May 08 2018

'Onun lütfuyla zindandan çıkmaktansa, onun zulmüyle hapis yatmak şereftir!'

Ahmet Turan Alkan, yaklaşık iki yıldır cezaevinde. Yazdığı 15 köşe yazısından dolayı yargılanıyor. Alkan, yeniden hakim karşısına çıkmadan önce ‘hür ve demokrat vicdanlar'a seslendi.

Türkiye’de basına yönelik baskılar, muhalif gazeteci, yazar ve akademisyenlere yönelik gözaltı, tutuklama, soruşturma ve davalar 15 Temmuz darbe girişimi sonrası hız kesmedi.

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) raporuna göre Türkiye basın özgürlüğünde geçen sene 180 ülke içerisinde 155. sırada yer almıştı. Bu sene ise iki sıra daha geriledi.

Freedom House (Özgürlük Evi) 2018 yılı raporuna göre  basın özgürlüğü karnesinde Türkiye, 34 puan düşüşle son 10 yılda özgürlüklerin en çok gerilediği ülke oldu. Böylece, Türkiye’nin “kara liste” olarak isimlendirilen en kötü durumdaki ülkelerin arasına girmesine sadece dört sıra kaldı.

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP)’nin saptamasına göre, 25 Nisan 2018 tarihi itibariyle Türkiye cezaevlerinde 30’u imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü toplam 223 tutuklu ya da hüküm giymiş.

Türkiye Gazeteciler Sendika’nın bu yılki verilere göre ise, tutuklu gazeteci ve medya çalışanı sayısı 148.

Bu tutuklu gazeteci ve yazarlardan biri de Ahmet Turan Alkan.

22 aydır Silivri Cezaevinde tutuklu bulunuyor. 65 yaşındaki yazar hakkında savcılık ağırlaştırılmış müebbet ve üstüne 15 yıl hapis cezası istiyor. Ahmet Turan Alkan’ın anlatımına göre, bu ceza için tek delil ise yazdığı 15 tane köşe yazısı. Alkan “Başkaca hiçbir maddi delil yok” hatırlatmasında bulunuyor.

Gazeteci yazar Alkan, 10 Mayıs’ta yeniden hakim karşısına çıkıyor.

Duruşma öncesi “hür ve demokrat vicdanlara hitaben” açık bir mektup yayınladı. “Fikir suçlusu” olarak yargılandığını belirten Alkan mektubunda şu görüşlere yer veriyor:

“Bütün dünyada ‘fikir suçu’ tarihe gömüldü. Verem gibi, sıtma gibi, çiçek hastalığı gibi ortadan kalktı; Ne yazık ki ülkemde hortlatılıyor yeniden...İstenen ceza ile eylemler arasında ağır orantısızlık söz konusu. Zira Türkiye'de 15 Temmuz darbesinden sonra hukuk tamamen iktidarın denetimine girdi, bağımsızlık ve tarafsızlığını kaybetti.

Hukuka güvenmeyenlerin oranı % 85’ i geçti.

Dördüncü ve muhtemelen son duruşma 10-11 Mayıs 2018 tarihinde yapılacak. Ağır siyasi baskı altındaki mahkeme muhtemelen en üst seviyeden ceza yağdıracak biz gazeteci yazarlara...”

Artı Gerçek’te yayımlanan mektubunda Alkan, Türkiye'de hukuk devletinin 2014'de rafa kaldırıldığını, yerine kaba-saba da olsa bir ‘kanun devlet’inin geldiğini belirtiyor. Deneyimli gazeteci, 15 Temmuz’dan sonra ise sadece ‘keyfi hukuk’un egemen olduğunu vurguluyor.

Tutuklu gazeteci yazdıklarından ve fikri duruşundan gurur duyduğunu, yazdıkların dolayı kesinlikle pişman olmadığına dikkat çekiyor.

Gazeteci Alkan, mektubunda AKP iktidarına da seslendi ve “İktidardan özür dilemedim ve dilemeyeceğim” ifadelerini kullandı.

Mektupta dikkat çeken bir diğer konu ise Ahmet Turan Alkan’ın isim vermeden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yönelik göndermelerde bulunması. O bölüm şöyle geçiyor:

“Mahkemeyi etkileyecek kaynağı biliyorum, ama o mercie seslenmeyi de ilk duruşmadan beri zül saydım, zül sayıyorum. Onun lütfuyla zindandan çıkmaktansa, onun zulmüyle hapis yatmayı tercih ediyorum. Benim için şereftir, iftihar kaynağıdır. Herkes bir kere daha bilsin ve duysun; bu politik bir dava. Aslı astarı olmayan, hukuksuz, gülünç, maskara bir dosya...

-Burada cürümler değil niyetler,

-Kesin eylemler değil fikirler,

-Maddi suç delilleri değil, siyasi pozisyonlar yargılanıyor...

