Dilipak'tan AKP'ye 'yargıya dokunma sonu 12 Eylül' uyarısı

AKP'ye kimi zaman açık kimi zaman da üstü kapalı satırlarla uyarıda bulunan iktidar yanlısı Yeni Akit Gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak, 10 Kasım tarihli yazısında AKP'ye yargıya müdahale edilmemesi, aksi halde 12 Eylül benzeri bir durumun yaşanabileceği uyarısı yaptı.

Son olarak, AKP İstanbul eski Milletvekili Burhan Kuzu'nun, uyuşturucu baronu Naci Şerif Zindaşti ve üç adamının tahliyesi için hakime baskı yaptığı iddia edilmiş, Kuzu iddiaları yalanlamıştı.

Konuyu gündeme getiren isimse, Habertürk yazarı Fatih Altaylı, olmuş, Altaylı, "Uyuşturucu baronu Zindaşti'nin tahliyesi için eski AK Partili vekil, hakime baskı yapmış" iddiasında bulunmuştu.

Dilipak ise, "Brunson’dan Zindaşti’ye yol gider. Bu iş oradan ABD’nin İstanbul Konsolosluğu'nda görevli FETÖ’cü Metin Topuz’a, oradan da Zarrap üzerinden Halk Bankası’na kadar uzar. Halk Bankası'na bedel ödetmek isteyenler, aslında bazı gerçeklerin ortaya çıkmaması için işte böyle tehdit ve şantajlara başvururlar, birilerini rehin alırlar, yargıyı işte Halk Bankası örneğinde olduğu gibi işte böyle kullanırlar" yorumunu yaptı.

"Peki, şimdi ne oldu? Bronson gitti, Zindaşti de, Halk Bankası’nın Genel Müdür Yardımcısının eve dönüşü için hazırlıklar başladı. Doların ateşi düştü. Ha, sahi, Hakan Atilla ve Zarrab’ı ABD’ye gitmeye kim ikna etti, araştıracağız inşallah!" diye yazan Dilipak, AKP'ye yargıya baskı yapmaması gerektiği çağrısında bulundu ve ekledi:

"Şunu anlarım, siyaset bazı pragmatik kararlar alabilir, ama bunu yargıyı baskılayarak, kullanarak yapmamalı. Siyasi irade bir tasarrufta bulunuyorsa, bunun sorumluluğunu da kendisi üstlenmeli. Bu bütün dünya için böyle olmalı. Adalet bu tür olaylarda malzeme olarak kullanılırsa tuz kokar. Bir gün o adalet, onu kullananlara da gerekebilir..

Bakın, Bahçeli ile yaşanan af polemiği de böyle bir durum. Affı, yargıyı politik bir amaçla by-pass etmek, manipüle etmek için kullanırsanız, yarın bu işin sonu, 12 Eylül’de olduğu gibi oportünist bir takım kişilerin elinde “siyaseten katl”e kadar gider. Biz bunu faili (malum) meçhuller olayında yaşadık. Sonra “Kozmik oda”, “Şeytan üçgeni”ne döner, cinayet arşivlerinin tutulduğu! O gün, o meselede o işinizi çözer, ama insanların idrakinde adalet duygusunu yaralar, yargıçlar ve yargı sistemi, hukuk düzeninde kötü bir emsal oluşturur."

Gülen grubuna yönelik 'FETÖ' yargılamalarında da benzer bir sürecin işlediğini iddia eden Dilipak, "FETÖ davaları ile ilgili yaşanan süreç de bana kalırsa aynı şekilde siyaseti de, hukuk düzenini de yaralamaya başladı. İşler istenilen şekilde gitmiyor! Yargıya güven azaldı. Bu hayra alamet değil. Bürokraside de durum aynı. Bazı şaibeliler terfi ediyor, direnenler oldukları yerde sayıyor ya da soruşturma üstüne soruşturma geçiriyor. Dün bir cemaat vardı şimdi 40 oldular. Biri gidiyor, bir başkası geliyor. Bazen gelen gideni aratıyor. Üniversiteler, mektepler nasıl! Yetmedi, gitmesi gereken terfi ediyor, kalması gereken istifaya zorlanıyor. 

Falan şaibeli zat bunca iddiaya / söylentiye rağmen o göreve nasıl getirilebiliyor ya da o kişi o görevi, yıpratılacağını bile bile  niye kabul ediyor?. Onu oraya kim, niçin getirdi!. 

Kibriti gözümüze çok yaklaştırınca, arkasında kocaman bir ormanı kaybediyoruz. Tehlike sadece uzaklarda değil, aynı zamanda çok yakınımızda" yorumunu yaptı.

Ardından da, Erdoğan'ın çok benzetildiği Osmanlı padişahlarından Abdülhamid'e geçen Dilipak, "Abdülhamid de yakınındaki tehlikeyi görememişti. Dilerim tarih tekerrür etmez. “Bunlar kim?”derseniz, istihbaratınız bilmiyor olamaz. Ya da ailesine, oğluna, kızına, kardeşine, gelinine, damadına, kayınbiraderine bakın. “Bana onların arkadaşlarını, sık sık birlikte yemek yedikleri, buluştukları mekânları ve arkadaşlarını söyleyin, size onların kim olduklarını söyleyeyim”. Düşmanlarınızı bilmiyorsanız, dostlarınızdan da emin olamazsınız. Kalabalıklar arasında yalnız kalırsınız" uyarısında bulundu.

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz