Haz 01 2018

'Erdoğan’ın rehine diplomasisi: Türkiye hapishanelerindeki Batılılar' - Washington düşünce kuruluşu raporu

Washington merkezli Demokrasileri Koruma Vakfı (Foundation of Defense for Democracies-FDD) tarafından hazırlanan, 'Erdoğan'ın Rehine Diplomasisi: Türk Cezaevlerindeki Batılı Vatandaşlar' başlıklı rapor, Türkiye'nin küresel itibarına verilen zarara dikkat çekti.

Düşünce kuruluşunun deneyimli uzmanlarından Aykan Erdemir ve 2003-2005 yılları arasında ABD'nin Türkiye Büyükelçisi olarak görev yapan Eric S. Edelman tarafından hazırlanan raporda, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yabancı uyruklu 30'dan fazla kişinin tutuklandığı, 1 Haziran 2018 itibariyle sekizinin hala Türkiye cezaevlerinde bulunduğu hatırlatıldı. 

Cezaevinde tutulan yabancı uyruklu kişilerle ilgili hazırlanmayan iddianameler, uzun tutukluluk ve yinelenen hak ihlalleri nedeniyle Türkiye'nin Batı dünyası ile ilişkilerinin zedelendiği uyarısı yapılan raporda, "Bu durum, sadece Türkiye'nin küresel itibarına zarar vermekle kalmıyor, aynı zamanda transatlantik ortaklarının Ankara'ya karşı yaptırım uygulamayı düşünmesine de neden oluyor" ifadeleri kullanıldı. 

ABD ile Türkiye arasında krize neden olan, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump'ın telefon görüşmelerinde sık sık gündeme gelen tutuklu rahip Andrew Brunson meselesinin ikili ilişkilere verdiği zarar da raporun altını çizdiği hususlar arasında yer aldı.

Şu anda en az iki Amerikan vatandaşı, son iki yıldır tutuldukları Türk hapishanelerinde yatmakta. Bunlardan birisi Kuzey Carolina’lı papaz Andrew Brunson.

Raporun ana başlıkları şöyle:

Kendisi, 2016 sonbaharında Türk yetkililer tarafından tutuklanıncaya kadar, 20 yıldan uzun bir süredir Türkiye'de küçük bir Protestan cemaatine papazlık yapıyordu.

Diğeri ise, Türkiye'de tatil yaparken yine 2016’da Türk Polisi tarafından tutuklanıncaya kadar, NASA’nın Mars Programı için çalışan Türk asıllı bir Amerikalı fizikçi olan Serkan Gölge.

Her iki adam da, 15 yıldır ülkeyi gün geçtikçe demir yumrukla yöneten Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı Temmuz’da düzenlenen başarısız darbe girişimini planlamakla ve ona iştirak etmekle suçlanıyor.

Türk savcılar, her iki Amerikan vatandaşını da “terör örgütü üyeliği” ile suçladı. Gölge, Türkiye’nin terör örgütü olarak tanımladığı ve Temmuz 2016 darbe girişimini planlamakla suçladığı Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ) üye olduğu gerekçesiyle Şubat 2018’de 7,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

“FETÖ” terimi, ABD’de yaşayan Türk din adamı Fethullah Gülen'in taraftarlarını nitelemek amacıyla ilk defa 2015 yılında kullanıldı. 2002-2013 yılları arasında Erdoğan’ın en yakın siyasi müttefiki olan Fethullah Gülen, Aralık 2013’te Erdoğan hükümetini tehdit eden büyük çaplı yolsuzluk skandalının ifşa edilmesi ve kamuoyuna duyurulmasındaki Cemaat’in rolünden dolayı Erdoğan ile kanlı bıçaklı oldu.

Savcılar, Brunson’ı sadece FETÖ üyeliği ile değil, aynı zamanda Gülen'in ezeli rakiplerinden biri olan ve Türkiye’de özerklik peşinde koşan Markist-Kürt terör örgütü PKK’ya üyelikle de suçladı.

Ankara, her iki grubu da en üst düzeyde ulusal güvenlik tehdidi olarak görüyor ve sürekli olarak her siyasi görüşten muhalifleri bu örgütlere üye olmakla suçlayarak onları damgalıyor ve hapse atıyor. İki Amerikalı, Erdoğan'ın başarısız darbenin ardından “olağanüstü hâl” ilan etmesinden sonra Türkiye'de gözaltına alınan 100.000 insanın arasında yer alıyor.

O zamandan beri, Türkiye Cumhurbaşkanı ülkeyi kanun hükmünde kararnamelerle yönetiyor. 2016 yazının sonuna gelindiğinde, 150.000 kişi işlerinden atılmıştı. Sözde darbe şüphelilerinin yanı sıra Türkiye’nin laik ve liberal muhalefeti de açıkça hedef alınarak yapılan işten çıkarmalar, kitlesel bir siyasi tasfiyeden daha az değildi.

Brunson ve Gölge, bu tasfiyelerde kapana kıstırılan tek yabancı uyruklular değildi. Yetkililer, sadece yabancı meslektaşlarıyla işbirliği yapan Türk muhalifleri sindirmek için Batılı insan hakları savunucularını hedef almaya başlamadılar, ayrıca Türkiye'nin hükümet yanlısı medyası Avrupalılara ve Amerikalılara karşı, onları kitlesel baskının hedefi yapmak için terörü desteklemekle ve darbe planlamakla suçlayarak bir karalama kampanyası da yürüttü.

Tüm Türkiye’de devlet destekli Amerikan karşıtlığını körükleyen Gülen’in ABD’de ikamet etmesi ve Washington’un Suriyeli Kürtlerle olan ortaklığı nedeniyle, özellikle Amerikalılar mercek altına alındı.

Bununla birlikte, diğer Batı uyruklular da benzer baskıları yaşadı. Darbe girişiminin ardından, 30'dan fazla Batılı ülke vatandaşı Türkiye'de hapse atıldı ve 1 Haziran 2018 itibarı ile bunların en az sekizi hâlâ hapiste.

Olağanüstü hâl yönetiminde, yasal ve konsolosluk desteğine kısıtlı erişimle, yargılama öncesinde yedi yıla kadar içeride tutulabilirler ve avukat-müvekkil gizliliği hakkına sahip değiller. Bilhassa Pastor Brunson’ın davası, yetkililerin gizli tanıkların ifadesine dayanan iddianameyi 17 ay boyunca vermemesinden ve onu azami güvenlikli bir hapishanede tutmasından dolayı kanunlarda belirtilen hükümlere uygun olarak yürütülmedi.

Avukatı, tutuklanmasından bu yana yaklaşık 25 kilo verdiğini iddia ediyor.

Zaman geçtikçe, bu kitlesel tutuklamaların bir başka yönü de ortaya çıktı: Geçen yazdan bu yana, Amerikalı ve Avrupalı yetkililer, Türkiye'nin “rehine diplomasisi”, yani darbenin ardından Türkiye'de tutuklanan Batılı mahkumların Türk hükümeti tarafından siyasi pazarlık unsuru olarak kullanılması çabalarını birçok kez kınadı.

Kendi vatandaşlarının Türkiye'de keyfi olarak tutuklanmasının ardından Batılı devletler, Türk hükümetinin ABD ve AB ülkeleriyle ikili ilişkilerde tavizler koparmak için mahkumları piyon olarak kullandığını iddia etti. Bir Özgürlük Evi (Freedom House) analistinin gözlemlediği gibi, “Türkiye'nin yeni dış politikası rehine almadır.” Aslında, Cumhurbaşkanı Erdoğan yurt içinde giderek otoriter hâle geldikçe, Türkiye'nin uluslararası itibarı ve geleneksel transatlantik ortaklarıyla ilişkileri yıprandı.

Bu rehine diplomasisi, sadece Türkiye'nin küresel itibarına zarar vermekle kalmıyor, aynı zamanda transatlantik ortaklarının Ankara'ya karşı yaptırım uygulamayı düşünmesine de neden oluyor.

Almanya ve ABD vatandaşlarına, Türkiye'yi ziyaret etmemeleri konusunda tavsiyede bulunan birkaç seyahat uyarısı yayınladı. Avrupa'daki iş çevreleri ve yatırımcılar, Türkiye'nin baskıcı ikliminden ve ülkede temel insan hakları ile özgürlüklerinin olmamasından korkuyorlar.

Türkiye-Hollanda ilişkileri, Hollanda seçimleri öncesindeki bir diplomatik kriz sonrasında Mart 2017'de gerildi. Krizin ana sebebi Erdoğan'ın Hollanda'daki Türk göçmenleri kışkırtması olsa da, Türkiye'de düzinelerce Hollanda vatandaşının göz altına alınması ve sınır dışı edilmesi de krizde rol oynadı.

Bununla birlikte, Ankara'nın rehine diplomasisine yönelik en ağır kınamalar Amerikan Kongresi’nden geldi. Kongre üyeleri Amerikan vatandaşlarının yasalara aykırı bir şekilde tutuklanmasına karışan Türk yetkililere yaptırım uygulanması için çok sayıda çağrıda bulundu.

Özellikle Brunson'ın şüpheli suçlamalarla tutuklanması, Kongre'nin Brunson’ın absürt davası ve hapis koşulları konusunda çok sayıda panel ve oturum düzenlediği Washington'u hareketlendirdi.

Bu arada yetkililer, Türkiye'deki Amerikan konsolosluk misyonlarının en az üç Türk çalışanını tutukladı ve bu hadise Ekim 2017 sonlarında NATO müttefikleri arasında vize krizi yaşanmasına yol açtı. Kriz aynı yılın Aralık ayına kadar görünüşte çözülürken, söz konusu üç çalışan hapiste kaldı ya da ev hapsinde tutuldu.

ABD ve çeşitli AB ülkeleri şu ana kadar, vatandaşlarının ve çalışanlarının serbest bırakılması için Ankara ile ihtiyatlı görüşmeler yaparak Erdoğan'ın rehine diplomasisini iki taraflı olarak ele aldı.

Türkiye Cumhurbaşkanı, taviz koparmak için rehinelerini avantaj olarak kullanarak takvime göre her ülkeyle pazarlık yapma yoluna gitti. ABD ve AB'nin, sadece hapisteki vatandaşlarının serbest bırakılmasını sağlamak için değil, aynı zamanda gelecekteki diğer benzer olayları önlemek için de Erdoğan'ın rehine diplomasisine karşı koyacak uyumlu ve transatlantik bir stratejiye ihtiyacı var.