Bana ağır müebbet verebilirler ama hukuken mahkum ve daha önemlisi mahcup edemezler. Hapiste tutabilirler ama inandırıcı bir suç isnat edemezler. Bu zindanda beni öldürebilirler ama asla utandıramazlar. Evet, ben Ahmet Turan Alkan; Zaman yazarıyım, muhalifim. Evet, vaktiyle iktidarın canını sıktım, hâlâ da başını ağrıtıyorum anladığıma göre... Boğazımı kesen bıçağı yalamayacağım. Zalimden af dilemeyeceğim. Siyasetin memurlarına ‘ne olur beni tahliye edin’ diye yalvarmayacağım.”

Alkan'ın yazdığı mektubun tam metni şöyle:

“‘Fikir suçlusu’yum yani…

Bütün dünyada ‘fikir suçu’ tarihe gömüldü. Verem gibi, sıtma gibi, çiçek hastalığı gibi ortadan kalktı; Ne yazık ki ülkemde hortlatılıyor yeniden…

İstenen ceza ile eylemler arasında ağır orantısızlık söz konusu. Zira Türkiye’de 15 Temmuz darbesinden sonra hukuk tamamen iktidarın denetimine girdi, bağımsızlık ve tarafsızlığını kaybetti.

Hukuka güvenmeyenlerin oranı % 85’ i geçti.

Dördüncü ve muhtemelen son duruşma 10-11 Mayıs 2018 tarihinde yapılacak. Ağır siyasi baskı altındaki mahkeme muhtemelen en üst seviyeden ceza yağdıracak biz gazeteci yazarlara…

Fikir beyanının karşılığı ağırlaştırılmış müebbet hapis, yani idam. Lehimizde AYM ve AİHM’ nin ‘emsal-pilot’ niteliğinde üç önemli kararı var fakat mahkeme uygulamıyor ve direniyor.

Türkiye’de hukuk devleti 2014’de rafa kaldırıldı, yerine kaba-saba da olsa bir ‘kanun devlet’i geldi. 15 Temmuz’dan sonra ise sadece ‘keyfi hukuk’ yani ‘His majesty’s law’ egemendir.

Yazdıklarımla ve fikri duruşumla gurur duyuyorum. Yazdıklarımdan dolayı kesinlikle pişman değilim. İktidardan özür dilemedim ve dilemeyeceğim.

Öyle bir mahkeme yargılıyor ki beni, delil veya savunma yerine Hazreti Musa gibi Tur dağından kucağımda ilahi 10 Emir’i getirsem bile aldırış etmeyecekler. Hazreti Cebrail nüzul etse, onu da tutuklamaya kalkışabilirler…

Mahkemeyi etkileyecek kaynağı biliyorum, ama o merciie seslenmeyi de ilk duruşmadan beri zül saydım, zül sayıyorum.

Onun lütfuyla zindandan çıkmaktansa, onun zulmüyle hapis yatmayı tercih ediyorum. Benim için şereftir, iftihar kaynağıdır.

Herkes bir kere daha bilsin ve duysun; bu politik bir dava. Aslı astarı olmayan, hukuksuz, gülünç, maskara bir dosya…

-Burada cürümler değil niyetler,

-Kesin eylemler değil fikirler,

-Maddi suç delilleri değil, siyasi pozisyonlar yargılanıyor…

Bana ağır müebbet verebilirler ama hukuken mahkum ve daha önemlisi mahcub edemezler. Hapiste tutabilirler ama inandırıcı bir suç isnad edemezler.

Bu zindanda beni öldürebilirler ama asla utandıramazlar.

Suç delili diye ortaya konulan şeyleri ben gururla sahipleniyorum. Evet, ben Zaman gazetesinde yazdım; evet, savcının suç delili diye üç yıl aradan sonra dosyaya iliştirdiği yazıları ben yazdım. Hiç pişman değilim. Kalemimin hakkını verdim; yolsuzluğu alkışlamadım, hırsızlığı çikolataya bulayıp hazmetmedim, zalimlere yağ çekmedim, görmezden gelmedim…

Evet, ben Ahmet Turan Alkan; Zaman yazarıyım, muhalifim. Evet, vaktiyle iktidarın canını sıktım, hâlâ da başını ağrıtıyorum anladığıma göre…

Boğazımı kesen bıçağı yalamayacağım. Zalimden af dilemeyeceğim. Siyasetin memurlarına ‘n’oolur beni tahliye edin’ diye yalvarmayacağım.

Hürriyete, temel insan haklarına ve demokrasiye inanan vicdanlara hitab ediyorum. Beni ve bizleri yakından tanımadığınız halde, haklı mücadelemizde yanımızda durup desteklediğiniz için kendim ve ailem adına sizlere çok teşekkür ediyorum.”

https://www.artigercek.com/alkan-bogazimi-kesen-bicagi-yalamayacagim