uy
Oca 09 2018

Macron'un 'liste verdik' dediği Galatasaray Üniversiteliler konuştu

 

Türkiye'de akademi iktidarın baskı politikalarından payına düşeni fazlasıyla alıyor. 5 binden fazla akademisyen KHK'lar ile görevlerinden edildi ve devam eden binlerce soruşturma var. 

Tek suçları ise barış talep etmek ve otoriterleşen Türkiye'ye itirazda bulunmak. Son olarak Erdoğan Boğaziçi Üniversitesi'ni 'yerli ve milli olmamak'la suçladı. 

Öncesinde de, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmesinde Galatasaray Üniversitesi'ne yönelik baskı ve akademisyenlere açılan davalar gündeme geldi.

Macron, Galatasaray Üniversitesi konusunu gündeme getirdiğini söylerek, “Hem akademisyenlerin hem öğrencilerin dava konusu olmasıyla ilgili endişe taşıdığını” belirtti. 

Galatasaray Üniversitesi 1992 yılında dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand imzaladığı uluslararası bir anlaşmayla kuruldu.

Yapılan anlaşmada, ‘her iki hükümetin kurumun işleyişinde işbirligi yapması’ ve ‘kurumun anlaşmaya uygun olarak işleyişini sağlamak üzere bir Eşit Temsilli Türk-Fransız Komitesi kurulması’ ifadeleri yer aldı. 

11 Ocak 2016 tarihinde ‘Barış İçin Akademisyenler bildirisi’ yayınlanması ve arkasından yaşanan darbe teşebbüsüyle birlikte akademisyenler hedef haline getirildi.

İçlerinde Galatasaray Üniversitesi’nde görev yapan akademisyenlerin de yer aldığı duruşmalar halen devam etmekte. Fransa Cumhurbaşkanı Macron da Türkiye’deki son dönemdeki akademisyenler ve öğrencilere yönelik baskıya dikkat çekerek, Galatasaray Üniversitesi özelinde ‘endişe duyuyoruz’ ifadelerini kullandı. 

Emanuel Macron’un sözlerini Galatasaray Üniversitesi’nde çalışmış, emekli olmuş veya yurt dışına gitmiş hocalar ve öğrencilerle konuştuk. Akademisyenler ve öğrenciler açıklamayı Ahval’e yorumladı. 

Sosyolog Buket Türkmen uzun yıllar Galatasaray Üniversitesi’nde görev yaptı. Geçtiğimiz yıl istifa ederek Fransa’ya gitti. Bordeaux Üniversitesi’nde çalışıyor. 

 

buket türkmen

Buket Türkmen

Türkmen, durumun Fransa’daki akademik çevrede pek farkedilmediğini belirterek, iki cumhurbaşkanının terör ve ifade/fikir özgürlüğü konusunda farklı bakış açıları olduğunu söylüyor:

“Macron Galatasaray Üniversitesi'nin adını zikretmekle kalmadı, Türkiye cumhurbaşkanına bazı isimler ile bir liste verdiklerini söyledi. Bu listede Galatasaray Üniversitesi de var, anladığımız kadarıyla. Terör ve ifade/fikir özgürlüğü konusunda iki cumhurbaşkanının farklı bir bakışı olduğu açıkça ortaya çıktı.

Erdoğan teröristlerin birden ortaya çıkmadıklarını, onları yetiştiren iklimleri besleyen fikirler olduğunu ve bazı fikir adamlarının bu işi yaptıklarını söylerken, terör ile fikir arasında doğrudan bir ilişki kurduğunu gösterdi. Macron'a bu görüş ile ilgili fikri sorulduğunda ise, bu konuda farklı düşündüklerini, ona göre ifade ve fikir özgürlüğünün bir bütün olduğunu ve ayrıştırılamayacağını, terörist eyleme ve şiddete sevk eden fikir olmadıkça bu özgürlüğün kapsamında olması gerektiğini düşündüğünü söyledi. Fakat bunu söylerken ‘farklı düşünüyoruz’ demekle yetindi."

Sosyolog Türkmen, Erdoğan ve Macron’un basın toplantısını siyasal bir toplantıdan çok bir iş toplantısına benzediğini vurguluyor: 

“Burada hepimiz açısından can sıkıcı olanın, Avrupa fikrinin temelinde olan insan haklarını korumak ve korumamak, fikir özgürlüğüne saygı duymak veya duymamak gibi önemli ideolojik farklılıkların ve uyuşmazlıkların, liberal bir rölativizm içerisinde, ‘farklı düşünüyoruz’ boyutuna indirgenerek, tamamen hafifletilmeleri olduğunu düşünüyorum. Bu liberal rölativizmin, siyasetin tamamen işbirliğine ekonomik ve stratejik, iş yapma anlayışına endekslendiği bir dönemde başımıza gelen en beklenebilir felaketlerden biri olduğunu düşünebiliriz kanımca.

