi ve Ahmet hayata gözlerini yumdu. Babasına hiç sarılamadan…

Ahmet’in hikâyesi aslında Türkiye’deki yargı sisteminin ve yönetim anlayışının acımasızlığını da gözler önüne seriyor. Cezaevlerinde bulunan binlerce anne-baba tutuklunun yaşadığı mağduriyetlerin, yaşadığı acıların en katmerlisi: Kanser tedavisi gören çocuğunun yanında olamamak. Çocuğunu göremeden kaybetmek…

Kamuoyu Ahmet’i “Annemi istiyorum, babamı istiyorum” sözleriyle tanıdı. Ancak Ahmet’in annesi Zekiye Ataç ve babası Harun Reha Ataç cezaevindeydi. “15 Temmuz darbe girişimi”nin ardından başlayan tutuklama furyasının devamında onlar da cezaevine girmişti.

Anne Zekiye Ataç, 2018 yılında tahliye olduktan sonra Ahmet’i kol ağrısı şikâyetiyle hastaneye götürdü. Hastanede yapılan tetkiklerde Ahmet’e “kanser” teşhisi konuldu. 

Ahmet bu süreçte babasını da yanında istiyordu. Ancak babasına kavuşamadan annesi Zekiye Ataç hakkında farklı bir soruşturmadan tutuklama kararı çıktı. Ahmet hem annesi hem de babası olmadan kanserle mücadele ediyordu. 

Gelen tepkiler üzerine bir süre sonra anne Zekiye Ataç tahliye edildi. Bu kez de başka bir acı süreç yaşandı. Ahmet’in Türkiye’deki tedavisi zorlaştı. Kanserde üçüncü evreye giren Ahmet için Almanya’nın Köln şehrinde bir tedavi umudu vardı. Ancak bu kez Ahmet’in tedavisi annesinin yurt dışı yasağına takıldı. Anne Zekiye Ataç’ın oğlunun tedavisi gerekçesiyle yurt dışı yasağının kaldırılması için yaptığı tüm başvurular reddediliyordu.

Bu nedenle sekiz yaşındaki kanser hastası Ahmet tedavi görmek için Almanya’ya annesi ve babası yanında olamadan gitmek zorunda kaldı. Ahmet’in yanında sadece babaannesi vardı.

ahmet

Ahmet’in Almanya’daki tedavisi başladı ancak annesini yanında istediği için uzun sürmedi. Türkiye’ye dönmek zorunda kaldılar. Siyasiler, insan hakları aktivistleri ve sosyal medyadaki yoğun tepkilerden sonra anne Zekiye Ataç’ın yurt dışı yasağı kaldırıldı. Ahmet, bu kez yanında annesiyle Almanya’ya gidecekti. Kansere karşı mücadele verecekti. Ancak hem Ahmet’in hem de annesinin sevinci kısa sürdü. Mahkeme anne Zekiye Ataç’ın pasaportunu iptal ederek yeniden yurt dışı yasağı koydu.

Mahkemelere yapılan itirazlar tek tek reddediliyordu. Annenin yurt dışı yasağı kalksın diye mücadele veriliyordu ancak ancak bu sürede Ahmet’in hastalığı da ilerliyordu. Anne hakkında yasak kalktığında ise Ahmet’in durumu iyice ağırlaşmıştı.

Ahmet, annesiyle birlikte Almanya’ya gidebildi. Ancak bu kez doktorları, Ahmet'in düşük kan değerleri olduğunu bu nedenle de tedavisine devam edemeyeceklerini söylediler. Türkiye'ye tekrar dönmek zorunda kaldılar. 

ahmet

Kanseri iyice ilerleyen ve durumu daha da ağırlaşan Ahmet’in tek bir isteği vardı. O da babasını görebilmek… Anne Zekiye Ataç, Ahmet babasını görebilsin diye sosyal medyadan kampanya yürüttü. Meclis’te görüşülecek infaz yasası gündeme geldiğinde ise baba Harun Reha Ataç için bir umut doğmuştu. Ancak paket siyasi tutukluları kapsam dışı bırakınca baba için doğan umutlar sona erdi.

Durumu iyice ağırlaşan Ahmet yoğun bakıma kaldırıldı. Baba Harun Reha Ataç’a izin verilmesi durumunda oğlunu görebileceği ifade edilmişti. Ancak o izin verilmeden Ahmet dün gece hayata gözlerini yumdu.

Akıllarda ise Ahmet’in bu sözleri kaldı: “Babama sarılmak ve iyileşmek istiyorum…”

Ancak Ahmet, AKP hükümeti tarafından tedaviye erişim hakkı engellendiği için hayatını kaybeden tek isim değil.

