Mar 05 2018

Ahmet Hakan'a: Linç kampanyalarının bir parçası oldunuz!

Ahmet Hakan. Siyasi atmosferin etkisiyle bir dönem 'muhalif' gibi duran görünümünü neredeyse iktidar destekçisi bir figürle yer değiştiren televizyon yorumcusu ve gazete yazarı. 

Kısa bir süre önce bir yazı kaleme alan Hakan, HDPye 'düşün' diye seslenmiş ve 'neden hiçbir partinin HDP ile ittifak yapmadığını, HDP'nin kendisine sorması gerektiğini' savunmuştu.

Bu tutumu sorunlu bulan gazeteci yazar İrfan Aktan, Hakan'a yanıt niteliğinde yazdığı yazısında, hem Tahir Elçi'nin Hakan'ın programına katıldıktan sonra uğradığı linci ve ardından katledilişini hatırlatıyor hem de yine Hakan'ın başka bir programına katılan Selahattin Demirtaş'ın 142 yıl hapis cezasıyla yargılanmasına rağmen sözünü esirgemediğinin altını çiziyor.

Hakan, sözkonusu yazısında HDP'ye, "Düşün: Niye kimse seninle ittifak yapmak istemiyor? Düşün: Niye seninle ittifak yapmak, baştan kaybetmek anlamına geliyor? Düşün: Niye seninle yan yana olmak, bir yıpranma vesilesi oluyor? Düşün: Niye bu ötekileştirme çabasını aşabilecek bir tek cümle bile kuramıyorsun? Düşün: Niye kendi seçmenin bile bu durum karşısında yeterince öfkelenmiyor?" diye sormuştu.

Buna mukabil, Aktan da Hakan'a bir dizi soru yöneltti ve geçmişte ikilinin yaptığı bir röportajı hatırlattı. 2012'deki o röportajda, Hakan, "Belki 28 Şubat benzeri bir süreç yaşansa, benim safımı seçmem gerekse, o zaman işim daha zor” cümlesini hatırlatıyor ve Hakan'ın verdiği yanıtı paylaşıyor

"İrfan Aktan: Ne yaparsınız o zaman?

Ahmet Hakan: Bilmiyorum. Şartlar neyi getirir… Çok cesur olduğumu, Hürriyet’e rest çekeceğimi, mağdurun yanında yer alacağımı şimdiden söylemem zor. Çok cesur, erdemli, gelecek kaygısı gütmeyen, bütün pozisyonunu bir tarafa bırakacak bir adam mıyım, değil miyim? O şartlar oluşmadan, şimdiden esip savurmanın gereği yok.

İ.A.: Ama en azından buna dair bir iddianız olması gerekmez mi?

Ahmet Hakan: Elbette ben asker goygoyculuğu yapmam, bana kimse türban üniversitede yasaklanmalı dedirtemez… Hiçbir güç ve pozisyon, birisi bel altından dövülürken, dövenlerin yanında olmamı sağlayamaz. Yine de bunların dereceleri var.

İ.A.: Kişiliğinizi tenzih ederek; yazılarınıza bakıldığında, eleştirirken gösterdiğiniz cesarete bakıldığında, paradoksal olarak, bir hayli korkak görünüyorsunuz. Çünkü çok yaraya dokunuyorsunuz ama “Ahmet Hakan, şu konuda zinhar ödün vermez” diyebileceğimiz bir…

Ahmet Hakan: Değerim mi yok…

İ.A.: Hayır, değer değil, öyle bir siyasi duruşunuz olmadığını, kıyamet koptuğunda nerede duracağınızı bildiremediğinizi veya bildirmediğinizi düşünüyorum…

Ahmet Hakan: Valla böyle düşünürseniz çok üzülürüm. Son cümlelerime dikkat ederseniz, hiç kimse bana şunları şunları dedirtemez dedim. Benim bir çizgim, gerileyebileceğim bir nokta var. Nereye kadar gerileyebileceğime, hangi ilkeler üzerinden hareket ettiğime dair genel prensiplerim var. Aslında benim üç-beş senelik çok kısa bir köşe yazarlığı hayatım var, ama hiçbir yazımda bu temel değerlere aykırı bir şey yazmadım. Sizinki yanlış bir hissiyat bence. Zaman zaman bu hissiyatı doğurabilecek tutumlar olsa da, arka planına, benim ne yaptığıma, ne yazdığıma bakıldığında hiçbir zaman bir linç kampanyasının parçası olmadığım görülür."

Aktan, o gün Hakan'a yönettiği eleştirilerinde ne kadar haklı olduğunu ima ediyor ve görünen köyün kılavuz istemediğini dikkat çekiyor. 

Aktan, HDP'ye peşisıra soru sıralayan Hakan'a şu konularda düşünmesini salık veriyor:

"...siz HDP’ye parmak sallayışınız üzerine biraz düşünmeye hazır mısınız?

Mesela icazetle gazetecilik yapışınız, sizi hizaya getirmek için hakaret ve tehditlerden sakınmayanlarla uzlaşmaya çalışmanız, güçlüden gelen yumruğu alttan alıp güçsüzden gelen eleştiriye kükreyişiniz üzerine düşünün.

Güçlünün hedef gösterdiği mağdurla yan yana görünmemek için yolunuzu değiştirmekle kalmayıp, güçlünün arkasına sığınarak mağdura parmak sallayışınızın üzerine düşünün.

HDP’yle ittifak kurmak “istemeyenlerin”, tıpkı sizin HDP’lileri programınıza davet etmekten duyduğunuz korkaklıktan mustarip olmaları üzerine düşünün.

HDP şimdiki pozisyonunu koruduğu halde yeni bir çözüm süreci başlasa, kimden demeç alıp almayacağınız dikte edilmemeye başlansa, HDP’ye parmak sallamaktan vazgeçip vazgeçmeyeceğiniz üzerine düşünün.

HDP üzerine düşünün diyemem, ama HDP’ye dair ettiğiniz sözleri neden, hangi ruh haliyle, kimlerin hoşuna gideceği hesabıyla sarf edişiniz, sarfetmek “durumunda” kalışınız üzerine düşünün.

Islık çalmanın cezalandırıldığı bir dönemde şarkı söyleyenleri düşünün.

Programınızda saz çalıp türkü söyleyen Selahattin Demirtaş’ın nasıl ve neden hapse atıldığı, hakkında 142 yıl ceza istendiği halde neden sözünden sakınmadığı üzerine düşünün.

Tahir Elçi’nin sizin programınızda söyledikleri üzerine başlatılan linç kampanyasını müteakip katledilişini, konuğunuzun ifade hürriyetini bile savunmaktan aciz oluşunuzu düşünün."