AKP'nin kaybetme ihtimali var mı?

Türkiye'de 24 Haziran seçimlerinin kazananının hangi parti ya da cumhurbaşkanı adayı olacağı konusunda şimdiden net bir görüş ortaya koymak pek mümkün görünmüyor. 

AKP medyası, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP'yi şimdiden 'kazanan' olarak lanse ederken, muhalefet partilerinin de yarıştan kopmadığı, hatta atbaşı gittiği gerçeği çok sayıda analist ve kamuoyu araştırma şirketi tarafından ortaya konuyor.

Brookings Enstitü'nün İnternet sitesinde Kemal Kirişçi ve Kutay Onaylı tarafından kaleme alınan yazıda, AKP'nin kaybetme, muhalefetin de kazanma ihtimalleri irdeleniyor. 

Yazının satırbaşları şöyle:

İktidarda 15 yıl kaldıktan - ve özellikle 2016 Temmuz ayında yaşanan başarısız darbe girişiminden sonra elde ettiği sıradışı yetkilerden - sonra Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan şimdiye dek hiç bu kadar güçlü olmamıştı.

Ancak Erdoğan’ın lideri olduğu AKP tarafından öne çekilen 24 Haziran erken seçimleri yaklaştıkça, Erdoğan’ın uzun zamandan beri Türk siyasetinin yönünü belirlemesini sağlayan politik becerinin azalmakta olduğu yönünde giderek artan sinyaller var.

Türkiye’de yapılan anketlere her zaman kuşkuyla bakmak gerektiği bir gerçek olsa da, bir çok anketin sonucuna göre Cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kalacak ve AKP meclisteki çoğunluğunu koruyamayacak. Böyle bir sonuç dahilinde yepyeni ve zorlu bir siyasi tablo ortaya çıkabilir ve muhalefet en azından son 10 yıldır olmadığı kadar siyasette söz sahibi hale gelebilir. 

Birçoklarına göre Erdoğan’ın seçimleri 16 ay öne alma kararı, giderek dengesizleşen Türk ekonomisinin AKP’ye olan halk desteği üzerinde yaratacağı zararı engellemek için önlem olarak alındı. Hem enflasyon hem de işsizlik %10’un üzerinde, bütçe açığı geçtiğimiz yıl %58 büyüdü ve Türk Lirası sadece 2018’de Dolar’a karşı %20 değer kaybetti.

(Dolar/Lira oranı şu anda 4.6/1; 1 Ocak tarihinde bu oran 3.75/1’di ve 2013 ortalarında 2/1 civarındaydı) Türk hükümeti de bu durumla baş edebiliyor gibi görünmüyor: aksine, Erdoğan’ın yüksek faiz oranlarına karşı sık sık yaptığı ideoloji yüklü açıklamalar ve seçimlerden sonra Merkez Bankası’nın politikalarına daha yakından müdahale edeceğini söylemesi, Lira’nın yaşadığı değer kaybının başrol oyuncuları gibi algılanıyor. 

Tüm bu ekonomik sıkıntıların ortasında Erdoğan aynı zamanda 2002’de iktidara geldiğinden beri en çok çeşit barındıran ve haşin muhalefet adaylarıyla karşı karşıya. Erdoğan’ı koltuğundan indirmeyi amaçlayan yeni bir seçim ittifakı merkez sol CHP, yeni kurulan merkez sağ İyi Parti ve küçük ama etkili Saadet Partisi’ni kapsıyor. Bu parti ironik olarak Erdoğan’ın siyaset sahnesinde yıldız seviyesine yükseldiği 90’lı yıllarda üyesi olduğu partiydi. 

Muhalif ittifak partilerinin hepsi kendi adaylarını gösterdi fakat hepsi ikinci tura kim kalırsa Erdoğan’a karşı birleşme sözü verdi. CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, bir zamanlar taviz vermez laiklik anlayışı yüzünden Türkiye’nin dindar kesimine ve büyük Kürt azınlığına karşı vurdumduymaz olduğu düşünülen ateşli bir konuşmacı.

Öte yandan, yakın zamanda yaptığı kampanya konuşmalarında birleştirici bir tutum sergileyen İnce, Türkiye’nin etnik ve sosyal çeşitliliğini kucaklamak, devlet okullarında Kürtçe eğitim verilmesi gibi sözler verdi ve kesinlikle başörtüsü yasağını geri getirmek gibi bir niyeti olmadığını söyledi.

Yarıştaki tek kadın olan İyi Parti lideri Meral Akşener 10 yıldan uzun bir süredir Erdoğan’ın karşısına çıkan ilk ciddi sağcı aday. Son olarak, muhafazakar Saadet Partisi’nin İngiltere’de eğitim görmüş lideri Temel Karamollaoğlu da tecrübeli devlet adamı rolüne bürünerek AKP’yi ahlaki açılardan eleştiriyor. 

Elbette ki seçimleri öne alırken Erdoğan’ın kaçınmak istediği siyasi çatışma ortamı tam olarak da buydu. Muhalefet partileri Akşener’in yeni kurduğu İyi Parti’nin yasal engeller yüzünden seçime katılamaması için yapıldığını düşündükleri bu hamle karşısında çok öfkelendiler. Bu durum CHP’nin beklenmedik fakat kurnazca bir karşı hamleyle 15 milletvekilini İyi Parti’ye transfer etmesiyle aşıldı ve İyi Parti erken seçimlere katılabilmek için yeterli milletvekili sayısına sahip oldu. 

Birçoklarının hükümetin kurallara aykırı davranışına kanıt olarak gördüğü bir açıklamada Erdoğan, Yüksek Seçim Kurulu’nu muhalefetin “ahlaksız” stratejisini engellememekle eleştirdi. Belki de daha da çarpıcı olanı, hakkında bir çok suçlama bulunan fakat mahkemeye bile çıkmayan ve 2016 sonlarından beri hapiste olan HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş seçimlere parmaklıklar arkasından katılacak. Hem sol hem de sağ kanattan tüm muhalefet partileri Demirtaş’ın bir an önce serbest bırakılmasını talep ediyor.

Seçimler yaklaşırken AKP’nin bariz sert yaklaşımı sahip olduğu aşırı kibir ile el ele gidiyor. Hükümet, seçimlerle aynı güne denk geldiği anlaşıldıktan sonra, öğrenciler için tüketici, aileler için büyük masraflara neden olan, yıllarca süren bir hazırlığın son aşaması olan ve büyük önem taşıyan üniversite giriş sınavlarını gelişigüzel biçimde bir hafta erteledi.

Buna benzer biçimde, Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek de kendinden emin biçimde konuşarak sıkıntı içindeki piyasalarda normalleşme ve reformların “seçimlerden sonra” görüleceğini söyledi ve böylelikle seçimlerin kendi kararları üzerinde bir etkisi olmayacağını belirtmiş oldu. 

Ama yine de iktidardaki AKP Cumhurbaşkanlık seçiminin ikinci tura kalacağı ihtimalini umursamasa da, Erdoğan’ın kendisi Türkiye’nin yeniden canlanan muhalefetini besleyen malzemeler veriyor. Erdoğan’ın son dönemde yaptığı konuşmalardan itinayla seçilen bazı tabirler esprili muhalif sloganlara dönüştü.

Örneğin Erdoğan bir keresinde seçmenler “Tamam” derse iktidarı bırakacaklarını söyledi - Twitter’da muhalif aktivistler “T A M A M” kelimesini iki milyondan fazla tweet ettiler ve sözcük günlük konuşmalarda bile kendine yer buldu. Benzer biçimde, Erdoğan’ın gençlik kongresinde yaptığı uzun bir konuşmanın ortalarında söylediği “Sıkıldık mı?” da popüler bir ifade oldu.

İnce, Akşener ve Karamollaoğlu da bu modaya uyarak sosyal medya üzerinde bu sözcükleri kullanmaya başladılar. “T A M A M” ve “Sıkıldık mı?” gibi sloganlar sadece sosyal medya hevesi olmaktan öte: bu sloganların kolayca ve neşeli biçimde yayılışı ortak temalar üzerinde birleşmeyi başarabilen ve 2013 Gezi Parkı protestolarında AKP’yi öfkelendiren itaatsiz gençlik ruhunu tekrar keşfetmeyi başaran bir muhalefete işaret ediyor.

Sonuç olarak, giderek artan sayıda Türk yorumcu artık muhalefetin ülkede siyasi tartışmaların tonunu ve yönünü belirlemekte olduğuna kanaat getiriyor ve AKP yetkilileri sakar bir savunma pozisyonu almış durumda. 

İronik olarak, Erdoğan’ın zayıf noktasını ortaya çıkaran AKP hükümetinin kendisi olmuş olabilir. Yürütme yetkilerinin çoğunu Cumhurbaşkanı’na verip bazı yasama ve veto haklarını meclise bırakan anayasa değişikliğini zorlayan AKP milletvekilleri, Cumhurbaşkanı’nın partisinin mecliste her zaman çoğunlukta olmayabileceği olasılığını düşünmemiş gibi görünüyor.

Anayasal değişikliklerden önce, AKP’nin anketlerde tekil rakiplerinden çok daha önde olması meclise egemen olduğu anlamına geliyordu; ancak yeni sistem dahilinde kurulan çoklu parti ittifakları ve genişleyen bir siyasi arena sayesinde seçim matematiği AKP’nin mecliste çoğunluk sağlamasını daha da zorlaştırdı. 

İşte tam olarak da bu yüzden, geçtiğimiz yılın anayasa değişikliklerini hazırlayanlar AKP’nin anketlerde yenilemez olduğunu ve çok çeşitli muhalefetin temelde herhangi bir uyum sağlamaktan uzak olduğunu düşündükleri için, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı altında muhalefet çoğunluklu bir meclis son derece olası.

Yeni sistemde bu ikilinin bir arada yürümesi için çok az yer var, mecliste agresif bir muhalefet Erdoğan’ın alacağı kararlara ciddi biçimde engel olabilir. Ve eğer AKP ilk turda mecliste çoğunluğu kaybederse, Erdoğan ikinci tura girerken sahip olduğu yenilmezlik ve geleneksel ustalık havası ciddi biçimde zayıflamış olacak. 

Üstünlük sağlayabilmek için iki tarafın da ekonomiyi düzeltmeye yönelik sağlam proje önerileri üretmeleri, ülkenin boğucu hale gelen siyasi kutuplaşmasını çözme isteklerini göstermeleri ve ilk defa oy kullanacak olan 1.5 milyon genç ve eğitimli kesimin kalbine ve aklına hitap etmeleri gerekiyor. 

Muhalefet partileri seçim programlarını açıklamaya yeni başladı. Bu programlar, özellikle olarak, vizyonlarının sadece Erdoğan’ı yenmekten ötede olduğunu seçmene anlatmalı: örneğin, tüm muhalefet liderlerinin sözünü verdiği, parlamenter sisteme siyasi ve yasal açıdan külfetli bir dönüşün nasıl gerçekleşeceği henüz belirsiz.

Ekonomi konusunda özellikle Muharrem İnce giderek taşınması daha zor hale gelen inşaat sektöründen yüksek teknoloji endüstriyel üretime geçilmesi gerektiğini vurgulayarak suları dalgalandırırken, Akşener de genç nüfus işsizliği konusunda düşünce dolu eleştirilerde bulunuyor.

Ancak son derece ihtiyaç duyulan bir makroekonomik reform konusunda kapsamlı ve ikna edici bir yol haritası ne Erdoğan’dan gelmiş durumda ne de muhalefetten. Dış siyaset konusunda İnce tartışmasız biçimde Atlantik ötesi müttefikler ve AB ile ilişkilerin düzeltilmesini savunuyor.

Öte yandan Akşener, Avrupa ile Türkiye arasında güçlü bir ortaklığın önemine değinse de, AB’yi üyelik müzakerelerini çıkmaza sürmekle eleştiriyor ve şaşırtıcı olmayan biçimde Türk dünyası ile Müslüman dünyası arasındaki ilişkilerin önemini vurguluyor. 

Ama belki de en kritik olanı, hükümet veya muhalefet olsun, tüm partiler tartışmalı yeni seçim kanunlarının vicdanlı biçimde uygulandığından emin olmalı ve 24 Haziran seçimleri herhangi bir kuşkuya yer bırakmadan özgürce ve adilce yapılmalı.

Seçimlerde hile yapıldığı yönünde yurt içi veya yurt dışında oluşacak herhangi bir algı Türkiye’nin zaten artmakta olan sosyal ve ekonomik dertlerine sadece olumsuz etki edecektir. Eğer bazı yorumcuların korktukları yaşanırsa, hile ve şiddet seçimlere veya sonrasına etki ederse, Türkiye’nin zaten alevli siyaset sahnesi uçurumun eşiğine gelebilir. 

Başlıkta sorduğumuz soruya dönmek gerekirse: Evet, hem Erdoğan’ın hem de muhalefetin ülkenin yakın geçmişte görmüş olduğu en çekişmeli seçimlerde zafere ulaşma ihtimali var ve AKP’nin kendi yaptığı hatalar gösteriyor ki Türk siyasetini önemsememiz gerekiyor. 

https://www.brookings.edu/blog/order-from-chaos/2018/05/29/does-turkeys-opposition-have-a-chance-at-beating-erdogans-akp-in-june/