Cezaevlerinde de hayati risk taşıyan hastalıkları olmasına rağmen tahliye edilmeyen, kötü muamele ve işkenceye maruz kalan ve bu nedenle hayatını kaybeden tutuklular oldu.

Onlardan biri de "15 Temmuz darbe girişimi" sonrasında gözaltına alınan ve gördüğü işkence nedeniyle gözaltındaki 13’üncü gününde hayatını kaybeden öğretmen Gökhan Açıkkollu.

Açıkkollu’nun işkence sonucu yaşamını yitirdiği gerçeği, 2018 yılında suçsuz bulunarak Milli Eğitim Bakanlığı tarafından göreve iade edilmesi ile ortaya çıkmıştı.

‘Darbeci’ ve ‘terör örgütü üyesi’ olmakla suçlanan Açıkkollu, rutin doktor kontrollerinde sürekli darp edildiğini, yüzlerce kez tokat ve tekme yediğini anlatmasına rağmen, işkencenin failleri hakkında herhangi bir yasal işlem başlatılmamıştı.

Şeker ve panik atak rahatsızlıkları nedeniyle krizler geçiren, iki kez komaya girerek hastaneye kaldırılan Açıkkollu’nun ilaçlarını almasına da izin verilmemişti.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı Başkanı Prof. Şebnem Korur Fincancı, muayene belgelerine dayanarak hazırladığı raporda Açıkkollu’nun gördüğü işkence sonucu kalp krizi geçirerek hayatını kaybettiğini açıklamıştı.

13 gün boyunca gördüğü işkencenin ardından yaşamını yitiren Açıkkollu 42 yaşındaydı.

Bold Medya’nın haberine göre, Açıkkollu’nun eşi Mümine Açıkkollu, eşinin öldüğü gece sorguya götürüldüğünü, işkence yapıldığını ve akşam saatlerinde iki polis tarafından kollarından sürüklenerek nezarethaneye geri getirildiğini, bu sırada göğsünü tuttuğunu ve göğsünün çok ağrıdığını o anlara şahitlik eden nezarethane arkadaşlarından dinleyerek aktarmıştı.

Cezaevinde kansere yakalanmasına rağmen tedavisi ve tahliyesi gerçekleştirilmeyen ve hastalığın son evresinde hastaneye sevkedildikten sonra hayatını kaybeden bir başka öğretmen ise 41 yaşında vefat eden Engin Erol.

Üç çocuk babası Erol da darbe girişimi sonrası tutuklanmış ve cezaevine konulmuştu. Kanun Hükmünde Kararnameyle (KHK) ihraç edilen Erol, kansere yakalanmasına rağmen tahliye edilmemiş ve cezaevinde durumu ağırlaşınca, Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılmıştı.

Erol, 10 Aralık 2019’da tahliye edildi ve 19 Aralık’ta da hayatını kaybetti.

Benzer şekilde yaşamını yitiren bir başka isim de Sakarya Üniversitesi’nde öğretim üyesiyken OHAL döneminde ihraç edilen ve tutuklanarak cezaevine konulduktan sonra hastalanan, karaciğer ve bağırsağında tümör tespit edilmesine rağmen tedavisi geciktirilen Ahmet Turan Özcerit oldu.

Özcerit’in vücudunda bulunan kitle metastas yaparak tüm bedene yayılırken, akademisyen, eşi ve çocuklarıyla görüştürülmemişti.

Serbest bırakılmayarak jandarma gözetiminde mahkum koğuşunda tutulan Özcerit tahliye edildikten bir süre sonra, Şubat 2018’de hayatını kaybetmişti.

Yine kanser hastası olmasına rağmen cezaevine konulan, tahliye başvurusu üç kez reddedilen ve yaşamını yitiren bir başka öğretmen ise Tacettin Toprak.

Mesane kanseri olan Toprak’ın hastalığı akciğerlere de sıçramışş ve hastalığının son günlerinde tahliye edilen Toprak için doktorlar geç kalındığını belirtmişti.

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Toprak’ın tahliyesi için büyük çaba göstermiş ve 8  Ağustos’ta mahkemeye ‘tahliye edin’ çağrısı yapmıştı. İki gün sonra tahliye edilen Toprak’ın doktor raporlarına rağmen cezaevinde tutulduğu ve bu nedenle de hastalığının ilerlediği ortaya çıkmıştı.

ByLock kullanıcısı olduğu iddiasıyla Mayıs ayında gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak Silivri Cezaevi'ne gönderilen Dr. İbrahim Halil Özyavuz'un ise, intihar ettiği iddia edilse de işkence gördüğü iddia edilmişti.

Özyavuz’un babası, oğlu Özyavuz’un 15 gün önceki cezaevi ziyareti sırasında kendisine işkence gördüğünü söylediğini ifade etmişti.