AKP’den kaçış: İstifalar eylülde 1 milyona dayandı, son umut Putin’e kaldı

Siyasi partilerin üye kütüklerini tutmakla görevli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın resmi web sitesi, siyasetteki sert dalgalanmalar nedeniyle, son günlerde en fazla tıklanan devlet kurumları arasında. Sitede halen faal durumdaki 79 siyasi partiyle ilgili veriler arasında, özellikle AKP’nin üye sayısındaki erime, somut şekilde gözleniyor.

31 Mart yerel seçimlerinde, aralarında İstanbul, Ankara, Antalya, Adana, Mersin gibi Türkiye’nin en büyük illerinin yer aldığı 11 büyükşehir belediyesini muhalefete kaptıran AKP’deki depremin artçı sarsıntıları, çözülmeye dönüşerek kesintisiz şekilde sürüyor.

Seçim yenilgisiyle liderliği ve partideki otoritesi yara alan Erdoğan’a karşı, AKP içinde iki koldan muhalefet ve yeni parti çalışmaları hız kazandı. Bir yanda Erdoğan’ın 2016’da AKP Genel Başkanlığı ve Başbakanlıktan istifa ettirdiği Ahmet Davutoğlu bayrak açarken diğer yanda AKP iktidarının ilk başbakanı ve ilk Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün desteklediği Ali Babacan, yeni parti için yola çıktı.

22 Nisan’da yayınladığı Manifesto’da Erdoğan’ın uygulamalarına ve politikalarına ağır eleştiriler yönelten Davutoğlu, AKP’nin aile şirketine dönüştüğünü, karar alma mekanizmalarında ortak akıl ve istişarenin terk edildiğini, parti içinde paralel bir yapı oluştuğunu öne sürdü. Yeni hükümet sistemi ve partili Cumhurbaşkanı modeline eleştirilerinin dozunu artıran Davutoğlu’nun, 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 seçimleri arasında yaşanan terör olayları ve katliamlara ilişkin olarak söylediği “Eski defterleri açacak olursak bazı insanların insan içine çıkacak yüzü kalmaz” sözleri, bardağı taşıran damla oldu. 

AKP Merkez Karar ve Yürütme Kurulu (MKYK), 4 Eylül’de Erdoğan başkanlığında toplanarak, Ahmet Davutoğlu ve onunla birlikte hareket eden eski Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, eski TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ayhan Sefer Üstün ve eski İstanbul Milletvekili Abdullah Başçı’yı kesin ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevk etti.

Davutoğlu ve arkadaşları ise atılmayı beklemeden 13 Eylül Cuma günü AKP’den istifa ettiklerini açıkladılar. Davutoğlu, AKP’nin ihraç kararıyla, kendi kuruluş ilkelerini, felsefesini, hedeflerini tasfiye ettiğini söyledi. 

Davutoğlu’nun ardından AKP’de başlayan istifa rüzgârı giderek şiddetini artırıyor. Partinin 25 ve 26. Dönem milletvekilleri Kani Torun ve Ali Sarıkaya, 26. Dönem Konya Milletvekili Ömer Ünal, 24. Dönem milletvekili Feramuz Üstün, eski İzmir Milletvekili İbrahim Turhan, AKP Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adayı Dalyan Kardaş, eski Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten, eski Erzincan Milletvekili Talha Erol Durmaz, eski Tokat Milletvekili Coşkun Çakır ilk istifa edenler arasında. 

Türkiye’nin dört bir yanındaki AKP il ve ilçe örgütlerinden eski il-ilçe başkanları, yöneticiler, kurucular, üyeler istifalarını vermeye başladı. Bazıları sosyal medya üzerinden istifalarını duyururken, çoğu partili, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı web sitesinden elektronik istifa dilekçelerini AKP Genel Merkezine gönderiyor. 

Eski Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, AKP TBMM grubundaki en az 10 milletvekilinin kendileriyle birlikte hareket ettiğini ancak “deşifre olmamaları” için şu anda istifa etmelerini istemediklerini açıkladı. Davutoğlu’nun memleketi Konya’da, üyelikten istifa edenler bir günde 400’e ulaşırken, sayının giderek artması, diğer illerle birlikte binlerce kişinin AKP’den ayrılması söz konusu. 

Her iki hareketin partileşmesiyle, AKP’den kopuşların TBMM grubuna da sıçraması beklenirken, Gül-Babacan cephesi şimdilik gelişmeleri izliyor. Babacan ile birlikte hareket eden eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin, eski Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ve daha pek çok önde gelen isim, e-devlet üzerinden AKP’ye istifalarını gönderdi. 

Ali Babacan, AKP’den ve kurucular kurulu üyeliğinden istifasını ağır eleştiriler içeren kapsamlı bir mektupla 8 Temmuz’da kamuoyuna açıklamıştı. Babacan, Karar gazetesine verdiği ilk röportajında yılbaşından önce partiyi kuracaklarını duyurdu. 

Davutoğlu ve Babacan’ın partilerinin ortaya çıkmasıyla, AKP’den ayrılmaların, yeni partilere geçişlerin, diğer deyişle Erdoğan’dan kaçışın daha da hızlanması bekleniyor. 

Yeni hükümet sistemi ve partili Cumhurbaşkanı modeline geçiş sonrası, 18 Ağustos 2018’de yapılan 6. Olağan Kongre’de yeniden AKP Genel Başkanlığına seçilen Erdoğan bu göreve geldiğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kayıtlarında AKP’nin üye sayısı 10 milyon 719 bin 234 olarak görünüyordu. 31 Mart ve ardından 23 Haziran 2019’da yenilenen İstanbul seçimleri sonrası, 1 Temmuz’daki Yargıtay verileri, AKP’nin üye sayısının 9 milyon 931 bin 103’e gerilediğini gösterdi. Yani bir yılda 788 bin 131 kişi AKP üyeliğinden ayrıldı.

Yargıtay’ın web sitesindeki son veri 6 Eylül 2019’a ait. Yani Davutoğlu’nun 13 Eylül’deki istifasından bir hafta önceki rakamlar. Buna göre, AKP’nin üye sayısı 9 milyon 874 bin 843’e inmiş. Bu rakam, Erdoğan’ın tekrar AKP’nin başına geçtiği Ağustos 2018’e göre 844 bin 391 kişinin üyelikten ayrıldığını, 1 Temmuz’dan bu yana da iki ayda 56 bin 260 kişinin AKP’den istifa ettiğini gösteriyor. Dolayısıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 6 Eylül tarihli son verisi, henüz Davutoğlu’nun ayrılışıyla kabaran istifa dalgasını içermiyor.

Muhtemelen 13 Eylül sonrası verileri açıklandığında, AKP’nin üye sayısındaki erozyon daha belirgin hale gelecek. Babacan hareketinin partileşmesiyle başlayacak ikinci istifa dalgası, erimeyi daha da büyütecek. Sadece 6 Eylül verileri bile, Erdoğan ve AKP’nin henüz Davutoğlu istifaları başlamadan, Davutoğlu ve Babacan’ın partileri kurulmadan, resmi olarak yaklaşık 1 milyon üyesini, diğer deyişle seçmen ve oy kaybettiğini işaret ediyor. 

Buna ilave olarak, yeni partilerin kurulmasıyla, mecliste AKP’den kopacak vekil sayısının 80’i bulacağı iddiaları, siyasi kulisleri dalgalandırdı. Böyle bir gelişme, 291 milletvekili bulunan AKP’nin, 49 üyeli MHP ve 1 sandalyeli BBP desteğiyle sağladığı 341 vekillik TBMM çoğunluğunu yitirmesi, 600 üyeli mecliste azınlığa düşmesi, yasa çıkartamaz, yönetemez konuma gelmesi demek. 

AKP’ye yakın ORC Kamuoyu Araştırma şirketinin Eylül 2019 anket sonuçları, AKP’nin oyunun yüzde 30,6’ya indiğini gösteriyor. Davutoğlu başbakanlığında gidilen 1 Kasım 2015 seçimlerinde yüzde 49’u aşarak bugüne kadarki en yüksek oyu alan AKP, Binali Yıldırım’la girdiği 24 Haziran 2018 seçimlerinde yüzde 42’ye gerilemişti. Son anketler, AKP oylarında 11-18 puan arasında bir düşüşü sergiliyor. 

Anketler ve resmi Yargıtay rakamları, üye sayısındaki gerileme yanında, kayıtlı üye olmayıp AKP’ye oy veren seçmen tabanında da ciddi bir çözülmeyi gösteriyor. Yeni yönetim ve seçim sistemindeki yüzde 50+1 koşulu dikkate alındığında, bir oy bile hayati önemde. Oysa şimdiden AKP’den kopanlar 1 milyona yaklaşıyor. Dolayısıyla, ORC anketinde oyu yüzde 14 görünen MHP ile ittifak da Erdoğan’ın seçim kazanmasına, tek başına iktidarını sürdürmesine yetmiyor. 

Aynı ankette “Davutoğlu parti kurarsa oy veririm” diyenlerin oranı yüzde 8,5 olurken, Babacan’a oy verebileceğini söyleyenlerin oranı yüzde 11,6. 

MAK Araştırma’nın Eylül anket sonuçları ise AKP’nin ikinci parti konumuna gerilediğini, CHP’nin ilk kez yüzde 31’i bulan oy oranıyla birinci parti olduğunu gösteriyor. Tabii hemen tüm anketlerde AKP tabanından beslenip, oyunu artıran partinin MHP olduğu açığa çıkıyor. Buna karşılık söylemi ve eylemiyle MHP’lileşen AKP, ittifakın kaybedeni.

Bu güncel anket sonuçları, 16 Nisan 2017 referandumunu 1 milyondan fazla mühürsüz oyun son anda YSK tarafından geçerli sayılmasıyla kıl payı kazanan, 24 Haziran seçiminde ise üç partili Cumhur İttifakıyla yüzde 52 oyla seçilen Erdoğan’ın karşısındaki muhalefet blokunun, bir yılda ciddi şekilde genişlediğini, yüzde 55-60’a dayandığını gösteriyor.

Yeni partilerin kurulmasıyla, TBMM’de çoğunluğunu yitirme olasılığı beliren, daha fazla erimeden bir baskın seçime giderek, ikinci turda kazanmayı göze alabileceği siyasi kulislerde dile getirilen Erdoğan’ın “Bahçeli’ye el mahkûm” hali giderek pekişiyor, siyasi manevra alanı hızla daralıyor. 

Bu noktada YSK’nin 6 Eylül’de Moskova’da Rusya Merkezi Seçim Komitesi ile imzaladığı işbirliği protokolünü göz ardı etmemek gerekiyor. 

Dijital seçim ve YSK’nın her seçimde tartışılan yığma seçmen, sahte ya da ölü seçmenlerle dolu seçmen kütüklerinin dijitalleştirilmesini, yazılım vb. desteğini öngören işbirliği protokolü, ister istemez akıllara olası seçim hilelerini, sanal seçmen yazımını, seçmen kütükleriyle, seçim sonuçlarıyla elektronik ortamda, ya da uzaktan kumandalı şekilde oynanması vb. ihtimallerini getiriyor. 

Trump’ın kazandığı ABD seçimlerine Rusya müdahalesi iddialarının hâlâ soruşturulduğu anımsandığında, Putin’in “garantili seçim kazandıran sistemini”, iktidarı kaybetme riski artan dostu Erdoğan’ın hizmetine sunması, şaşırtıcı olmaz. Putin’in Erdoğan’a milyarlarca dolarlık nükleer santral, S-400’ler, müstakbel SU-35 ve SU-57 savaş uçağı pazarlamasının yanında, bu seçim sistemi pazarlaması, küçük bir bonus ya da eşantiyon sayılır.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.