Oca 09 2018

Boğaziçili akademisyenler Erdoğan'a tepkili

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önceki günlerde Boğaziçi Üniversiteliler Derneğinin 14. Genel Kuruluna katıldı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaptığı konuşmasında, "Bu üniversitemiz açıkçası biraz zayıf kalmıştır. Bu ülke ve bu milletin değerlerine yaslanamadığı için küresel bir marka haline gelme çabalarında hedeflerine tam manasıyla ulaşamamıştır" diyerek üniversiteyi eleştirdi. Erdoğan, "Bununla birlikte Boğaziçi Üniversitemizin bizim gönlümüzden geçen konuma ulaşamadığını da belirtmek durumdayım" dedi.

Erdoğan'ın açıklamalarına Boğaziçililerden tepkiler gelmeye devam ediyor. Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri Esra Mungan, Faruk Birtek ve Kumru Toktamış Artı Gerçek'e yaptığı açıklamada Erdoğan'ın sözlerini eleştirdi.

Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde yardımcı Doçent Doktor Esra Mungan,‘Yerli ve milli’ değerlerin ülkede sıkça değiştiğini ifade ediyor:

“Buna ayak uydurmak yerine araştırma ve çalışmalarımıza odaklanıyoruz."

Mungan, başörtü meselesi örneğini paylaşarak, “Nitekim bundan çok değil birkaç yıl evveline kadar başörtülü öğrenciler (o zamanlarda ülkemizde baskın ve geçerli değerleri içinde hoş görülmez iken) Boğaziçi Üniversitesi, o dönemin güçlülerinin öfkesini üstüne çekme pahasına kendi doğru bildiğini yapmıştır ve bunu tam da sürekli değişebilen 'yerli ve milli' değerlere değil, daha az değişken evrensel değerlere yaslanmayı tercih ettiği için yapmıştır. Bugün biliyoruz ki doğru yapmıştır” diyor.

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Emeritus Profesör Faruk Birtek ise Erdoğan’ın ifadelerine şaşırmadığını söylüyor ve ekliyor:

“Erdoğan kavga istiyor ve söyledikleri yine yanlışlarla dolu.”

Erdoğan’ın danışma heyetinde çok sayıda Boğaziçi Üniversitesi'nden insan olduğunu hatırlatıyor Birtek.

‘Yerli ve milli’ ifadesinin ne anlama geldiğini bilmediğini belirten Birtek, “Adı üstünde üniversite, evrenseldir, evrensel değerleri taşır. Bana soracaksanız benim bir yerli ve milli değerim var ‘Adalet’.  O da bugün Türkiye’de bulunmuyor.  Keşke o değeri konuşabilsek. Biz bir araştırma kurumu ve üniversitesiyiz. Eğer bir değer varsa bizim değerlerimiz evrensel değerlerdir. Biz dünyada bir marka olacaksak tabii ki evrensel değerlerin üzerinden olacağız. Dolayısıyla milli değerlere bir ihanet varsa bu hükümetin ihanetidir” diyor.

Erdoğan’ın Boğaziçi’ni hala bir yabancı kurum olarak gördüğünü söyleyen Birtek, Erdoğan’ın kavga istediğini bu şekilde yol alabileceğini düşündüğünü vurgulayarak, “O yol nereye gidecek, birkaç yıl içinde göreceğiz” diyor:

O dünya ile kavgalı biz dünyevi bir kurumuz o taşralı, biz taşralı filan olmayacağız çünkü eğitim taşrada olmaz eğitim, şehirleştikçe olur, insanlar şehirleştikçe gelişirler, Rönesans da oradan gelir. Erdoğan’ın bizim kesimle kavgası var çünkü biz seküler kesimden geliyoruz. Biz Türkiye’de ilericiliği temsil ediyoruz. Biz çeşitli fikirlerin her şekilde ve her yerde temsil edilmesini savunuyoruz. Benim son sınıfımda hatırlıyorum tesettürlü hiç olmazsa 10-15 tane kız öğrencim vardı, iftihar ediyorum onlarla tesettürlü insanlar benim için son derece kıymetli çünkü fikirlerine sadık insanlar. Boğaziçi Üniversitesi hiçbir üniversite tesettürlü öğrenci almadığı vakit, anayasanın emrine rağmen her öğrenciye kapısını açtı. Her öğrenci buraya geldi kendini rahat hissetti. O nedenle pek çok dindar kesim buraya çocuklarını göndermek istiyor. Hem iyi eğitim hem rahat etsinler diye. Erdoğan bizi benim sınıfıma gelsin görsün.

Sosyal Bilimler ve Kültürel Çalışmalar Bölümü’nden Doçent Dr. Kumru Toktamış'ın Erdoğan'ın açıklamalarına yorumu ise şöyle:

“Sayın Erdoğan neresinden bakarsak bakalım artık tarihi bir şahsiyettir. Ancak bu tarihsel konumunun ne olacağı üniversitelerde şekillenecek bir karardır. Bu nedenle bir politikacı olarak üniversiteye ayar vermeye kalkışırken daha dikkatli olmasında yarar var. Belki bugün ülkemizde zorbalık ve korku ile kendilerine çeki düzen vermeye zorlanmış eğitim kurumları olabilir ama biz bunlara üniversite, yani evrensel bilginin üretilip, evrensel yordamlarla iletildiğini ve evrensel kriterlere göre tartışmaların şekillendiği kurumlar olarak göremeyiz. Bilgi de zorbalık yoktur. Zorbalık varsa bilgi üremez, iletilemez ve tartışılamaz. Bu nedenle üniversiteyi bir folklor grubu, folkloru ise sıra olup dans etmek sanan bir zihniyetle kimse üniversite eleştirmeye kalkışmasın.

İdare etmek ile bilgi üretmek arasındaki fark var. İdare etmenin sadece tek bir yolu olmadığını kavrayacak bir zihin açıklığı gerektirir. Bu zihin açıklığı için hiçbir idareciden, hiçbir gerekçe ile izin almak zorunda olmayanlara ‘üniversite hocası’ diyoruz. Ben Erdoğan’ın siyasi hayatına böyle bir zihin açıklığı ile bakmaktaydım. Zihnimi kapamadım, Erdoğan ve AKP zihinleri kontrol etmeyi idare etmek zanneder hale geldiler.”

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar