Türkiye hükümeti neden bilim insanlarına saldırıyor? - Science News

ABD’de yayınlanan Science News adlı dergi, başta Türkiye olmak üzere dünya genelinde akademisyenlere yönelik baskıları ele aldı. Demokrasinin beşiği ABD ve Yunanistan’da dahi bilim insanlarının soruşturma ve casusluk suçlamalarına maruz kaldığı vurgulanan makalede, Türkiye’nin bu alanda en önde gelen ülkeler arasında yer aldığı belirtiliyor. 

Sujata Gupta tarafından kaleme alınan makalede adli fizikçi Şebnem Korur Fincancı’nın başına gelenler de aktarılıyor. 

Makaleden bazı bölümler şu şekilde:

"Mart 2016’nın güneşli bir gününde Türk adli fizikçi Şebnem Korur Fincancı, Cizre’ye gitti. Hükümetin ilçeye uyguladığı 79 günlük sokağa çıkma yasağı henüz kalkmıştı. Cizre’nin dışındaki pek çok insan gibi Fincancı da bu süre boyunca ilçede neler olup bittiği hakkında bir bilgi sahibi değildi. 

Havanın ceset koktuğunu söyleyen Fincancı, evlerin kurşunlarla delik deşik edildiğini, mobilyaların yakıldığını ya da balyozlarla paramparça edildiğini anlatıyor. Girdiği üç binadan birinin bodrum katında bir çocuğun çene  kemiği dahi görür. Fincancı adli araç gereçlerini getirmişti. Bu ziyaretle sadece halkın tıbbi ihtiyaçlarını konuşmaya gelmişti. 

Birkaç gün sonra Fincancı hazırladığı raporu hem Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na, hem de İçişleri Bakanlığı’na gönderdi. Raporunda Fincancı ordu güçlerinin masum sivillere karşı gaddarca davrandığını yazdı ve olayın araştırılmasını istedi. Ancak bunu yerine Fincancı terör propagandası yapmak suçlamasıyla tutuklanarak hapse atıldı. 

Bilim insanları yüzyıllardır her tür suçlama ile karşı karşıya kalıyorlar. 4 bin yıl önce Çinli gökbilimciler Hi ve Ho güneş tutulmasını tahmin edemediklerinden dolayı idam ediliyorlar. 1633’te Roma Katolik Kilisesi gökbilimci Galileo Galilei dünyanın güneşin etrafında döndüğünü söylediği için, kilisenin dünyanın kainatın merkezinde yer aldığı yönündeki iddiasına ters sözler sarf ettiği gerekçesiyle sapıklıkla itham edildi ve hayatının kalan dokuz yılını ev hapsinde geçirdi. 

1940 ve 1950’lerde ABD, kızıl korkudan dolayı Komünizm sempatizanı oldukları gerekçesiyle bazı akademisyenleri izleyerek sorguladı.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra 10 Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler soykırımın tekrarlamaması için İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni ilan etti. Beyanname ile her kişinin her yerde yaşama, çalışma, eğitim hakkına, fikir ve ifade etme özgürlüğüne sahip olduğu, köleleştirilemeyeceği ve işkence edilemeyeceği vurgulandı. 

Dublin merkezli Ön Cephe Savunucuları adlı insan hakları örgütü yöneticisi Andrew Anderson, 1991 yılında Soğuk Savaş sona erdiğinde, halklarının çok az kişisel ve politik haklara sahip olduğu, görünüşte democrat ancak olabildiğince otoriter rejimlerin sona erdiğini belirtiyor. Anderson, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türkiye’de demokrasi ile otoriterlik arasında net bir çizgi bulunmadığını da söylüyor. 

Demokrasinin kök saldığı ABD ve Yunanistan gibi ülkelerde dahi bilim insanlarının bir anda kendilerini ateş çemberinde bulabiliyor. Bazı bilim insanları araştırmalarını paylaştıkları, gösterici ve isyancıları tedavi eden doktorlar gibi bazıları da bir anda kendilerini zor şartlar altında bulabiliyorlar. 

