Michael MacKenzie
Kas 21 2017

Atatürk Kültür Merkezi ve ideolojik “kentsel dönüşüm”

2007’de Çinli küratör Hou Hanru, 10. İstanbul Bienali’ni düzenlemek için şehre geldiğinde, o sene kullanılacak mekanlardan biri apaçık ortadaydı.

Hanru’nun sözleriyle bu mekan; “Taksim’e geldiğinizde, binayı görmemek mümkün değil, tam bir anıt."

"Görür görmez arkasında ilginç bir tarih olduğunu anlıyorsunuz.”

Bahsettiği, Taksim Meydanı’nın doğusunda kalan gözkamaştırıcı opera ve performans sanatları merkezi AKM’den başkası değildi. Modern Türk mimarisinin önemli örneklerinden biri. İçinde, İstanbul sakinlerinin birçok tiyatro oyunu, opera, bale ve klasik müzik eserinin tadını çıkardığı bir mekan.

İstanbul silüetindeki ikonik yerine rağmen AKM, Hanru’nun bienal çalışmasından kısa süre sonra kapatıldı ve yaklaşık on yıl boyunca, çeşitli planlar reddedilip yasal zorunlulukları göğüsleyerek arafta kaldı.

Ardından, 1 Kasım’da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKM’nin yıkılacağını ve yerine yeni bir bina yapılacağını açıkladı.

Bu açıklama, talihsiz bir tarihi akış içerisindeki son bölümü işaretliyor; AKM binası 16 yıl gecikmenin ardından 1969 senesinde açıldı, ve sadece bir yıl sonra, Arthur Miller’ın Cadı Kazanı oyunu sahnelenirken çıkan bir yangın sonucunda yedi yıl süreyle tekrar kapatıldı.

Açıklama aynı zamanda, binayı restore edip korumak isteyen vatandaşlar, sivil toplum örgütleri ve mimarlarla, azimle binayı yıkmak isteyen hükümet arasındaki müzmin savaşın da sonu oluyor.

Aslında, Taksim ve Beyoğlu bölgesi, Erdoğan’ın partisi AKP iktidarı süresince çeşitli benzer mücadelerin merkezi oldu.

Bölgede yer alan çeşitli “kentsel dönüşüm” projelerinde bunu görmek mümkün: 2012’de tarihi Emek Sineması’nın yıkımı ve yerine bir alışveriş merkezi yapılması yakındaki Tarlabaşı semtinin – ucuz konut bulunan bir yer haline gelen eski bir Rum mahallesi - dönüşümü; aşağıda sahilde Karaköy’de gerçekleşen Galataport projesi – bölgedeki sahil şeridinin neredeyse tamamı, Türkiye’nin en büyük holdinglerinden biri olan Doğuş Holding’e teslim edildi.

Bu “kentsel dönüşüm”, AKP belediyelerinin karakteristik özelliklerinden olan kamu alanlarının ticari çıkarlar için kontrolsüz olarak ikincil konuma itilmesi ve hükmettiği süreç içerisinde ekonomiyi körüklemek için kullandığı yöntemlerden sadece biri.

Ama AKM projesi gibi durumlarda, ülkenin siyasi ve kültürel yapısı ile ilgili daha derin tartışmaları da temsil ediyor: Cumhuriyet dönemine ait anıtsal yapıların yıkılarak yerine Osmanlı yapılarının inşa edilmesi, Cumhuriyet tarihine de aleni olarak çıkışmak oluyor. Özellikle Taksim bölgesinin, cumhuriyetçi Türkler için sembolik ağırlığı göz önüne alındığında, bu tasarlananları, neoliberal çıkarcılığın ötesinde, kendi değerlerine bir saldırı olarak yorumladıkları anlamına geliyor.

Bu duyarlılık, benzer bir projede yüzbinlerce insanın protesto için sokaklara dökülmesindeki itici güç olmuştu; Gezi Parkı’na Osmanlı dönemindeki Yeniçeri Kışlası’nı yeniden inşa etme projesi –ve haliyle, yine içinde bir alışveriş merkezi olması planlanıyordu.

2013’ün gölgesi, AKM meselesinin üzerinde; hatta Erdoğan’ın kendisi, protestocular Taksim Meydanı’nı işgal ettikten kısa süre sonra, sadece kışlayı inşa etmekle kalmayıp AKM’yi de yıkıp yerine bir cami yapılacağını söyleyerek, ikisini birbirine bağlamıştı. Buna karşılık protestocular AKM’yi, hükümet karşıtı sloganları astıkları dev bir panoya dönüştürdüler.

Erdoğan, o günden bugüne cami konuşmalarını kesti, ama AKM için tasarlanan yeni projeyle ilgili bildirimleri de az değil. Geçen Salı, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin modern döneminin tamamına saldırdı.

Cumhurbaşkanına göre bu yıllar içerisinde oyunda olan güçler, “insanları kendilerine, ailelerine, çevrelerine, yaşadıkları topluma ve dünyadaki diğer her şeye yabancılaştırdı.”

Yine de, AKM’nin sembolleri arasında olduğu Türk modernizmi, erken Cumhuriyet döneminin bir ürünü ve o dönemin Kemalist ideallerini özetliyor.

Etrafında dönen tartışmaların karmaşıklığına rağmen, yeni binanını tasarımı etkileyici. Projenin başında Murat Tabanlıoğlu var, eski binanın mimarı Hayati Tabanlıoğlu’nun oğlu. Yeni tasarımda, modüler olarak binayı büyütürken – içinde bir kütüphane, bir restoran, sinema ve sahneler bulunuyor - eski binanın karakteristik ön yüzüne sadık kalınıyor.

Yine de projeye karşı olanlar, verilen sözlerle rahatlamayacakalar ve yanında gelen koşulları da kabul etmeyecekler. Bina, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın inşa edildiği arsa gibi ya da yasal olmayan yollardan ODTÜ’den alınıp yol yapılan arsa gibi, sözde yasal olarak korunan bir arsaydı, 2007’de İstanbul Koruma kurulu tarafından kültürel varlık olarak kaydedilmişti.

Ama Erdoğan son sözü söyledi, “Ne yaparsanız yapın, AKM yıkılacak” ve hiçbir yasal engelin cumhurbaşkanının sözlerinden daha güçlü olduğunu düşünebilmek şu an için mümkün değil.