'AKP ve Reis tek başına iktidarda değil'

AKP'nin son yıllarda milliyetçi kanat ile işbirliği içinde olması, 'gerçekte iktidar kimde' sorusunu da beraberinde getiriyor.

Cumhuriyet Gazetesi'nin yargı kararıyla Alev Coşkun ve ekibine devredilmesinin ardından ayrılan yazarlardan Aydın Engin, T24'te kaleme aldığı yazısında, AKP ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın tek başına iktidarda olmadığını savundu.

'Reis' diye seslendiği Erdoğan'ın AKP'nin başında olduğunu, AKP'nin de Meclis'te tek başına çoğunluğu elinde tuttuğunu, yine tek başına hükümet kurduğunu hatırlatan Engin, "Ama bu AKP ve onun Reis'i tek başına iktidarda demek değil" yorumunu yaptı. 

"Tek başına hükümet kurmak, Meclis'te çoğunluğu elinde tutmak her zaman tek başına iktidarda olmak anlamına gelmiyor" görüşünü dillendiren Engin, AKP'nin bunun iyi bir örneği olduğunu kaydetti. 

AKP'nin 2002'de ezici bir seçim zaferi kazanarak tek başına hükümet kurabilecek bir Meclis çoğunluğu elde ettiğine değindikten sonra, Aydın, gerçek manada bir iktidar olabilmek, devlet aygıtının bütün organlarında egemen olabilmek için koltuk değneğine ihtiyaç duyduğunu ifade etti. 

Engin, 'koltuk değneği' olarak tanımladığı yapıya da açıklık getirdi:

"Meselâ Batı'ya, hele hele ABD'ye  bir tehlike olmadığını, 'ılımlı İslâm'ı ete kemiğe büründürebileceğini göstermesi gerekiyordu.

Keza devlet aygıtının bütün organlarını elinde tutabileceği yetişmiş, eğitimli kadrolara sahip değildi.

Bu eksikleri Gülen Cemaati pek güzel doldurabilirdi. Doldurdu da.

'Gülen Cemaati' ile resmi olmayan ama fiilen sımsıkı bir koalisyon kurdu.

İktidar olabilmenin önkoşulu devlet kadrolarını tümüyle ele geçirebilmektir.  Reis'in Nakşibendi ve yakın tarikatlardan gelen destek kitlesi imam hatiplere giderken uzun erimli hesaplar yapan Cemaat, 'Hocaefendilerinin' talimatı uyarınca 'harbiye, adliye, maliye, dahiliye, hariciye' gibi kilit önemde devlet kurumlarında işe koşulabilecek disiplinli ve becerikli kadrolar yetiştirmişti. Cemaat'ın bu kadroları işe koşuldu. Önceliği orduya ve yargıya (harbiye ve adliye) verdiler."

Engin, bu koalisyonun 2012'de çatırdamaya başladığını, cemaatin iktidardan daha fazla pay istediğini; iktidarı paylaşmaktan nefret eden Erdoğan'ın ise bundan aşırı ölçüde tedirgin olduğunu dile getirdi. 

Erdoğan'ın cemaat kadrolaşmasını durdurmasına cemaatin tepkisinin sert olduğunu savunan Engin, görüşlerini şu satırlarla sürdürdü:

"Cemaat'in cevabı daha sert oldu. Önce 2013 Aralık'ında (17/25 Aralık) AKP yönetiminin ve tepelerinin gırtlağa kadar yolsuzluğa battığını gösteren ünlü ses kayıtlarını yayınladılar. İki ay sonra da MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı ifade için savcılığa çağırdılar.

İp koptu. AKP-Cemaat koalisyonu dağıldı, Reis'in koltuk değneği kırıldı. Olaylar alışılmadık ölçüde hızlandı ve 15 Temmuz darbe girişimi yaşandı. Darbe püskürtüldü ve Reis yapılması gerekeni yaptı; eski ortağının ipini çekti. Cemaat FETÖ oldu; kökünü kurutmacasına bir yargı ve polis operasyonunun hedefine dönüştü. Bu, bugün de sürüp gidiyor.

FETÖ örgütlenmesi ölümcül bir yara aldı ama Reis ve partisi de bu kapışmadan hasarsız çıkmadı.

Hasarın onarımı, kendi seçmen kitlesinde bile yolsuzluklar üstüne uç gösteren güvensizliği etkisizleştirmek için yeni bir 'koltuk değneği' aradı ve buldu: Türk milliyetçiliği...

Bu koalisyonun 'yarı resmi' ortağı MHP; 'çeyrek resmi' ortağı Büyük Birlik Partisi; 'gayrıresmi' ortağı ise Ergenekon davaları sırasında tutuklanmış ya da sadece yargılanmış ya da yakayı kıl payı sıyırmış, kimi eskiden üniformalı, kimi oldum bittim üniformasız Türk milliyetçileri.

Yani yeni koalisyon siyasal İslam’ın partisi AKP ile Türk milliyetçileri arasında kuruldu."

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz