AKP’nin Orta Doğu siyaseti nasıl karaya oturdu?

AKP’nin son on yıldır sürdürdüğü Orta Doğu siyaseti iki ayak üzerine kurulu: Askeri gücü öne çıkarma eğilimi ve Arap dünyasındaki Müslüman Kardeşler (İhvan) üzerinden Orta Doğu’da etkinlik kazanma hayali.

İhvan örgütleri üzerinden kurulan hayaller asla mümkün değil ve hiçbir zaman olmayacak. Ama o politikaların Türkiye’ye ciddi zararlar vereceği belliydi.

Şimdi tamir edilmeye çalışılan Mısır-Türkiye ilişkilerinde bu gerçeğin somut ve çarpıcı örneklerini görüyoruz.

Mısır’la ilişkilerin kopmasının tek bir nedeni var. Kahire’deki İhvan iktidarı 2013 darbesiyle devrilince, AKP eşi görülmemiş bir Mısır karşıtı kampanya başlattı. Türkiye’ye yerleşen İhvancıların rejim karşıtı faaliyetlerinin en büyük destekçisi oldu. Şimdi Orta Doğu’da kimi yorumcular AKP için “İhvancıların amiral gemisi” diyor.

Kan davasına dönüşen bu düşmanca tutumun gerekçesi olarak, darbelere karşı olduklarını ileri sürdüler.

Ama bölgedeki darbecileri AKP kadar destekleyen başkasını bulmak zordur. Sudan’da darbeyle iktidara gelen İhvancı Albay Ömer Beşir’in kankası AKP oldu. Mali’deki darbecileri dünyada ilk ziyaret eden bakan AKP’li idi. Libya’da 2014 seçimlerinde başarısız olunca, sonuçları tanımayıp darbeyle Trablus’ta iktidarı ele geçiren İhvancı Adalet ve İnşaat Partisini desteklediler.

İhvancılık nedeniyle Mısır’a karşı sürdürülen kavga Türkiye’nin çıkarlarına büyük zararlar verdi. Sadece Akdeniz’de deniz yetki alanları açısından değil, Afrika ve Orta Doğu’da kritik ağırlık taşıyan dost bir ülkeyi diğer hasımların yanına iterek, Türkiye’nin ürkütücü bir tecride düşmesine katkı yaptığı için.

AKP’nin yanlış politikası hiç olmayacak işi başardı, Mısır’ı İsrail ve Yunanistan’ın yanına ittirdi.

Yıllar sonra yanlışlarını ve Türkiye’nin büyük zararlara uğradığını gördüler, çark yapmaya çabalıyorlar. Ama şimdi ne acı ki eli güçlü olan Kahire, zayıf olan Ankara.

Çünkü İhvancılık siyaseti nedeniyle, Türkiye’nin Mısır’a ihtiyacının, Mısır’ın Türkiye’ye ihtiyacından çok daha fazla olduğu bir konuma düştük.

Sürecin işleyişi bunu açıkça gösteriyor.

Gelin görüşelim, biz sizi çok seviyoruz diyen, Mısır “Arap dünyasının kalbidir, beynidir” diye güzellemeler yapan AKP’li siyasiler.

Mısır’ın bu özelliklerini yeni mi fark ettiler?

Kahire’deki siyasetçiler sakin, benzeri iştahlı açıklamalar yapmıyor. Zaten görüşme olup olmayacağına nihai kararı onlar veriyor.

Görüşmelerin nerede olacak, onlar belirliyor.

Ama en üzücü yön, koşul dayatan Kahire, kendisine koşul dayatılan Ankara.

Mısır’ın yarı resmi Al Ahram gazetesine göre Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın bir sözcüsü, koşullarını şöyle açıkladı:

“İki ülke arasındaki ilişkinin düzeltilmesi… egemenlik ilkesine ve Arap ulusal güvenliğinin gereklerine saygı duyulmasını gerektirir… bölgedeki ülkelerin iç işlerine karışma girişimleri durmalıdır.”

Diplomatik dilde kaleme alınmış olsa da, bu sözler ağır ve neredeyse kesin uyarı gibi. Somut taleplerin ne olacağı belli.

Egemenlik ve Arap ulusal güvenliği dedikleri, AKP iktidarının İhvancılık yapmayı bırakması ve Türkiye’deki İhvancıların Mısır karşıtı faaliyetlere son vermesi.

Bölgedeki ülkelerin iç işlerine karışma girişimlerinin durdurulması yönünde ilk somut talep, herhalde Libya’daki askerlerin ve Suriyeli milislerin çekilmesi olacak. Devamı gelir mi, göreceğiz.

Hemen arkasından Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükrü, benzer koşullar ileri sürdü ve normal ilişkiler kurulması için Ankara’nın, “bölgedeki ülkelerin içişlerine karışmayı reddeden Mısır’ın amaçlarına ve politikalarına uygun ciddi adımlar atması gerektiğini” bildirdi.

Hayır, Türkiye bu duruma düşmeyi hak etmiyor.

AKP cevap vermeli: Mısır’a karşı izlediğiniz ve şimdi düzeltmeye çalıştığınız İhvancı siyaset sonunda, Türkiye zarardan başka ne elde etti?

Hiç!

İlişkileri tamir çabaları nasıl gelişecek göreceğiz. Ama en iyi ihtimalle dahi, Türkiye’nin arzu ettiği deniz sınırlarını belirleme anlaşmasının kısa süre içinde imzalanması uzak olasılık.

Yunanistan ve Kıbrıs’ın yanına ittirilen Mısır’ın, bu ülkelerle yaptığı değişik işbirliği anlaşmalarından vazgeçmesi gerçekçi beklenti değil.

Mısır-Türkiye ilişkilerinin eski düzeye gelmesi kısa sürede zor, hatta AKP iktidarında herhalde hiçbir zaman olmayacak. Güven kalmadı. Yıkmak kolay, yapmak zordur.

En iyimser ihtimalle dahi Türkiye’nin zararları devam edecek.

Aynı durum tüm Orta Doğu için söz konusu. İsrail, Suriye, Irak, Lübnan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi hemen her ülkeyle benzer nedenlerle ilişkiler bozuldu. Zarar çok, elde edilen olumlu bir sonuç yok.

Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinden benzer sesler geliyor, Türkiye’nin öncelikle İhvancıları desteklemekten vazgeçmesini istiyorlar.

Filistin’de Fetih ve Hamas’a karşı eşit mesafede durulmadı, İhvan’ın Filistin kolu Hamas öncelikle desteklendi. İsrail’le ilişkiler bozuldu.

20 yıldır iktidarda olan AKP, Filistin davasına ne katkı yaptı?

Filistin davası dediğim somut bir şey: Gazze ve Batı Şeria’da, arazide kesintisiz birbirine bağlı, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletinin kurulması.

Meydanlarda ve salon toplantılarında tumturaklı nutuklar çekmek veya gösterişli eylemler yapmak değil.

AKP’nin iktidar olduğu 20 yılda Filistin davası geriledi, AKP tek bir somut katkı yapamadı. Filistin konusunu daha sonra ayrıca ele alacağız.

AKP iktidarı Orta Doğu’da ciddi yanlışlar yaparken, muhalefet büyük ölçüde sessiz ve seyirci kaldı. Ülkenin stratejik ilişkilerini daha iyi yönetecekleri güvenini veremiyorlar. 

İhvancılık temelli ideolojik siyaset terk edilmeli, milli çıkarlar ve Cumhuriyet’in ana ilkeleri temelinde dış politikaya dönülmelidir.

Türkiye, Araplar arası anlaşmazlıklarda taraf olmamalıdır.

Araplar arasında tarih boyunca sık kavgalar çıktığı bilinir. Ama kolayca barışırlar ve büyük savaşlar pek görülmez. Sonra bir başka nedenle tekrar yeni anlaşmazlıklar çıkabilir.

Bu kavgalar bizim kavgamız değildir.

Arap dünyasının en büyük ihtiyacı, hukuk devletinin ve özgürlüklerin güçlenmesidir.

Türkiye’nin bölgede başarısı; hukuk devleti, özgürlükler ve demokraside komşu ülkelere örnek olmaktan geçiyor.

Ama hukuk devleti ve özgürlükler açısından Türkiye, bugün pek çok Orta Doğu ülkesinin gerisinde.

Kendisi 5. sınıf hukuk devleti ve özgür olmayan bir Türkiye’nin, askeri yoldan veya İhvan örgütleri üzerinden Orta Doğu’da etkili olması boş ve tehlikeli bir hayal.

Türkiye 2008’de BM Güvenlik Konseyi üyeliğine aday olduğunda, Arap Birliği ülkeleri oybirliğiyle destek kararı aldı. Şimdi o ülkelerin hemen hepsi Türkiye’nin karşısında.

AKP siyasetinin Türkiye’yi son 10 yılda getirdiği yer bu.

 

Bu yazı Haluk Özdalga'nın blogundan alınmıştır


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.