Risk Altındaki Bilim İnsanları adlı organizasyonun direktörü Clare Robinson 1 Eylül 2018 ile 31 Ağustos 2019 yılları arasında öğrenci ve akademik personele yönelik 324 saldırı tespit edildiğini söylüyor. Rapora göre akademisyenlere yönelik baskıların her yıl arttığı ülkeler arasında Çin, Sudan, Brezilya ve dört yılda binlerce akademisyenin sadakatsizlik, terör ve ihanet suçlamalarıyla hapiste bulunduğu Türkiye bulunuyor. 

Fincancı olayında olduğu gibi akademisyenlerin serbest bırakılması dilekçeler, mektuplar ve gösteriler düzenleyerek sağlansa dahi, bu tip davalara maruz kalan akademisyenlerin hayatları ve meslekleri daha sonra alt üst ediliyor. Bazıları sürgüne gitmek zorunda kalırken, bazıları ise işsiz bırakılıyor. 

Nisan 2016’da Ahmet Rıza Celali, muhtemel bir felakette İran hastanelerinin nasıl hızlı bir şekilde hazırlanacağı yönünde bir eğitim programı vermek için Tahran’a geldi. 

Tahran ve Şiraz üniversitelerinin davetiyle İran’a gelen İran doğumlu İsveç vatandaşı Celali, İsveç, Belçika ve İtalya’da araştırma merkezlerinde çalışmalar yapmış, daha önce de İran’a ziyaretler gerçekleştirmişti. Fakat bu kez İran İstihbarat’ı tarafından tutuklanan Celali’ye İsrail ajanlığı suçlaması yöneltildi ve Ekim 2017’de muhalif tutukluların bulunduğu Evin Cezaevi'nde idam cezasına çarptırıldı.

Eşi Vida Mehrannia, Celali’nin İran için casusluk yapmayı reddetmesinden dolayı hedef alındığını belirtiyor. İran istihbaratının 2012 ve 2014’te iki kez eşiyle temasa geçtiğini aktaran Mehrannia, Avrupa’daki kontrterörizm faaliyetleri için istihbarat toplamasının talep edildiğini öne sürüyor.  

İki çocuğuyla birlikte İsveç’te yaşayan Mehrannia eşinin sağlık durumunun gittikçe kötüleştiğini, kan testlerinden kösemi olduğunun ortaya çıktığını ve 20 kg kaybettiğini belirtiyor. Geçtiğimiz yıl 124 Nobel ödüllü bilim insanı İran Dini Lideri Ayetüllah Ali Hamaney’e mektup yazarak Celali’nin serbest bırakılmasını istediler. 

Belki Celali’nin örneği aşırı bulunabilir ancak bilim insanları hükümetlerin çalışmalarıyla ters düştükleri zaman da tehlike altında kalabiliyorlar. Yunanistan bağımsız istatistik kurumu ELSTAT’ın başkanı Andreas Georgiou, 2010-15 yılları arasında hükümetin Avrupa Birliği yaptırımlarına maruz kalmamak için bütçe açığını kasıtlı olarak az gösterdiğini belirtiyor. 

2009 yılındaki bütçe açıkları konusunda yanlış bilgi vermek suçlamasıyla 2013 yılında ömür boyu hapis cezasıyla yargılanmaya başlayan Georgiou, Mart 2019’da bu davadan beraat etti. Georgiou, hükümetin istatistikleri siyasi bir silah gibi kullandığını belirtiyor. 

En fazla da sağlık personeli risk altında bulunuyor. New York merkezli İnsan Hakları Doktorlarına göre Suriye krizi sırasında Rus ve Suriye birlikleri Mart 2011-Ağustos 2019 tarihleri arasında 583 tıbbi tesisi bombalayarak en az 912 personelin ölümüne sebebiyet verdiler. 

On yıl önce Türkiye, Ortadoğu’nun demokrasi kalesi olarak ortaya çıktı. 2014 yılında cumhurbaşkanı olmadan önce yaklaşık on yıl boyunca başbakanlık görevini yürüten Erdoğan, ılımlı bir lider profile çizerken, cumhurbaşkanı olduktan sonra otoriterleşmeye başladı. 

Ocak 2016’da 1.128 akademisyen Barış İmzacısı oldukları gerekçesiyle 800’ü hakkında soruşturma açıldı. Yaklaşık 500’ü işini kaybetti."