Zülfikar Doğan
Mar 04 2018

Erdoğan’ın kâbusu: Ey Erbakan’ın ruhu geldiysen üç kere vur!

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Ankara ziyaretinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile gerçekleştirdiği 3 saat 15 dakikalık görüşmeden sonra, en uzun siyasi görüşme 3 saati aşkın süreyle, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı AK Parti’li Mustafa Şentop ile Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu arasında gerçekleşti.

Ziyaretin amacı, SP’yi, AK Parti-MHP ittifakına davet ve dahil olması için ikna etmekti. Daha önce Karamollaoğlu ile Cumhurbaşkanlığı sarayında baş başa görüşen Erdoğan, Şentop’a ne yapıp edip, SP’yi ittifaka katma görevi vermişti.

Görüşmeden sonra Şentop, hiçbir açıklamada bulunmaksızın SP Genel Merkezi’nden ayrılırken, Karamollaoğlu medyanın karşısına çıktı ve Türkiye ile Dünya gündeminde ne varsa hepsini görüştüklerini söyledi.

Kendisine yöneltilen sorular üzerine “Görüşmede ittifak kelimesi geçti ama bizim gündemimizde yok!” dedi.

SP Genel Başkanına göre, daha seçimlere 20 ay ay varken, seçimi ve ittifakı konuşmak “fuzuli” bir şey. Asıl Türkiye’nin çok daha önemli ekonomi, siyasi, diplomatik, insani, hukuki, adilane sorunları yığılmış vaziyette.

Karamollaoğlu, “Şu anda bu kadar mesele varken, seçimi konuşmak manasız. Bizim öncelikle gündemimizde milli servetimiz olan Şeker Fabrikaları’nın özelleştirmeye çıkarılması, satışı var. Hedefimiz bu fabrikaları sattırmamak” diyor.

SP, seçimlere çok uzun bir süre olmasına karşın Türkiye siyasetinin bir anlamda kilit, diğer anlamda anahtar partisi konumuna geldi.

2001’de Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Bülent Arınç, Mehmet Ali Şahin ve daha birçok isimle birlikte “Milli Görüş gömleğini çıkarttıklarını” ilan ederek, AK Parti’yi kuran Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan için kaderin cilvesi bugün SP ve Milli Görüş üzerinden tecelli ediyor.

MHP Lideri Bahçeli ile bile birisi 30, diğer 40 dakikalık iki görüşme ile her koşulda anlaşan Erdoğan ve AK Parti, SP’yi ikna etmek için harcadığı mesainin nemasını şu ana kadar alabilmiş değil.

Aydınlık yazarı Sabahattin Önkibar, Erdoğan’ın SP’ye 2 bakanlık ve 20 milletvekilliği önerdiğini iddia etti.

Yeniçağ Yazarı Ahmet Takan’a göre ise Erdoğan SP’ye tam saha pres uygulayarak, Numan Kurtulmuş’un Halkın Sesi Partisi’ne (HAS Parti) yaptığı gibi, AK Parti’ye katılımını sağlayıp bertaraf etme çabasında.

Erdoğan MHP ile ilgili olarak “ittifak” sözcüğünü kullanırken, SP konusundaki açıklamalarında ise sürekli “bütünleşmeden” söz ediyor.

Bu bile kafasında SP ile ilgili kurguladığı planların dile vurması.

Erdoğan’ın da içinden çıktığı, yanında yetiştiği, sonrasında gömleğini üzerinden attığını ilan ettiği, Milli Görüş’ün fikir babası, Adil Düzen’in ideoloğu, “Ilımlı Siyasi İslam’ın” parlamenter rejim içindeki ilk temsilcisi Prof. Necmettin Erbakan’ın ruhu, Türkiye siyaseti üzerinde geziniyor.

Hatta Erbakan’ın SP’de cisimleşen varlığı, giderek Erdoğan’ın “siyasi kâbusu” olma yolunda.

1969’da Konya’dan bağımsız milletvekili seçilerek siyasete adım atan Erbakan, 24 Ocak 1970’te Milli Nizam Partisi’ni (MNP) kurarak yoluna devam etti. MNP “irticai faaliyetten” kapatılınca, 1972’de sembolü “anahtar” olan Milli Selamet Partisi’ni (MSP) kurdu. 1973 seçimlerinde MSP yüzde 12 oyla 48 milletvekili ve o dönemde iki meclisli sistemin diğer kanadı Cumhuriyet Senatosu’nda da 3 senatörlük kazanarak 51 sandalye ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) girdi.

Daha kuruluşunun üzerinden bir yıl bile geçmeden de 1974’te Bülent Ecevit’in CHP’si ile “Tarihsel Uzlaşma” ilkesi üzerinden kurulan CHP-MSP koalisyonunda iktidar ortağı ve Başbakan Yardımcısı oldu.

Gerçekte Ecevit’in “İnsanca Hakça Düzen”i ile Erbakan’ın “Adil Ekonomik Düzen”i, pek çok noktada örtüşüyordu.

Ecevit’in “kooperatifleşme, özyönetim, toprak işleyenin-su kullananın, Köy-Kent vb.”  demokratik sol yaklaşımlarıyla içeriğini oluşturduğu “Halk Sektörü”, Erbakan’ın “Yerli ve Milli Sanayi, yerli motor, yerli tank ve top, yerli elektronik, sömürüye karşı faizsiz ekonomi, denk bütçe, havuz sistemi vb.” içerikteki Adil Düzen’i,  o dönemin “Yeşil Sosyalizmi” ile yakındı.

Erbakan’ın Kapitalizm ve Sosyalizm dışında “üçüncü yol” olarak gündeme getirdiği Adil Düzen’in yanı sıra asıl siyasi ve toplumsal düzen önermesi olan Milli Görüş içeriği itibarıyla, demokrasi, insan hakları, adalet, refahın adil paylaşımı, ezilenlerin haklarının savunulması ve daha birçok alanda inanç temelli bir ideolojiyi, İslamcı söylemlerle bezeyerek insanlara sunuyordu.

Erbakan, “Kuvveti Üstün Tutanlara” alternatif olarak savunduğu “Hakkı üstün tutan Milli Görüş” ile emeğin, adaletin hakkını, doğuştan insan olmaktan kaynaklanan can, mal, akıl, aile ve inancı eşit şekilde tüm insanlar için güvence altına almayı, adil bir şekilde korumayı öneriyordu.

Bu çerçevede toplumda ve dünyada yeni düzen için de; savaş değil, barış, çatışma değil, diyalog, çifte standart değil, adalet, tekebbür (kibir) değil eşitlik, baskı ve tahakküm değil, insan hakları ilkelerini öncelikli olarak sıralıyordu.

Milli Görüş ve Adil Düzen’in küresel ayağını oluşturan yapılanmalar ise Erbakan’a göre İslam Ortak Pazarı, İslam Askeri Birliği, İslam Kültür Birliği, İslam Birliği (Development 8/D8,  D-60 vb) olacaktı.

Milli Görüş gömleğini çıkarttığını söyleyen Erdoğan’ın şimdi “yerli ve milli” silah sanayii başta olmak üzere, yerli-milli gençlik, otomobil, kültür, “dünya beşten büyüktür” tarzı söylem ve yaklaşımları, aslında Erbakan’ın örtülü şekilde kopyalanmasından ibaret. Erbakan’ın 100 bin tank, 100 bin top üretme ideali, ilk yerli otomobil Devrim’i üreten ekibin içinde yer alması, hükümet ortağı olduğu dönemlerde kurulan TAKSAN, TEMSAN, TÜMOSAN gibi kuruluşlar, yerli sanayi takım tezgâhları, yerli elektromekanik sanayii, yerli motor sanayinin ilk temel taşlarıydı.

Geçen yıl düzenlenen anma gecesine katılan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Erbakan’ın “demokrasiden, parlamenter rejimden yana bir siyaset adamı olduğunu, mücadelesini hep parlamenter rejim içinde yürüttüğünü” söylemişti.

Bu yılki anmada konuşan CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç ise “Erbakan Milli Görüş çizgisinden, siyasi tavrından ve inançlarından hiç ödün vermedi.

Gömlek değiştirmedi, gömlek değiştirir gibi yanındaki mücadele arkadaşlarını, yoldaşlarını terk etmedi” dedi.

Uzun yıllar İmam Hatipliler Derneklerinin başkanlığını yapan, Erbakan’ın çok yakınında olan gazeteci Fehmi Çalmuk, Erdoğan ve arkadaşlarının 2001’de Refah Partisi’nden ayrılıp AK Parti’yi kurdukları sırada dile getirilen yorum ve görüşleri aktarırken, Ahval’e şunu söyledi:

“28 Şubat aslında, İslami Hareketi Erbakan’dan alıp Fethullah Gülen’e teslim etme operasyonudur. Bu sözü ilk duyduğumda 2001 yılıydı ve Eyvah dedim”.

Çalmuk, 28 Şubat’ta askerlere karşı masaya yumruğunu vurmadığı için eleştirenlere ise Erbakan’ın ağzından bizzat dinlediği şu sözleri aktarıyor; “Erbakan, ben bir kişinin bile burnunun kanamasının hesabını Allah’a veremem dedi. Akıncılar’a (Milli Görüş Gençlik Örgütü) verdiği nasihatın aynısını korumalarına da verdi:

"Sakın emperyalistlerin oyununa gelerek bu büyük millete yanlış yapmayın. Sakın ha, davaya hizmet ediyorum diye bir insanımızın hayatına kastedip, yarın Allah’ın huzuruna katil sıfatıyla çıkmayın… Bunun hesabını veremezsiniz.”

2001’de Milli Görüş’ten koparak, kendilerini “Muhafazakâr Demokrat” olarak tanımlayan ve 3Y (Yolsuzluk, Yasaklar, Yoksulluk) ile mücadele iddiasıyla yola çıkan Erdoğan ve AK Parti’nin, bugün geldikleri noktada, Türkiye yolsuzlukta hızla zirveye tırmanıyor.

Yoksullukta, devletten aldıkları sosyal yardımlara bağımlı hale getirilenler 30 milyon kişiye yaklaşmış durumda. Yasaklar konusunda ise fazla söyleyecek bir şey yok. Siyasi, düşünsel yasakların ötesinde, bir dönem Erdoğan’ın açılışlarında yanından eksik etmediği Adnan Şenses’in şarkıları bile iktidarın TRT’sinde artık yasak. Şenses’in “Doldur be meyhaneci”, Orhan Gencebay’ın “Batsın bu dünya”sı da dahil, yüzlerce şarkı, türkü ve sanatçı yasak kapsamında.

Bir dönem Erdoğan ve çevresinin “Erbakan sevenler derneği olarak yok olup gidecek” dedikleri SP ise şimdi 2019 yolunda en büyük kâbuslarına dönüşmüş durumda.