'Türk aile yapısı' üstüne

Şu “Türk aile yapısı” denen şeye bayılıyorum.

Hele bir de bu yapının çerçevesini RTÜK çizmiyor mu daha da hoşuma gidiyor.

Mesela, bir erkek olarak bir erkeği öpemez, uluorta şarap içemez, bir kadınla küvete giremezsiniz.

Bunlar bizim aile yapımıza terstir.

Ama çekip silahları önünüze geleni vurabilir, kadınlara tecavüz edebilir, tekme tokat dövebilir, bıçaklayabilir, mitralyözle herkesi tarayabilir, tarihi çarpıtabilir, bolca yalan söyleyebilirsiniz.

Bunlar bizim aile yapımıza ters değildir.

Mesela, kadın yirmi pontluk topuklularıyla evin içinde dolaşırsa aile yapımıza halel gelmez ama onlarla yatağa girerse alimallah kıyamet kopar, hele bir de jartiyerin kopçaları sarkıyorsa ve dağılmışsa saçları yastığın üstüne, bizde aile yapısı falan kalmaz.

RTÜK, izlemediğim dizilerden birindeki bir sahneyi “Türk aile yapısına” aykırı bulmuş.

Adamla kadın küvete girmişler, bu da bizim RTÜK’e ters gelmiş, hemen basmış cezayı.

Şimdi ben size o sahneyi biraz anlatayım isterim.

Önce gideri genellikle siyah olan kapakla kapatıp sıcak su musluğunu açarsınız, su yükselmeye başladığında öfkeli bir şelale gibi akan suyu ılıştırmak gerekir, su biraz daha da yükseldiğinde bu kez sabun atıp biraz köpürtmeli…

Bu anlattığım fon, sahne bu değil.

Bir erkeği ya da kadını sevmek suç, ayıp, kabahat falan olmadığı için onunla sevişmeyi istemek kadar doğal bir şey de yoktur.

Ama sürekli yatakta aynı şekilde, yüz metre koşarcasına da sevişilmez.

Spontane de sevişilir, farklı yerlerde, özenle hazırlanmış anlar da yaratılır, hazzın başında beklersiniz önce, sonra şehvetin kollarına kendinizi usulca bırakır ve dipsiz bir boşluğa düşersiniz.

“Sen git, ben geliyorum,” der kadın ve sen gidersin, bir elinde kadehler ötekinde şişe, önce onları ulaşabileceğin ama su gelmeyecek bir yere koyarsın, sonra küvete girer, kapının açılmasını beklersin.

Topuk tıkırtıları yaklaşırken nabzın iyice yükselir, sonra tıkırtı bir an kesilir, kapı aralanır, kadın içeri girer, sevdiğin kadının saçlarına, davetkâr gülümsemesine, işveli hareketlerine sabırsızlıkla bakarsın ama küvetten çıkman yasaktır, öylece beklersin, kadın kapıyı kapatır, topuklularını çıkarır, sonra bir hareketle üstündeki tek parça elbiseyi ayak bileklerine düşürür, artık çırılçıplaktır, küvete doğru birkaç adım atar, sen şehvetin kafesinde çıldırırken o kaldırdığı ayağını usulca küvetin kenarından geçirir, buğulu aynalar saydamlaşmıştır, kadın küvete girdiğinde köpükler yere akar, sonra dizlerini iç içe geçirerek iyice yakınlaşırsın, bedenini hissetmenin mayhoşluğuyla kadına kadehini verirsin…

Dizide böyle mi oldu bilmiyorum, bunun sonsuz çeşidi de mümkündür ama üç aşağı beş yukarı küvete böyle girilir.

Sanırım bizim “Türk aile yapısı” ergen bir çocuk gibi aşırı hassas, bir yerde seks ihtimali gördüğünde beyni uyuşuyor ve başka bir şey düşünemez hale geliyor.

Bence bu “Türk aile yapısına” hakarettir, Türkiye’de yaşayan insanların yeterince olgun olmadıklarını beyan etmektir ama kendileri bilir.

Televizyon programlarını kim kiminle sevişti, akşamları balığın yanında kayısı suyundan başka bir şey içen var mı diye izlemek bana pek sağlıklı gelmiyor.

Tabii bunu sadece RTÜK için söylemek de haksızlık olur.

Habertürk’ün meşhur spikerlerinden Hande Sarıoğlu evinde göbek atmış, bunu da kendi sosyal medya hesabında yayınlamış.

Hop, kapı dışarı.

Neden?

Göbek attı diye.

Sanırım bu göbek atılınca da bizim ergen “Türk aile yapısı” harekete geçiyor, ne yapacağını bilemeden dans eden kadına öylece bakakalıyor.

Bir kere, Hande Hanım dans ettiği klibi kendi sosyal medyasında yayınlamış, bundan bize ne?

Rahatsız oluyorsan takip etmezsin olur biter.

İkincisi, kimse kusura bakmasın ama “Türk aile yapısının” içinde içki de vardır, dansöz de vardır, meyhanede kafaları çekmek de vardır.

Aynı “Türk aile yapısının” içinde dinibütün olmak, dini kaidelere göre yaşamak, faiz almamak, Allah’tan korkmak, camiye gitmek, başörtüsü bağlamak, namaz kılmak, oruç tutmak ve daha birçok şey vardır.

Ama ne yoktur ben size söyleyeyim, matem evine gider gibi giyinen Didem’e darbuka çalmak yoktur çünkü her işin bir kıyafeti olduğu gibi dansözün kıyafeti de belli.

Bu ülkede, aynı programda, senelerce dansözler göbek attı, hiçbir şey olmadı.

Dahası, bugün bu yasakları koyabilecek konumdaysanız o programları izleyen insanların “yapısına” bir şey olmadığı için oradasınız.

Aksi takdirde, siz ancak “yapısı bozulmuş” insanlar tarafından bir yere getirilebileceğinizi ifade etmiş olursunuz ki o insanlara büyük haksızlık olur.

Didem Hanım’ın dansöz kıyafeti giydiği ülkede önemli mevkilere yükseldiniz, şimdi ona istediği kıyafeti giydirmemek abesle iştigal etmek değil midir?

“Türk aile yapısı” bir kadının kıyafetini görüp kendini kaybedecek kadar aciz bir şey değildir.

Ve unutmayın ki, “Türk aile yapısının” ne olduğuna ve ne olacağına dair bir şeyler dayattığınızda bu silah yüzünüze patlar.

Eğer Hande Sarıoğlu gidip camide ya da taziye evinde göbek atsaydı bunun pek hoş karşılanabilir bir tarafı olmadığında sizinle hemfikir olurdum.

Samimi bir dindarın bu ülkede özgürce dindarlığını yaşamasının yegane koşulu, o şekilde yaşamak istemeyen insanlarla eşit olduğunu kabul etmesi ve onların yaşam tarzına da en az kendisininki kadar saygı göstermesi.

Şimdi bu cümleyi tersten yazalım.

Dini inançları toplumun geneliyle farklı olan birilerinin kendi isteklerine göre özgürce ve hiçbir baskı hissetmeden yaşamasının yegane koşulu, kendisi gibi olmayanların da kendi yaşam tarzına çok aykırı gelen bütün ritüellerini savunmasından geçiyor.

Ne beni namaz kılmaya mecbur et ne de sana namaz kılıyorsun diye en ufak bir söz söylenmesini kabul et, namaz kıldın diye haklarının elinden alınıyorsa şayet, gel beraber mücadele edelim.

Edelim ki ne benim sana hükmüm geçsin ne de senin bana.

Çünkü terazinin ayarı şaşar da tahterevalliye dönerse iş, iktidar mücadelesinde kim muktedir olursa öfkeyle ötekinin üstüne çullanır.

Bu da herkesin yaşamını berbat eder.

Mal paylaşamayan insanlar için çok bilinen bir metot vardır, sen böl ben seçeyim dersin, bir anda en hakkaniyetli paylaşım yapılıverir.

“Türk aile yapısı” da böyle, herhalde Tabi Mustafa Efendi bizim kendini Osmanlı zanneden hazirundan daha Osmanlı bir insandı ama “Şu kavli sürahi eğilip sagara söyler ne der” dediğinde oturduğun sofrada neler olduğunu düşünmen gerekir.

Nasıl camiyi, ezanı, başörtüsünü savunuyorsak, semayı, neyi, orgu, sazı, duduğu da savunacağız.

Zeytinyağı da uygundur “Türk aile yapısına”, tereyağı da…

Lüfer de, lakerda da, topik de, çiğ köfte de, çerkestavuğu da…

Bülent Ersoy, Zeki Müren, Münir Nurettin, Nubar Terziyan, Ferdi Özbeğen, Ahmet Kaya, Sezen Aksu, Neşet Ertaş, Didem Kınalı…

Peyami Safa, Nazım Hikmet, İbrahim Tenekeci, Mustafa Kutlu, Fazıl Say, Tanpınar, Kemal Tahir, Mehmed Uzun, Yaşar Kemal…

“Türk aile yapısına” uygun bile değil bu saydıklarım, onun bir parçası, bunlardan birilerini kesip atarsan ortada yapı kalmaz.

Anlaşılan, “Türk aile yapısı” size çok büyük gelen bir gömlek.

Üstünüzden dökülüşü işte bu yüzden.


@Ahval Türkçe 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.