Basın toplantısının sahnelenişi de bu anlayışı gözümüze sokar nitelikteydi; iki cumhurbaşkanı kürsüde, ortadaki masaya da iki ülkenin imzaladığı işbirliği anlaşmaları konmuş, sırayla iki ülkenin sorumluları gelerek anlaşmaları beraberce imzalıyorlar, gördüğümüz manzara siyasal bir toplantıdan çok, bir iş toplantısını anımsatıyor. O iş bittikten sonra da şirket patronları, pardon cumhurbaşkanları, yapılan işbirliklerinden yola çıkıp hemen bütün sorunları o ‘işbirlikleri’ne bağlayan konuşmalarını yapıyorlar. Galatasaray ile veya tutuklu gazeteciler ile ilgili herhangi bir yaptırımı varsa bile Fransa'nın, bu sahneleme içinde anlayabilmemiz pek mümkün olamıyor kanımca.“

Türkmen; asıl meselenin ne Galatasaray Üniversitesi’ndeki bilimsel ve akademik özgürlük, ne ifade özgürlüğü, ne de insan hakları olduğunu altını çiziyor:

“Macron'un konuşmasından şöyle bir izlenim edindim: önemli olan yapılmış olan anlaşmalardı. Bundan sonrasını da vaka vaka konuşarak anlaşmaya çalışırız, ancak asıl meselemiz zaten ne Galatasaray Üniversitesi’ndeki bilimsel ve akademik özgürlük, ne ifade özgürlüğü, ne de insan hakları.

Macron'un beden dilinden de bunu kolayca okuyabiliyoruz: gördüğümüz, Suriye konusunda ayrı düşünceye düştüklerini üstüne basarak ve gereken sertlikte ifade eden, buna önem verdiğini bakışında, konuşmasında gösteren Macron'un, aynı sertlik ve kararlılığı hiçbir şekilde ifade özgürlüğü konusunda göstermeyip alttan aldığı. Önemli olan ‘ortak çıkarlarımız’ ve ‘stratejik işbirliğimiz’, Macron'un dili ile. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise bu konularda ne düşündüğü konusunda en ufak bir geri adım atmadı toplantı boyunca.” 

Buket Türkmen son olarak, Galatasaray Üniversitesi’ndeki imzacı akademisyenlerin sonraki dönemde rahat bir dönem yaşamayacaklarının çıkarımını yaparak sözlerine son veriyor: 

“Ancak bu Fransa ile yapılan işbirliği ve Macron'un bu işbirliği çerçevesinde cumhurbaşkanına bir ödev listesi gibi bir liste verdiğini ifade etmesi karşısında, önümüzdeki KHK listelerinde GSÜ’lü akademisyenlerin yer almayacağını düşünmekteyim. Ümit ediyorum ki gerek Consortium üyesi üniversitelerin gerekse de Macron'un çabaları sonucunda arkadaşlarımız yeniden en önemli hakları olan seyahat özgürlüğüne kavuşsunlar ve akademik faaliyetlerini Boğaziçi, Mimar Sinan, ODTÜ vb diğer üniversitelerdeki imzacı meslektaşları gibi rahatça yürütebilsinler.“

Güzin Aker, Galatasaray Üniversitesi’nde uzun yıllar Fransız Dii ve Edebiyatı bölümünde görev aldı. Aker geçtiğimiz yıl emekli oldu.  Aker Macron’un endişesinin hem Türkiye hem de Galatasaray Üniversitesi açısından dikkat çekici olduğunu söylüyor:

“Fransa’nın Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un da arzettiği üzere Galatasaray Üniversitesi akademisyenleri ve öğrencilerinin dava konusu olması, laik ve bu sebeple de düşünce özgürlüğünü savunması gereken bir ülke için gerçekten endişe verici olarak kabul edilir. ‘Bu suça ortak olmayacağız’ bildirisini imzalamanın bir barış çağrısı kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, akademisyenler hakkında, örgüt propagandası yaptıkları iddiasıyla hazırlanan iddianamede 7,5 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi. Suçlama 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu 7/2’den yapıldı.” 

Aker, düşünce özgürlüğünün önemli olduğunu ama bilim insanları açısından ayrı bir anlamı olduğunun altını çiziyor:

“Bu durum Macron’un da dediği gibi endişe verici olup, düşünce özgürlüğü ile çelişen bir karardır. Düşünce özgürlüğü her alanda önemlidir lakin özellikle akademik camia için ayrı bir önem taşır. Bilim insanları toplum için önemlidir. Bilim yapabilmek için özgürlük muhakkaktır. Galatasaray Üniversitesi’nin kuruluşunda yapılan Fransa ile ortaklık, eğitim dilinin Fransızca olması ve bir konsorsiyuma bağlı olması açısından Macron’un tepkisi önemlidir. Bu açıdan bakıldığında Macron’un uyarısı hem Türkiye hem de Galatasaray Üniversitesi  açısından ayrıca dikkat çekicidir. “

Ozan Soybakış, lisans öğrenimini Galatasaray’da tamamladı. Bir yandan EHESS’te sosyoloji doktorasına devam ederken, diğer yandan Evry Üniversitesi’nde ders veriyor. 

 

ozan soybakış

Ozan Soybakış

Soybakış, görüşmede Galatasaray Üniversitesi’nin adının geçmesinin kendisi için şaşırtıcı olmadığını ve Macron’un Galatasaray Üniversitesi’ne yoğunlaşmasının sembolik değerinin büyük olduğunu söyleyerek, önemli bir soru soruyor:    

“Türkiye’de olup bitenler ile ilgili (ifade özgürlüğü sorunu, KHK listeleri, vs.) Macron’a sağlanacak en meşru karşı argümanlar konsorsiyum üzerinden gelecektir. Diğer yandan, Macron’un sadece Galatasaray üniversitesi üzerine yoğunlaşmasının sembolik değeri bence büyük. Her ne kadar bunun çok büyük bir ‘fantezi ve mübalağa’ ürünü olduğunu düşünsem de Fransa akademisinde Galatasaray Üniversitesi hala ‘grande école’ ( Fransa’da ENS, EHESS gibi okulları statüsü) olarak düşünülüyor ve itibarını da koruyor. Tabi bu başka soruları da beraberinde getirebilir: Fransa sadece kendi ‘uzantısını’ mi önemsiyor?, elitist bir tavırla Fransa sadece ‘grande école’ leri mi önemsiyor? Fransa mı Türkiye’nin demokratik özgür(süz)lüğünü savunacak?”

Sosyolog Soybakış’ a göre ayrıca Türkiye’deki hatırı sayılır okullara karşı bir karalama kampanyası var:

“Erasmus anlaşmaları, Ambassade bursları (ki sanıyorum bu yıl Jean Monnet bursu verilmedi mesela), Fransız hocalara ayrılan kontenjanlar... Tüm bunlar kolay manipüle edilebilir şeylermiş gibi geliyor ki bu süreçten en çok canı yanacaklar tabi ki okulun prestijini ve kalitesini düşünerek seçim yapmış ve öğrenci kariyerinin başındaki gençler olacaktır.

Macron’un endişelerimi bir noktada paylaşıyorum elbette: Türkiye’nin en kaliteli ve “uluslararası planda” da gayet tanınır ve hatrı sayılır okullarına karalama kampanyası var. Bunlar tüm yeni popülist stratejilerin hedefi haline geliyor. Sadece entellektuelleri (kişileri) karalamak-saf dışı etmek yetersiz kaliyor, sembolleri de (kurumları) kurcalamak gerekiyor.”

Deniz Kap, Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi son sınıf öğrencisi. Macron’un söylediklerini dikkatle takip etmiş. Kap, Türkiye’de ve özellikle Galatasaray Üniversitesi’nde yaşananlara dikkat çekiyor:

“Emanuel Macron’un açıklamasında üniversitenin adının geçmesi şaşırtıcı değil. Çünkü arada bazı anlaşmalar var. Bu açıdan bakıldığından Macron’un endişe duyuyoruz ifadesi gayet normal. Bilimin yuvası sayılan akademik bir ortamda sizin Fransa ile imzaladığınız eğitim anlamında anlaşmalar varsa, doğal olarak bazı yükümlülüklerinizin de olması gerekir. Üniversitenin dilinin Fransızca olması ve Fransa ile anlaşmaları olması, ister istemez Macron’u endişelendiriyor. Akademik anlamda Fransa ile Türkiye arasındaki farkı söylemeye gerek yok. Her şey ortada. Üzerine son yıllarda yaşananları da katarsak geleceğe öğrenciler olarak umutlu bakamıyoruz.”

Canel Vural  da Galatasaray Üniversitesi öğrencilerinden. Özdemir0, Türkiye’de akademik camiada yaşanan baskı ortamına en net örneğin konuşurken yaşadığı tereddüt olduğunu söylüyor:

“Macron’un açıklamasını yorumlamaya çalışırken biz öğrenciler de kendimizi zor durumda hissediyoruz. İfade edeceğimiz her cümle üzerine başımıza nelerin geleceğini bilemiyoruz. Her öğrenci Galatasaray’ı tercih ederken Fransa’yı ileride kendisine açılan bir kapı olarak gördü. Ülkeden kaçmak/göç etmek anlamında söylemiyorum. Uluslararası anlamda bir yerlere gelebilmek anlamında söylüyorum. Bir prestij meselesi. Ben okula girdiğimde Türkiye başka bir yerdi. Bugün konuştuklarımızı, o gün biri bana söylese güler geçerdim. Ama şimdi baktığımda hayal bile edemeyeceğimiz durumdayız. KHK’lar, akademik baskılar, darbe teşebüssü...”

Vural, Macron’un ifadeleri üniversitenin öğrencileri için önemini şu sözlerle belirtiyor:

“Varsayalım Macron geldi ve dedi ki, tüm anlaşmaları iptal ediyoruz. Ne olacak? Siz üniversiteyi tercih ediyorsunuz sonra üniversite bambaşka bir hal alıyor. Bundan çekiniyoruz. İmkanlarımızın kıstılanması her ne şekilde olursa olsun bizi korkutacak. Macron endişe duymuş ama bizim endişelerimiz herkesten daha yüksek. Bunu unutmamak lazım.”