Tiny Url
http://tinyurl.com/ybmuf2rw
Ayşe Zarakol
Eyl 29 2018

'Erdoğan dış güçlere rağmen değil, onlar sayesinde yükselip iktidarını korudu'

İngiliz İşçi Partisi’nin Liverpool’daki Kongresi, Türkiye Araştırmaları Merkezi (CEFTUS) ve Ahval’in ortaklaşa düzenlediği “Türkiye’de Demokrasinin Sonu mu?” başlıklı bir konferansa da evsahipliği yaptı.

Konferansta Cambridge Üniversitesi ve Emanuelle College’ta öğretim görevlisi olan Dr. Ayşe Zarakol da bir sunum yaptı. Aşağıda Dr. Zarakol'un sunumunun Türkçe çevirisini bulacaksınız:

"Konferans organizatörleri, Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmeleri daha geniş tarihsel bir bakış açısı içine koymamı istediler ve amacım da tam olarak bu.

Mesleğim dahilinde genellikle yüzyılları kapsayan zaman dilimleri hakkında konuşurum ama bugün rahat olabilirsiniz. Bugün sadece son 20 yılı ve çoğunlukla Türkiye’nin Batı ülkeleriyle olan ilişkisini ele alacağım.

Elimde olan kısa süre içinde sizlere, Türkiye’de AKP iktidarıyla geçen son 18 yılda yaşanan dahili gelişmelerin ne kadarının uluslararası güçlerden etkilenerek gerçekleştiğini anlatmaya çalışacağım.

Bu sorunun cevabı genellikle soruyu sorarken nerede olduğunuzla bağlantılıdır. Eğer bu soruyu Türkiye’de sorarsanız sadece tek bir cevap alırsınız.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve çevresindekilere göre, son 18 yılda yaşanan olumlu gelişmelerin tamamı - Avrasya Tüneli, üçüncü köprü, otoyollar ve ülkenin her yerini saran alışveriş merkezleri - Erdoğan, Türkiye ve ülkenin son 10 yılda yaşamış olduğu gibi görünen ekonomik büyümenin başarısının sonucu.

Bunların tamamının Erdoğan’ın büyük vizyonu dahilinde itinayla yürütülerek elde edilen sonuçlar olarak algılanması isteniyor. Bunun aksine, Erdoğan’ın olumsuz gördüğü her şey ise dış güçler ve onlar için çalışan hainlerin ürettiği vatana düşmanca üretilen planlardan oluşuyor.

Erdoğan’a göre 2013’teki Gezi olayları, Gülen’in Erdoğan’a ihanet etmesi, 2016’daki darbe girişimi ve ülkenin yaşamakta olduğu ekonomik dalgalanma (Erdoğan bu durumu kriz olarak nitelendirmiyor); bunların tamamı Türkiye’nin yükselişini kıskanan ve durdurmak isteyen yabancı ülkelerin eseri. Bu söylediklerim Türk devletinin vatandaşlarına anlattığı resmi hikaye.

Bu soruyu Türkiye dışında bir coğrafyada, özellikle Batı’da soracak olursanız da, Türkiye’nin demokrasi rotasında raydan çıkması konusundaki sorgusuz varsayım; her ne kadar trajik olsa da Türkiye’nin kendi suçu olduğudur.

Yaşananların küresel dinamiklerle hiç alakası yok - yaşananlar sadece gösteriyor ki Türkiye, tıpkı Rusya gibi demokrasiye uygun olmayan ülkelerden biri. Şimdi sizler için bu iki bakış açısını aynı anda değerlendirmek istiyorum; tüm sorunlar için Batı ülkelerini suçlayan milliyetçi Türk anlayışı ve Türkiye’nin başaramadıklarını Türk sorunu olarak gören Batı bakış açısı.

Bu amaçla Erdoğan’ın şu ana kadar son derece talihli uluslararası gelişmelerden ne kadar başarıyla faydalandığını ve Türkiye’nin 21’inci yüzyılda yaşadığı siyasi iniş çıkışların küresel faktörlere ne kadar bağlı olduğunu öne süreceğim.

Dış ülkelerin işlere karışmasından zarar görmek bir yana, Erdoğan, en azından 2013’e kadar bu müdahalelerden yüksek fayda sağladı. Bunu bir komplo teorisi gibi söylemiyorum, bilinçli bir göz ardı etme çabası gibi söylüyorum.

1990’larda internet sitelerinin veya 2000’ler ortasındaki emlak fiyatlarının aşırı değerlenmesi sonrası yaşanan krizlerdeki “mantıksız abartı isteğini” hatırlarsınız.

Aynı şekilde bana göre Erdoğan ve partisi, küresel sistem içinde “mantıksız abartı” ile değerlendirildi ve özellikle 2000’lerde siyasi ve ekonomik çevreler arasında gereğinden fazla değer gördü ve söz sahibi oldu. Bu bakış açısı olmasaydı Erdoğan şu anda elde ettiği güce sahip olamazdı.

Kısaca özetlemek gerekirse, 2008-2013 yılları arasında ABD ve AB’nin yaşadığı ekonomik krizlerin de doğrudan yardımıyla Türkiye’nin ekonomik durumu ve dünya açısından siyasi duruşu yapay biçimde şişirildi. Bunun nedeni 2000’lerin başında yaşanan hatalara dayanıyor.

Bu dönemde tüm Batı ülkeleri kendi sorunlarıyla uğraşıyordu ve uluslararası sahnede yaşanan problemleri hafifletebilecek, taşınan yükleri paylaşabilecek ve Ortadoğu gibi konularda yardımcı olabilecek Batılı olmayan kuvvetlerin yükselişine inanmak istediler.

AKP ve Erdoğan Batı’nın Türkiye hakkında “iyi hissettiren” bir hikaye yaratma isteğinden çok büyük yarar sağladı. Aynı zamanda, uluslararası statü Türk halkı için son derece önem taşıdığından, Türkiye’nin özüne dönerek kendi bölgesinde tekrar süper güç olacağı fikri de pazarlama açısından çok başarılı oldu.

Batı ülkelerinin 2013’e kadar Erdoğan’a sağladığı aşırı destek, Türkiye içinde muhalefeti de zayıflattı zira muhalefet son 80 yıldır Batı ülkelerini örnek göstermeye alışmış bir kültüre sahipti.

2013 Gezi Parkı protestoları sonrası, Türkiye’nin Obama hükümetinin hayal ettiği Ortadoğu model ülkesi olmadığı her geçen yıl daha da netleşti. Gezi gösterileri tesadüfen ABD Merkez Bankası’nın ucuz kredileri durdurmaya karar verdiği döneme denk geldi ve Türk lirası bu seneki kadar olmasa da oldukça ağır bir darbe aldı.

Bunun üzerine Erdoğan, faiz lobisi ve kıskanç Batı ülkelerini suçlamakta gecikmedi ve bu söylemi şu an hala sürdürüyor.

Bu söylemin Türkiye’de çok sayıda destekçisi var, çünkü okul çağındaki çocuklara küçük yaştan itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun sömürgeci devletlerin elinden gördüğü zararlar anlatılıyor ve bu nedenle, özellikle uzun süreli bir refah ve yükseliş dönemi sonrasında gelen çöküşle ilgili anlatılan komplo teorileri sokaktaki insana mantıklı geliyor.

Bu nedenlerden ötürü, 2013 yaz ayları sonrası Batı’nın Türkiye hakkındaki “mantıksız abartılı” görüşleri hasar gördü ve hatta tamamen ortadan kalktı. O dönemden beri Türkiye balonu giderek daha hızlı biçimde hava kaybediyor. Erdoğan’ın elinde kalan ‘Suriyeli mülteciler’ gibi kartları doğru oynaması bile bunu engelleyemedi.

Aynı zamanda, Erdoğan’ın da şansına, kendine benzeyen ülke liderleri artık istisna olmaktan çıktı ve normal görülmeye başladı. Şu an geldiğimiz noktada Türkiye ekonomisi veya dış politikasının artık gücü kalmadı.

Türkiye artık depodaki benzinin son kalıntılarıyla yola devam ediyor. Erdoğan ülkedeki tüm muhalefeti ortadan kaldırmış olsa da, ülkenin bu şekilde daha ne kadar devam edebileceğini kimse kestiremiyor.

Eğer tüm bunlardan çıkarılacak mutlak bir sonuç varsa o da, Batı ile geri kalan ülkelerin birbirinden ayrı kaderlere sahip farklı varlıklar olduğunu düşünmenin anlamsız olmasıdır. Washington, Londra ve Paris gibi şehirlerde yaşananların Ankara, Rio ve Delhi gibi şehirlerde öngörülemeyen sonuçları her zaman olacaktır."