AKP'lilerin 'Davutoğlu kavgası'nda 'paralel başkan', 'kerkenez', 'yanaşma' benzetmesi

 

AKP ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a koşulsuz, sorgusuz sualsiz destek veren köşe yazarları ve yorumcular ile, Karar Gazetesi gibi meseleye biraz daha eleştirel yaklaşan ve hem AKP'nin hem de Erdoğan'ın hata yaptığı durumlarda bunların dile getirilmesi gerektiğine dikkat çeken kanatlar arasındaki en son uzlaşmazlık konusu Ahmet Davutoğlu ve onun kuracağı belirtilen siyasi oluşum.

Erdoğan'ın eski danışmanı ve Karar Gazetesi yazarı Akif Beki, "Davutoğlu’na kapıyı gösterenlere bak!" başlıklı yazısında, Davutoğlu'na AKP ile ilgili söz söyleme hakkını 'çok görenler'e tepki gösterdi ve Davutoğlu'nu 'emeği geçmiş bir dava büyüğü' olarak nitelendirdi.

Erdoğancı medyada Davutoğlu'na yönelen eleştirileri, "Belki hakkı söylüyordur, ola ki doğru yola çağırıyordur’ diye kulak verilmeyecek, dostça çaldığın kapı açılmayacak, aradığın muhatabı adresinde bulamayacaksın. Parti yönetiminden çıt dahi çıkmayacak, kulaklarının üstüne yatacak, kaale almaz görünecekler. Hoşa gitmeyen her gelişme gibi, moda tabirle ‘yok hükmünde’ sayılacaksın, oralı olunmayacak" satırlarıyla eleştiren Beki, tarif ettiği kesim için, 'Ganimete üşüşen sağlamcı kerkenezler' benzetmesi yaptı.

Ardından da yine aynı kanat için, "Hani karşı tarafta durarak tehlikenin geçmesini bekleyen, ancak muktedir olduktan sonra iktidar trenine atlayan dünkü yanaşmalar var ya... Hazıra konanlar hani... Hah, işte onlardan ağzının payını alacaksın" diyerek eleştirinin dozajını arttıran Beki, Davutoğlu'nu hedef alan, hakaret ve karalamalar için, 'hayasız, saygısız' nitelemesinde bulundu. 

Beki, eleştirilerini daha da keskinleştirdi ve şöyle devam etti:

"Ve hala bu saygısız, bu hayasız saldırılara set çekilmeyecek. ‘Siz de kim oluyorsunuz, dağdan geldiniz bağdakini mi kovuyorsunuz, size mi kaldı partimiz adına racon kesmek, son sözü söylemek de ne haddinize, çizmeyi aşmayın, sahipsiz mi sandınız bu partiyi, hangi hak ve yetkiyle, bu ne cüret, edebinizi takının oturun oturduğunuz yerde’ paparası yemeyecekler.

‘Hadsize haddini bildirmek, kırk yetime kaftan giydirmekten sevaptır’ politikasını rehber edinmiş bir parti yönetimi, bu mütecavizliğe haddini bildirmeyecek.

Ne diyordu Davutoğlu: “Halktan oy alarak seçilenlerin zorla istifa ettirilmeleri, partiye darbe vurdu.”

Ne diyordu: “AK Parti içinde kendisini parti kurullarının üzerinde gören bir paralel yapı oluştu.”

Ne diyordu: “AK Parti, dar ve çıkarcı bir gruba terk edilemez.”

Ne diyordu: “Basının propaganda aracına dönüştürülmesi ve sosyal medya operasyonları, partiye zarar verdi.”

Beki bunları yazarken, AKP'yi cansiparane savunan ve AKP içinden çıkması olası her türlü siyasi harekete keskin eleştiriler yönelten Star Gazetesi yazarı Metin Metiner ise, Davutoğlu için, 'paralel başkan' benzetmesi yaptı.

"Seçilmiş son Başbakan' sıfatıyla seçim sonrası çıkış yapan Davutoğlu’nun gerçek amacı ne? Parti içinde kalarak partiyi daha güçlü kılmak mı yoksa parti kurduğunda kendine haklı bir zemin oluşturma çabası mı?" diye soran Metiner, Davutoğlu'nun yöntemini yanlış bulduğunu kaydetti ve ekledi:

"Önerdiği şey, partisinin içinde kalarak partisini daha bir güçlendirmeye matuf olsaydı parti için yeni bir rota çizen ifadeleri önce liderine sunardı. Bu görüşlerinin parti içinde tartışılmasını önerirdi. 

“Seçilmiş son Başbakan” tanımlamasında saklı gerçek niyeti: Parti liderine “başkaldırı”sını sürdürdüğünü ilan etmek! Kamuoyu karşısında tartışmaya açtığı önerilerinin kabule şayan görülmeyeceğini bilerek yaptı bunu. Hesapsız/plansız yapılan bir çıkış değil bu; tam tersine ince hesaplanmış bir senaryonun ilk adımı bu. O yüzden parti aidiyetini ve bilincini tahrip eden bir çıkış yaptı. 

Planı şu: 

-Ben eski genel başkan ve Başbakan olarak gerekli ikazı yaptım. 

-Tahammül edemediler. Dışladılar. Etkisiz hale getirmeye çalıştılar. 

-Bana ve arkadaşlarıma da ayrılmaktan başka çare kalmadı. 

Tabii beklediği şey, ihraç edilmesi. Şayet ihraç edilirse siyaseten dilinin daha güçlü olacağına inandığından eminim. 

Şu “Seçilmiş son Başbakan!” ifadesine bir insan niye ihtiyaç hisseder? 

Kendisi bizzat liderimiz Erdoğan tarafından atanmadı mı? Atandı. Madem atanmaya karşı idiyse genel başkanlık ve dolayısıyla başbakanlık koltuğuna oturmayı niye kabul etti. 

Davutoğlu “atanmış” genel başkanlık sürecinde siyasi hareketimizin lideriyle ters düşmüştür. Hareketimizin liderine “Sen Cumhurbaşkanısın. Kurucu lider olarak sana vefa gösteririm. Lakin partiyi ve hükümeti ben istediğim gibi yönetirim. Partinin yeni patronu benim!” demiştir. Bir siyasi hareketin lideri henüz hayatta iken onu “vefa” söyleminin arkasına sığınarak siyaseten öldürmeye çalışmanın hangi dava ahlakıyla bağdaştığının takdirini AK Parti’yi bugünlere taşımış aziz milletimizin evlatlarına bırakıyorum. 

Lideriniz sayesinde bir faninin gelebileceği en üst makamlara geldikten sonra kalkıp liderinizi “vefa” gösterilmesi gereken bir bibloya dönüştürmek isterseniz bu yaptığınıza ne “vefa” denir ne “sadakat”... 

Soruyorum: Lideriniz tarafından azledildiyseniz niye direnmediniz? Adaylığınızı koyardınız, yarışırdınız. “Fitne çıkmasın istedim!” diyorsanız şimdi yaptığınız nedir? Ayrıldıktan bir süre sonra kendinizi “paralel başkan!” gibi konumlandırıp yaptıklarınıza ne demeli?"

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz