Tiny Url
http://tinyurl.com/yaom7ab7
Esra Yalazan
Kas 15 2018

Neden yazıyoruz?

Ahval 1. yaşını doldururken, editörlerimiz bizlerden “Neden Ahval’de yazıyorum”a cevap arayan yazılar istediler. Belki bir kısmını okumuşsunuzdur.

Genel vurgu, gazetecilikte, haberde doğruluk ve tarafsızlık, farklı kesimlerden görüşlere eşit mesafede durmak gibi temel ilkeler, tarihe not düşme arzusu, Ahval’in insan haklarını, çoğulculuğu, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü esas alan, herhangi bir siyasi parti, kurum veya dini cemaatle bağlantılı olamayacağını söyleyen bağımsız yayın politikasınaydı.

İktidara yaslanarak sözde “gazetecilik” yapanların gerçeği manipülatif haberlerle gizlemesi, sadece işlerini yaptıkları için tutuklanan, işsiz kalan binlerce gazeteci ve sosyal medyada bile görüşlerini dile getirmekten ürken bir toplumun korkusu, içinden geçtiğimiz dönemin sefaletini açıkça söylüyor.

Geçtiğimiz hafta Oxford Üniversitesi Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü “2018 Türkiye Dijital Haber Raporu” yayınladı. Oxford Üniversitesi’nin beş kıtadan 37 ülkede yaptığı araştırma internette siyasi görüşünü açıklamaktan en çok Türkiyelilerin korktuğunu göstermiş.

Hal böyleyken, bağımsız gazetecilikte ısrar etmek için cesarete de ihtiyaç duyuluyor bugünün koşullarında. Yazının içeriğinden ziyade yazılan mecrayı hedef alan sistemli düşmanlaştırma operasyonları da sadece iktidar çevresinin zehirli diliyle sınırlı değil maalesef.

Kendilerini “muhalif” olarak konumlayan bazıları da dedikodu seviyesini geçmeyen sığ bir yaklaşımla rejimin zulmüne bir biçimde destek olmaktalar.

Ergun Babahan, ana akım medyanın, özellikle 80’lerden sonra askeri vesayetin ve yalanın sözcüsü olduğunu hatırlatan önemli bir yazı yazdı. İyi bir özetti.

Türkiye gazetecilik tarihine baktığınızda en başından beri eğilimin “mış" gibi yapan bir habercilikten yana olduğunu görürsünüz. Bu  anlamda burada gazetecilik yapma çabası, mesleğin kendisinden daha meşakkatli ve ürkütücü bir uğraştır.

İlk gazetenin devlet eliyle çıkarılması (1828 Vekayi-i Mısriye) ilk özel gazetenin devlet yardımıyla yayınlanması, (1860 Tercüman-ı Ahval) devlet memurluğuyla gazeteciliğin eş zamanlı icra edildiği bir başlangıçtan sonra medya dışı sermayeler, yasaklar, baskı, tutuklamalar ve sansürle geçen bir ülkenin basın tarihi, buradaki mücadelenin asla bitmeyeceğini de söyler.

Öte yandan bugün dünyada da tartışılan ‘hakikat sonrası çağ’a dair çıkmazları göz ardı etmemek lazım. Harari, son kitabında dünyaya dair asli ahlaki sorunları anlamaya muktedir olmadığımızı ve insanın zaten homo sapiensten beri hakikat sonrası dönemde yaşadığını hatırlatıyordu.

İnsan gücünü kurmacalar üreterek onlara inanmaktan alan bir canlı türüydü. Sapiens, gezegeni ele geçirmesini her şeyden önce bu kurmaca yaratma ve yayma yeteneğine borçluydu. İnsanlar arasındaki işbirliğinin gücünün hakikat ve kurmaca arasındaki hassas dengeye bağlıydı ona göre.

İnsan yazının gücüyle “anlatılar” icat edip milyonları bir biçimde ikna edebiliyor. Ben yazının daha çok bu sihirli yanıyla ilgileniyorum. Diğer alanlardaki gazetecilik faaliyetlerinin yanı sıra on dört yıldır düzenli olarak edebiyat ve farklı disiplinler üzerine düşünüyor, yazıyorum.

Son bir yıldır Ahval’de yazdıklarımı - GYY Yavuz Baydar ve editörler başta - anlayarak okuyan ve çoğaltanların hakiki ilgisi, takdiri de doğrusu burada yazmaya motive eden nedenlerden birisi.

Ben, ne kadar yazar varsa o kadar çok ve farklı yazma yöntemi ve alışkanlığı olduğuna inananlardanım. Her hafta yazarken yazı sanatının arka bahçesindeki hikayelerde dolaşmayı seviyorum.

George Orwell’in “Neden Yazıyorum”da anlattığı bir anektodu bu vesileyle aktarmak isterim;

“İspanya iç savaşı hakkındaki kitabım ‘Katolanya’ya Selam’ tabii ki açıkça politik bir kitap, ancak ağırlıklı olarak belirli bir mesafe ve biçim gözetilerek yazıldı. Edebi içgüdülerimi ihlal etmeden hakikatin tamamını anlatmak için çok çabaladım. Fakat kitap diğer her şeyin yanında, Franco ile beraber komplo düzenlemekle suçlanan Troçkistleri savunan, gazetelerden alıntılarla vs. dolu uzun bir bölüm içeriyor. Bir-iki yıl sonra sıradan okurun gözünde ilginçliğini kaybedecek olan böylesi bir bölümün kitabı mahvetmek zorunda olduğu açık.

Saygı duyduğum bir eleştirmen bana bu konuyla ilgili nutuk çekmişti. ‘Neden tüm o şeyleri yazıya koydun?’ dedi. ‘İyi bir kitap olabilecek bir şeyi gazeteciliğe çevirmişsin’. Söylediği şey doğruydu, ama başka türlüsünü yapamazdım. İngiltere’de çok az insanın bilmesine izin verilen bir şeyi, masum insanların haksız yere suçlandığını biliyordum. Buna sinirlenmiş olmasaydım, kitabı asla yazmamam gerekirdi.”

Yazma eylemi, bütün anlamalarının ötesinde yazanla birlikte okurun da hayata katlanır kılmasını temin eden güçlü bir inanç ve inattır.

Bazen başka türlüsünü yapamazsınız.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar