AKP 7. Olağan Büyük Kongresi: 2023'ün ilk hedefi yeni Anayasa

AKP, bugün (24 Mart 2021) 7. Olağan Büyük Kongresi’ni Ankara Spor Salonu’nda düzenledi.

Kongrede "2023’e hazırlık" olarak ilan edilen yeni dönemin kadroları belirlenirken kongre salonuna girmeden önce dışarda bekleyen partililere seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bugün yapacağımız tüzük tadilatıyla 50 kişilik bir Merkez Karar Yönetim Kurulu değil 75 kişilik bir Merkez Karar Yönetim Kuruluyla yola devam edeceğiz'' dedi.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı da, kongrede yapılacak tüzük değişikliğiyle genel başkanvekili sayısının 2'ye çıkarılacağını açıkladı.

Erdoğan, bu değişikliklerin bir 'tüzük tadilatı' ile gerçekleşeceğini söyledi. 

Ancak kongre, Erdoğan'ın açıklamalarından çok koronavirüs tedbirlerinin hiçe sayılması nedeniyle gündemdeydi. Yoğun kalabalık ve sosyal mesafe kurallarına uyulmaması nedeniyle kongreye sosyal medyada tepki yağdı.

Bugün,  #lebaleb, Twitter'da en çok kullanılan etiket oldu.

CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır "İktidarları uğruna, insan hayatını ilk hiçe sayışları değil!" dedi.

CHP Eskişehir Milletvekili Prof Gaye Usluer ise "AKPnin kongre manzaralarından sonra başta Sağlık Bakanı olmak üzere hiç kimse aşı gelecek/geliyor demesin. Gelen aşıların nereye gittiği tescillendi. Hiç kimse maske/mesafe/hijyen demesin. Kuralları çiğneyenler, kural koyamazlar! Sözünüzün kıymeti bitti!" şeklinde bir paylaşım yaptı.

Yurttaşlar ise Covid-19 döneminde intihar eden müzisyenleri ve sağlık çalışanlarının fedakarlığını hatırlattı...

Saat saat AKP Kongresi'nden notlar şöyle:

16:10: Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, tek aday olarak girdiği 7. Olağan Büyük Kongre'de 1428 geçerli oyun tamamını alarak yeniden AKP Genel Başkanı seçildi.

Erdoğan teşekkür konuşmasında, "2023 Cumhur ittifakının yeni bir zafer yılı olacaktır. Bugüne kadar ekonomiden demokrasiye eğitimden sağlığa ulaşımdan tarıma ticaretten turizme kadar her alanda hayata geçirdiğimiz icraatlarla ülkemizi şaha kaldıracağız. Cumhuriyet tarihimizin en büyük reformalarını maruz kaldığımız saldırılara rağmen iktidarımıza sığdırmayı başardık. Yeni bir ve sivil anayasa başta olmak üzere, milletimize olan vaadlerimizi gerçekleştirmede kararlıyız" dedi.

13.30 - AKP'nin yeni Merkez Yürütme Kurulu belli oldu. Berat Albayrak'ın yer almadığı listede Binali Yıldırım, Efkan Ala, Ayşe Böhürler, Hayati Yazıcı, Menderes Türel, Metin Külünk, Numan Kurtulmuş, Nurettin Canikli, Özlem Zengin, Orhan Miroğlu, Şamil Tayyar gibi isimler asıl listede yer aldı. 

Bülent Arınç'ın oğlu Ahmet Mücait Arınç, Merkez Disiplin Kurulu asil üye Yalçın Akdoğan ve "küfürbaz milletvekili" olarak tanına Zeyid Aslan da Genel Merkez Parti İçi Demokrasi Hakem Kurulu asil üyeleri olarak yer aldı.  

liste

10.41 - Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilk olarak salon çevresinde toplanan partililere sesleniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:

''Saygıdeğer kardeşlerim, sizleri böyle anlamlı bir buluşmada özellikle de kar yağışının tüm mikropları temizli bir anlamlı buluşmada en kalbi duygularla selamlıyorum. Biraz sonra 7. Olağan Büyük Kongremizi yapacağız. Şu ana kadar kurulduğumuzdan bu yana son olarak üye kayıtlarını istediğimde, üye kayıt sayımız 13 milyon 500 bine ulaştı.

Dünyada böyle bir siyasi parti yok ve hamdolsun 1 milyonu aşkın genç üyesiyle yaklaşık 5 milyonu aşkın kadın üyesiyle ve bunun dışında ana kademe üyesiyle dünyada bir başkası yok.

75 kişilik bir MKYK ile yola devam edeceğiz. Yedek diye bir ifade var o da 35 kişi, onlar da aynen 35 kişiyle beraber çalışacaklar asıl üyeler gibi.

Malatya, kayısılar ne alemde? İyi mi? Maşallah. Adıyaman, ne alemdeyiz? Dik duruyor muyuz? Afyonkarahisar ne alemdeyiz? Maşallah, Allah yar yardımcımız olsun.

MHP'ye ve Genel Başkan Sayın Devlet Bahçeli'ye Cumhur İttifakı çatısında bizimle birlikte yürüdükleri için şahsım ve partililerim adına şükranlarımız sunuyorum. Türkiye'yi önce 2023'e sonra da 2053 vizyonuna inşallah Cumhur İttifakı vizyonuyla kavuşturacağız.

Milletimizin 15 Temmuz gecesi meydanlarda kurduğu Cumhur İttifakını, Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte seçimlerde ve Meclis’te devam ettirerek, mücadelemizin saflarını tahkim ettik ve genişlettik.

Hangi partiden olursa olsun, Cumhur İttifakına destek olan her bir kardeşime ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Türkiye’yi önce 2023 hedeflerine, ardından da 2053 vizyonuna inşallah bu ittifakla kavuşturacağız.

Ekim 2003'teki ilk lağan kongremizde her şey Türkiye için, bu ışık hiç sönmeyecek diyerek yola çıkmıştık. Kasım 2006'daki ikinci olağan kongremizde Türkiye'nin partisi, Türkiye'nin lideri diyerek milletimizle kucaklaşmıştık. 3. Olağan Kongremizde biz birlikte Türkiyeyiz diyerek ülkemizi kucaklamıştık. Eylül 2012'deki 4. Olağan Kongremizi büyük millet büyük güç hedef 2023 diyerek taçlandırmıştık. 5. Olağan Kongremizde 2023 kararlılığımızı tekrar vurgulamıştık. 2018'deki 6. Olağan Kongremizi millet bir hedef bir diyerek gerçekleştirmiştik. Bugün de inandığın yolda yürü diyerek hazırlandığımız 7. Olağan Kongremizi Türkiye için güven ve istikrar azmiyle topluyoruz. Her büyük kongremizde vizyonumuzu daha ileri taşıdık, hedeflerimizi büyüttük. 

Biz, siyasetin, sadece geçmişle değil, aynı zamanda bugünle, güncelle de sınırlı kalmaması; yarını, geleceği, umudu kucaklaması gerektiğine inanan bir mefkûreye sahibiz. Yarın diye ifade ettiğimiz büyük ufuk, bizim maziden atiye kurulan köprü dediğimiz, geçmişi ve bugünü de içeren kuşatıcılığa sahiptir.

Bunun için bizim inancımızda umutsuzluk, yani yarından ümidini kesmek, küfre eşdeğer görülmüştür.

Geçmişimizi hakkıyla bilmeden, bugünün hakkını vermeden, geleceği inşa edemeyiz. Türkiye’nin bugün bulunduğu yer, şanlı tarihinin şerefli mirasıyla, geleceği için belirlediği hedefleri arasındaki ince çizginin tam ortasıdır.

Geleceğe ilişkin tasavvurlarımızı anlatırken, söze daima geçmişten başlamamızın sebebi de işte budur.

Geçtiğimiz 19 yılda, Türkiye’yi demokraside ve kalkınmada dünyanın en ileri ülkeleri seviyesine getirmek için attığımız her adımda, gücümüzü ve cesaretimizi, milletimizin binlerce yıllık bu birikiminden aldık.

Bugün, insanlığın yakın tarihin en önemli sağlık kriziyle boğuştuğu, küresel siyasi ve ekonomik sistemin köklerinden sarsıldığı, yeni arayışların filiz vermeye başladığı bir dönemden geçiyoruz. Ülkemizi ve milletimizi, sürekli kendi iç sıkıntılarıyla meşgul ederek, son iki asırdır bu tür köklü değişimlerin dışında tutanlar, yine aynı oyunun peşindeler. Ama bu defa başaramayacaklar. Çünkü bu defa farklı bir Türkiye var.

Bu defa, kökenine, inancına, meşrebine bakmaksızın 84 milyon vatandaşıyla tek millet diyen bir Türkiye var. Bu defa, rengini şehitlerinin kanından alan bayrağını en tepeye dikmekteki kararını tek bayrak diyerek haykıran bir Türkiye var. Bu defa, vatanının tek bir karışına dahi göz dikenlere dünyayı dar edeceğini tek vatan diyerek ortaya koyan bir Türkiye var.  Bu defa, binlerce yıllık devlet silsilesinin son temsilcisi Cumhuriyetini ilelebet payidar kılmak için tek devlet diyerek canını dişine takan bir Türkiye var.

Bu defa, sadece elindekilere sahip çıkmakla yetinmeyen, yeni küresel siyasi ve ekonomik düzende hak ettiği yeri alma kararlığını 2023 hedefleriyle, 2053 vizyonuyla, 2071 idealiyle gösteren bir Türkiye var.

Bu defa, üzerinde asırlardır sahnelenen senaryoları yırtıp atan, bilhassa da son 8 yıldır önüne kurulan tuzakları birer birer yıkıp geçen, hedeflerinden asla kopmayan bir Türkiye var.

Ellerinden gelse, yağmurlu havada ülkemize bir bardak su vermeyecek olanların her gün karşımıza yeni dayatmalarla çıkmaları, bizi yolumuzdan döndüremedi, döndüremeyecektir.

Dünyanın, karmaşık bir endişe bataklığında çırpındığı şu dönemde, biz insanlık için sayısız imkânlar bahşeden bir hafıza denizinde yol alıyoruz.

İnsanlığın ihtiyacı olduğu tüm fikirlerin ve değerlerin, bizim hafıza hazinemizde var olduğuna inanıyoruz.

Teknolojinin insansız bir dünyaya doğru evrilmeye çalışıldığı tarihi yol ayrımında, biz insanın fıtri güzellikleri üzerinden yeni bir dünya düzeni kurulmasına öncülük etmenin sorumluluğuna talibiz.
İnşallah bunu başaracağız.

Üniversite harçlarını biz kaldırdık biz. Bay Kemal, siz kaldırmadınız biz kaldırmadık. Harçlarla ilgili konuşanlar, bağırıp çağıranlar önce bu harçları kim kaldırdı diye sormaları lazım.

PKK başta olmak üzere tüm terör örgütlerini hezimete uğratarak ülkemiz sınırlarında eylem yapamaz hale getirdik. Muhtarlarımızın özlük haklarında en çok iyileştirmeyi biz yaptık. Bay Kemal özel kalem müdürleri atayacağız diyor. Gelirsen bu atamaları da yaparsın. 

Son bir kaç gündür piyasalarda yaşanan dalgalanmalar, Türkiye ekonomisinin temellerini, gerçek dinamiklerini, taşıdığı potansiyeli ve yarınını kesinlikle yansıtmıyor.

Türk sanayisi, salgın dönemindeki performansıyla direncini ve gücünü bir kez daha ortaya koymuştur. Kamu maliyesi ve finans sektöründeki göstergeler, gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülkeye göre daha sağlam bir yapıya sahip olduğumuza işaret ediyor.

Bir süre önce açıkladığımız ekonomideki reform programımızın politikalarını ve takvimini dün akşam itibarıyla ilan ettik. Şimdi artık vakit, daha çok çalışma, üretme, gaza basma, hedeflerimize yürüme vaktidir. 

İktisadi temeli olmayan hareketlere karşı ülkesinin yanında yer alarak, güven ve istikrar mesajımıza sahip çıktıkları için milletimizin tüm fertlerine ayrıca teşekkür ediyorum.

Sadece kendilerini güvende hissetmek amacı ile evlerinde döviz ve altın tutan vatandaşlarıma buradan bir çağrıda bulunuyorum. Bu vatandaşlarımdan, milli servetimiz olan evlerindeki döviz ve altını, çeşitli finans araçlarına yatırarak, ekonomiye ve üretime kazandırmalarını istiyorum. 

Finans kuruluşları, özellikle de katılım finans şirketleri, bu altın ve dövizler için müşterilerine, onları memnun edecek getiri sağlayabilecek alternatifler sunuyor. 

İş insanlarımıza da, 30 Haziran’a kadar devam eden varlık barışından yararlanarak, yurt dışındaki kaynaklarını ülkemize getirebileceklerini tekrar hatırlatıyorum. Herhangi bir endişeye gerek yok. Biz kendilerinin garantisiyiz.

Ülkemize yatırım yapan uluslararası yatırımcılara ise, Türkiye’nin gücüne ve potansiyeline güvenmeleri çağrısında bulunuyorum. Esasen, bu çağrının somut göstergeleri de vardır. 

Geçen yıl ülkemizde yeni açılan işyeri sayısı 103 bine yaklaşırken, kapanan sayısı 16 binin altında kaldı. İş yapma kolaylığı endeksinde 2002 yılında 175 ülke arasında 84’üncü sırada olan ülkemiz, geçtiğimiz yıl 190 ülke arasında 33’üncü sıraya yükseldi. 

Türkiye’de 2010-2020 arasında kurulan 75 bin 699 adet uluslararası sermayeli şirketten, toplam sermayesi 39 milyar lirayı bulan 11 binden fazlası, salgına rağmen geçtiğimiz yıl faaliyete başladı. 

Şimdi buradan soruyorum; hangi uluslararası yatırımcı geleceğine güvenmediği bir ülkeye gelip şirket kurar ve o ülkenin vatandaşlarıyla iş ortaklığı yapar?

Aynı şekilde, ülkemizde dünyanın hemen her devletinden 200 bin uluslararası öğrenci eğitim görüyor. Soruyorum, hangi ana-baba evladını geleceğine güvenmediğini, huzurundan ve güvenliğinden emin olmadığı bir ülkeye 4-5 yıllığına eğitime gönderir?

Siz içeride birilerinin “battık, bittik, yıkıldık, öldük” diye terane tutturduğuna, kendi ülkelerini kötüleme yarışına girdiklerine bakmayın… Bunlar kendi ülkelerinin ve milletlerinin felaketinden iktidar devşirme hevesinde olan, gözlerini kin ve nefret bürümüş, kifayetsiz muhterislerdir. 

Türkiye gücünü, ekonomisinin sağlam altyapısından, üretiminden, yetişmiş insan kaynağından, girişimcilerinden, ihracatçılarından; velhasıl reel ekonomisinden alan bir ülkedir. 

Dinamik iktisadi yapımızla, mali disiplinimizle, serbest piyasaya ekonomisine bağlılığımızla, her türlü şoka dayanıklı olduğumuzu defalarca ispatladık.

Esasen bugünkü gündemimizde daha pek çok mesele var. Gündemimizde, gerek 2023 hedeflerimiz içinde yer alan, gerekse gelişen ve değişen ülke ve dünya şartlarına göre sürekli ürettiğimiz yeni programlarımız, projelerimiz, hazırlıklarımız var. 

Gündemimizde, yeni ve sivil Anayasa çalışmalarının çerçevesini oluşturacak ilkeler var.  

Gündemimizde, hukuk ve ekonomi reformlarımızın uygulama programları var. Gündemimizde, aile-eğitim-kültür merkezli yeni milli uyanış ve yükseliş ahdimiz var. 

Gündemimizde, dış politikada, ülkemizin hak ve menfaatlerinden taviz vermeden, diyalog ve huzur odaklı siyasi duruşumuzun temel parametreleri var. Gündemimizde, salgın sonrası yeniden şekillenecek dünyaya ve ülkemizin orada alacağı konuma dair değerlendirmelerimiz var. 

Gündemimizde, ülkemizin önüne kurulan tuzakları birer birer aşarken, demokrasiden güvenliğe, ekonomiden kalkınmaya kadar bizi hedeflerimize ulaştıracak yol haritalarımız var.  

Gündemimizde, teröriste terörist diyemeyenlerin riyakârlıkları var. Gündemimizde, kadınlarımızın haklarını korumayı vicdanlarda değil, kâğıtlarda arayanlara söyleyeceklerimiz var. 

Gündemimize, ülkemize karşı sergilenen çifte standartları hak ve özgürlük dayatması diye göstermeye çalışanların zavallılıkları var. Gündemimizde, biz tüm taahhütlerimizi yerine getirdiğimiz veya getirme sözü verdiğimiz halde, Türkiye’ye ısrarla sırtını dönenlerin sinsilikleri var. 

Gündemimizde, sırf ülkemizi hedef aldıkları için PKK’dan FETÖ’ye ve hatta DEAŞ’a kadar terör örgütleriyle iş tutanların acizlikleri var. Gündemimizde, son dönemde kesintisiz bir şekilde uğradığımız saldırılar ve bunların üzerine gelen salgın yükü sebebiyle sıkıntıya düşenlere verdiğimiz ve vereceğimiz destekler var. 

Velhasıl bizim gündemimizde ülkemizin ve milletimizin bugününe ve geleceğine dair her mesele var. Buradaki her başlık üzerinde saatlerce konuşulmayı, tartışılmayı gerektiriyor. 

AK Parti Kongresi, tam da bunun yeridir. Ancak, salgın şartlarında, il kongrelerimiz gibi büyük kongremizi de, hem milletimizin, hem de bu salonda bir araya geldiğimiz sizlerin sağlığını düşünerek gerçekleştirmek durumundayız. Bunun için bugün, sadece birkaç başlık üzerinde kısaca duracak, diğer hususları, milletimizle bir araya geleceğimiz diğer vesilelere bırakacağız. 

İlk olarak yeni ve sivil Anayasa teklifimizle ilgili yaklaşımımızı sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye’nin neredeyse iki asrı bulan Anayasa arayışında, milletimizin içine sinen ve dört elle sarılacağı, sahipleneceği bir metne kavuşamadık.  Anayasa çalışmalarımızın tamamı, olağanüstü dönemlerde, olağanüstü şartların dayatmasıyla ve olağanüstü yöntemlerle yapılmıştır. 

Milletin tüm kalbiyle içinde olmadığı bu süreçlerde ortaya çıkan Anayasa metinleri de, daha ilk günden itibaren hep tartışılmalı olmuş, hep değişiklik talepleriyle karşı karşıya kalmıştır.  Mevcut Anayasamız, 1960 darbesiyle ilk şekli verilen, 1980 darbesinin ardından da yeniden yoğrularak milletimizin önüne konan bir metindir. 

Darbenin üzerinden silindir gibi geçtiği, terörden bezmiş, ekonomik sıkıntıların altında ezilmiş bir halka silahların gölgesinde onaylatılan bu Anayasa, lafzı ve ruhuyla arkasındaki vesayetçi güçlerin eseridir.  İki asırlık Anayasa geçmişimize baktığımızda aşağı yukarı her çeyrek asırda yeni bir Anayasa’yla karşılaşıyoruz.  1982 yılında kabul edilen mevcut anayasamızın üzerinden 29 yıl geçti. 

Yani bu Anayasa, tarihi periyodu içinde de artık geçerliliğini kaybetmiştir. Üstelik bu süre zarfında, Anayasanın neredeyse değişmeyen maddesi kalmadığı halde, yine de ortaya ülkedeki herkesi kucaklayacak bir metin çıkmadı. 

Esasen, dünyaya baktığımızda da Anayasaların daha sık değişiğini görüyoruz. Anayasaları uzun yıllar boyunca değişmeyen ülkeler ise, bu istikrarı, nispeten soyut ve sade metinlere sahip olmalarına borçludur. Türkiye’nin yeni ve sivil bir Anayasa’yı tartışması, hem kendi tarihimizin, hem de gelişen ve değişen dünya şartlarının kaçınılmaz bir gereğidir.

Nitekim, yeni ve sivil Anayasa teklifimiz, fikri temeli olmadığı için dikkate almayı gerektirmeyen kimi sığ itirazlar dışında, her kesimde olumlu yankı bulmuştur. Peki, biz nasıl bir yeni Anayasa istiyoruz? Bizim baktığımız yerden, bu sorunun tek bir cevabı vardır: Milletimiz nasıl bir Anayasayla yönetilmek istiyorsa, biz de işte öyle bir Anayasa istiyoruz. 

Dolayısıyla; bu yeni Anayasanın ruhunda millet, yani insan olmalıdır.  Bu yeni Anayasanın merkezinde insanın huzuru, refahı, mutluluğu yer almalıdır. Bu yeni Anayasanın özü, tüm değerleriyle, farklılıklarıyla, zenginlikleriyle, hayalleriyle 84 milyon vatandaşımızın tamamını içermelidir. Bu yeni Anayasanın temelinde, ülkemizin gücü, güvenliği, istikrarı, kazanımları ve elbette hedefleri bulunmalıdır. 

Bu yeni Anayasa, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diye ifade ettiğimiz kadim devlet anlayışımızla inşa edilmelidir. Bu yeni Anayasa, ilhamını ihtişamlı geçmişimizden alan, yönü Türkiye’nin geleceğine dönük, toplumun birlikte yaşama ve geleceğini birlikte kurma iradesinin ürünü asırlık bir sözleşme, bir vizyon belgesi olmalıdır.  

Bu yeni Anayasa, üstat Cemil Meriç’in söylediği gibi, “muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir istikbale bağlayan bir köprü” kurmalıdır. Velhasıl yeni Anayasa, darbecilerin, vesayetin, şu veya bu dengenin değil, doğrudan milletin Anayasası olmalıdır. Elbette ütopik veya bürokratik değil, millet mahreçli yeni bir Anayasa hazırlamak kolay değildir. 

Daha önce bu çerçevede çeşitli girişimlerimiz oldu. Maalesef, siyasi iklim yeteri kadar uygun olmadığı için, bu çalışmalarımız hep yarım kaldı. Buna rağmen 2011’deki Anayasa tecrübesinin ülkemize önemli kazanımlar sağladığını düşünüyoruz.

Türkiye’nin bugün, yeni bir Anayasa için, hiç olmadığı kadar hazır olduğuna inanıyoruz.  Bu çerçevede, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde, AK Parti Genel Merkezinde, akademi dünyasında, çeşitli sivil toplum kuruluşları nezdinde yürüyen, hepsini de yakından takip ettiğimiz çalışmalar var. 

Aynı şekilde diğer partilerin ve ilgili kuruluşların da benzer hazırlıkları olduğunu biliyoruz. Bunlar, önce ilkeler, sonra somut metinler düzeyinde belirli bir olgunluğa geldiğinde bir araya getirilecek ve milletimizin gözü önünde tartışmaya açılacaktır. 

Bir başka ifadeyle, yeni Anayasa, açık ve şeffaf bir sürecin ürünü olarak hazırlanacaktır. Yeni Anayasa çalışmalarında bu safhaya önümüzdeki yılın ilk diliminde ulaşmayı hedefliyoruz. Mümkün olan en geniş mutabakatla ortaya çıkacak yeni Anayasa metni de, mutlaka milletin onayına sunulacaktır. 

Buradan, siyasi partiler başta olmak üzere, yeni Anayasa konusunda sorumluluk üstlenecek herkese çağrıda bulunuyorum. Gelin; ideolojik, zümrevi ve kişisel tüm bagajlarımızı, duvarlarımızı, şerhlerimizi bir kenara bırakarak, Türkiye’yi en az bir asır boyunca taşıyacak lafza ve ruha sahip yeni bir Anayasaya kavuşturalım. 

Biz buna varız ve hazırız. Yeni Anayasa sürecinin ülkemize ve milletimize şimdiden hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Üzerinde önemle durmak istediğim ikinci husus, önümüzdeki dönemde politikalarımızın lokomotifi olacak aile, eğitim ve kültür başlığıdır. İnsanı insan yapan, fıtrat itibariyle her ikisi de daima gelişmeye açık olan kalbi ve aklıdır. 

Kalbimizi aile, aklımızı eğitim, her ikisi birlikte kültürümüzü şekillendirir. Umran dediğimiz tarihi gerçeklik, medeniyet dediğimiz büyük tasavvur ise işte bu iklimden beslenerek ortaya çıkar ve gelişir.  Aile değerleri zayıflamış veya ortadan kalkmış toplumların sadece medeniyetin maddi unsurlarıyla varlığını idame ettirmesi mümkün değildir. Nitekim, bugün Batı toplumu, sahip olduğu maddi imkanların ve bununla ayakta tuttuğu eğitim ve kültür gücünün büyüklüğüne rağmen, aile müessesesinde yaşanan çöküş sebebiyle, ciddi bir gelecek korkusu, hatta krizi içindedir. 

Milletimizin, asırlardır maruz kaldığı onca saldırıya rağmen ayakta kalışının en önemli sırrı ise aile yapımızın mukavemetidir. Şartlar ne olursa olsun, birlik, beraberlik, dayanışma içinde olan aile fertleri, sosyal ve ekonomik her türlü sıkıntının üstesinden gelmeyi başarmıştır. 

Şehirleşmenin artması, çalışma biçimlerinin değişmesi, eğitim seviyesinin yükselmesi, hayat şartlarının karmaşıklaşması gibi sebeplerle, geniş aileden çekirdek aileye doğru bir geçiş yaşadık. 

Buna rağmen, aile müessesimizi korumayı başardık. Televizyon ve internetin yaygınlaşmasıyla, insanımızı çekirdek aileden bireye doğru yönlendiren bir kültür iklimi etrafımızı kuşatmaya başladı. 

Gözü ve gönlü kapalı bir taklitçiliğin kadim medeniyet birikimimizin yerini alarak, kendi değerlerimiz içinde yenilikçiliğin önünü kesmesi tehlikesini en somut olarak ailede görüyoruz.  Öyle ki, evlilik yaşları zaten 30’lara dayanan gençlerimiz arasında hiç evlenmeyenlerin sayısı da artıyor. Bir veya en fazla iki çocuklu aile yapısı giderek yaygınlaşıyor. 

Ebeveynlerin her ikisinin de çalıştığı ailelerde, şayet yakında ikamet eden bir aile büyüğü yoksa, çocuklar evdeki veya kreşteki bakıcılar tarafından yetiştiriliyor. Sadece ve sadece aile içinde kazanılabilecek değerlerin, ücreti mukabili alınan hizmetler yoluyla ikame edilemeyeceği açıktır. 

Okullarda ise, hem eğitim, hem öğretim kısmında ciddi eksikler, ciddi boşluklar olduğunu görüyoruz. Aklı ve kalbi rehber edinmek yerine, sadece nefis ve zekâ üzerine kurulu bilginin çocuklarımıza aktarıldığı bir eğitim sistemi bizi, haktan, hakkaniyetten, irfandan, hikmetten uzaklaştırıyor. 

Daha açık bir ifadeyle; yeni nesiller, binlerce yıllık varlığımızın teminatı olan aile ortamından, aileden tevarüs edilen değerlerden ve nihayet mektepte biçimlenen şahsiyetten mahrum bir şekilde yetişiyor. Bu tablo bize, yatırımlarımızı kalbe ve akla, yani aileye, eğitim ve kültüre yapmamız gerektiğine işaret ediyor. 

Medeniyet nöbetini devralacaksak, işe önce buradan başlamamız gerekiyor. Elbette dünyadaki teknolojik, siyasi, sosyal, kültürel gelişmelere sırtımızı dönecek kadar hakikatlerden kopuk değiliz, asla da olamayız.  Bizim söylediğimiz; insanı nesne değil, kalbi ve aklıyla özne olarak ele alan kadim medeniyet değerlerimizi, ilhamını geçmişimizden alan yenilikçi bir anlayışla yükseltmemiz, yüceltmemiz gerektiğidir. 

Taklit eden değil üreten, özenen değil özenilen, hevâyı değil fıtratı önceleyen, vakte teslim olan değil yönünü geleceğe dönen, maziden atiye köprüler kuran nesiller yetiştirmek için önce aileyi sağlama alacağız.

Dünyanın, Koronavirüs salgının etkileri altında kıvrandığı bir dönemde, Türkiye olarak, salgın sonrasına da hazırlanacak bir ufukla mücadelemizi yürütüyoruz. Hiç şüphesiz bu salgın insanlık tarihindeki ilk büyük sağlık tehdidi değil, son da olmayacak. Ancak, bu dönemde yaptığımız tercihler, bize çocuklarımız için nasıl bir ülke ve dünya hayal ettiğimizi gösterecek. Biz kendimizle birlikte tüm dostlarımız ve insanlık için sağlık, huzur, adalet ve refah dolu bir dünya istiyoruz. Kendi sırça köşkleri içinde suni bir güvenlik ve refah düzeni kurmuş olan küresel sistemin seçkinlerinin, bu anlayıştan çok uzak olduğunu biliyoruz.

İşte bunun için uzunca bir süredir dile getirdiğimiz 'Dünya 5'ten büyüktür' tespit ve talebimizi, her fırsatta tekrarlıyoruz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere, küresel yönetim mekanizmalarındaki dengesizlikler ve adaletsizlikler, beraberinde ataleti ve güvensizliği de getiriyor.

Biz, bu mekanizmaların tamamını kapsayan bir reformun süratle hazırlanarak, yürürlüğe konulmasını teklif ediyoruz. Yeni küresel güvenlik sistemi 5 daimi üyenin menfaati yerine; kıtaları, bölgeleri, inançları ve ortak çıkarları temsil edecek şekilde inşa edilmelidir. Aksi takdirde sistemin sorunlara çözüm üretmesi ve geniş bir meşruiyet zeminine oturması mümkün değildir.

Türkiye, hükümetlerimiz döneminde kurduğumuz sağlam altyapı ve kapasite sayesinde, sağlıktan gıdaya her konuda sergilediği liderlikle, gerçek anlamda güçlü bir devlet olduğunu göstermiştir. Küresel sistemin, salgın döneminde elde edilen tecrübeler ışığında, insanlığın tamamının güvenini kazanacak yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Salgın sonrası dünyayı herkes için daha yaşanılabilir bir yer haline getirmek için buna mecburuz. Siyasi, ekonomik ve askeri alanda işaretleri görülmeye başlanan yeni ve yıkıcı rekabetler, salgının yol açtığı tahribatı daha ağır felaketlere dönüştürmekten başka işe yaramayacaktır. Güven ve istikrarı kendisi yanında tüm dünya için de isteyen bir ülke olarak, salgın sonrasına var gücümüzle hazırlanıyoruz. Bugün burada ortaya koyduğumuz birlik, beraberlik, kardeşlik manzarası, işte bu kararlılığın da bir ifadesidir.

Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Bu duygularla bir kez daha AK Parti 7’nci Olağan Büyük Kongresinin hayırlara vesile olmasını diliyorum. AK Parti’nin kuruluşundan bugüne kadar partimize emeği geçmiş herkese tekrar şükranlarımı sunuyorum. Bu kardeşlerimizden ebediyete irtihal edenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Kongremizde Genel Merkez organlarımızda görev alacak arkadaşlarımızı şimdiden tebrik ediyor, hepsine de başarılar temenni ediyorum. Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Şehirlerinize döndüğünüzde tüm vatandaşlarımıza muhabbetlerimizi iletmenizi rica ediyorum. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık eylesin."

10.37 -  Cumhurbaşkanı Erdoğan, kongre alanına geldi.

10.30 - AKP 7. Olağan Büyük Kongresi'nin divan başkanı ve üyeleri belirlendi. AKP Tüzüğü'nün ilgili maddeleri uyarınca kongreyi yönetmek ve divan başkanlığını yürütmek üzere divan başkanı ve üyelikleri için seçim yapıldı.

AKP Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erkan Kandemir, salonda kongrenin toplanması için gereken delege sayısının tespit edildiğini, yeterli çoğunluğun hazır bulunduğunu, böylelikle kongrenin açıldığını ilan etti.

Kandemir, tüzüğün ilgili maddeleri uyarınca açık oylamayla divan ve divan kurulunun tek bir liste halinde oylanmasının kabul edildiğini belirtti. Kongrede, divan başkanı ve divan üyelikleri seçiminin liste yöntemine göre, birlikte ve aynı anda yapılması arz ve teklif edildi. Teklifin kabul edilmesinin ardından, divan başkanı ve üyeleri belirlendi. Divan Başkanlığına Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz seçildi.  

10.17 - AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, kongrede yapılacak tüzük değişikliğiyle genel başkanvekili sayısının 2'ye çıkarılacağını bildirdi.

10.00 -  Kongre, 'lider' filminin izletilmesi ardından AKP Genel Başkan Yardımcısı Erkan Kandemir'in açılış konuşması ile başladı.

09.00 - Kongre için partililer erkenden gelirken, salonun kalabalık görüntüsü sosyal medyada en çok konuşulan konuların ilk sırasına yerleşti. Bu durum üzerine eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek bir tweet atarak salonda tek bir koronavirüslü olmadığını açıkladı.

Gökçek sosyal medya paylaşımında şunları yazdı:

"BÖYLE BÜYÜK BİR SALONDA TOPLANDIĞIMIZ İÇİN BİZİ TENKİT EDİYORSUNUZ.

BİZ BÜTÜN DELEGELER DÜN GENEL MERKEZ DE COVİT TESTİ YAPTIRDIK.
SALONA GİREN TEK COVİTLİ DELEGE YOK.

BİLİNMESİNİ İSTEDİM."

Kongre programına göre, Erdoğan'ın salona girişinin ardından divan başkanının konuşması ardından saygı duruşunda bulunulacak ve İstiklal Marşı okunacak. AKP tanıtım filminin izlenmesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, kürsüye çıkarak 2023 manifestosunu açıklayacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasının ardından, faaliyet raporu okunacak ve oylanacak. Tüzük Değişikliği Komisyonu raporunun okunması, müzakeresi ve oylanmasının ardından genel başkan seçimine geçilecek. Kongrede, tüzük değişikliği ile Merkez Karar ve Yönetim Kurulu'nun (MKYK) üye sayısı da artırılacak. MKYK üyelerinin seçiminin ardından, Merkez Disiplin Kurulu'nun seçimi, Genel Merkez Parti içi Demokrasi ve Hakem Kurulu'nun seçimi, Siyasi Erdem ve Etik Kurulu'nun seçimi yapılacak.

Kongrede partinin en üst karar organı Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’nun (MKYK) üye sayısı 50’den 75’e çıkarılıyor. Yedeklerle birlikte sayısı 100’e ulaşacak MKYK’da eski bakan ve milletvekillerinin yanı sıra yeni isimlerin de olması bekleniyor. 15’i kadın, 15’i gençlerden oluşan MKYK’da genç ve kadın sayısında artış olabileceği de belirtiliyor. Kulislerde, tarihi 2023 olarak ilan edilen seçimlere partiyi hazırlayacak yeni kadrolarda “tek şapka” kuralının uygulanacağı ve yönetim kademelerine getirilen isimlerin sadece bir görevinin bulunacağı belirtiliyor.

AKP'lilerin kongreye giderken otobüsleri lebalep doldurduğu görüldü. Sosyal mesafe kurallarına uyulmazken, maske takılmadığı görüldü. 

Erdoğan’ın daha önce, “2023’ün manifestosu olacak” diye ilan ettiği kongre konuşmasında, insan hakları eylem planı ve ekonomi reformlarını içeren kapsamlı bir konuşma yapması bekleniyor.

Erdoğan’ın, yaklaşık iki saat sürmesi beklenen konuşmasında Cumhur İttifakı'nın 2023’e giderken ortaya koyacağı dayanışmaya ilişkin de mesajlar vereceği belirtiliyor.