Eski AKP'li Osman Can: AKP büyük hayalkırıklığı

Bir dönem AKP'nin Merkez Karar Yürütme Kurulu (MKYK) üyeliği de yapan, Anayasa Mahkemesi eski raportörü Osman Can, AKP'nin kendisi için büyük bir hayalkırıklığı olduğunu söyledi.

Cumhuriyet Gazetesi'nden Kemal Göktaş'a konuşan Can, AKP'nin devlet aklını yok ettiğini ve irrasyonelleştirdiğini belirtti. 

Halihazırda Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu üyesi ve Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi olan Prof Osman Can, Anayasa Mahkemesi'nde görev yaptığı sürede, AKP'ye açılan kapatma davasının da raportörüydü.

Can, 2015 7 Haziran'ındaki seçimlerin ardından ortaya çıkan koalisyon hükümeti kurulması ihtimalini Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın engellediğini ifade etti. 

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun koalisyon kurma eğilimine karşın, Erdoğan'dan gelen sinyallerin olumlu olmadığını gözlemlediğini dile getiren Can, "Nitekim zamana oynandı, koalisyon için somut adım yerine Başbakan görevi iade etti. Cumhurbaşkanı da hükümet kurma görevini Kılıçdaroğlu’na vermeyerek sürenin tamamlanmasını bekledi ve seçim kararı verdi. Davutoğlu’nun son yaklaşımı seçimlerde aynı sonuçlar geldiğinde artık CHP ile koalisyonun önünde bir engel olmayacağıydı. Ancak gelişmeler çok farklı yöne evrildi" diye konuştu.

Koalisyonun kurulamamasının Türkiye'nin geldiği noktada önemli bir payı bulunduğunu kaydeden Can, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye’nin bekası tartışmalarının başladığı bir dönemde koalisyon çok yararlı işlevler üstlenebilirdi. Bir reform hükümeti kurulur, yüzde 70’lik Meclis çoğunluğuyla yeni anayasa yapılır, 100-150 yıllık anayasal, toplumsal ve siyasal sorunlar için kurumsal çözümler ortaya konurdu.

Türkiye rahatlardı. Hukukun üstün olduğu bir Türkiye güvenli liman haline gelirdi, ki bunun yerli ve yabancı sermaye için önemini anlatmaya gerek yok."

AKP'ye açılan kapatma davasının da raportörü olan Can, hukukun AKP'ye açtığı kredinin berhava edilip edilmediği ile ilgili soruya şu yanıtı verdi:

"İşin doğrusu o konuda bir hayal kırıklığı içindeyim. Hukukun açtığı bu kredi 2013’e kadar da aksaklıklarla birlikte, doğru kullanıldı. Ancak sonrasında bu kredi hoyratça kullanıldı. Laiklik konusunda da, laikliği Anayasa Mahkemesi ilk defa özgürlükçü bir anlamda yorumlamıştı.

AKP bu özgürlükçü laikliği referans aldığımızda dahi oldukça savrulmuş durumda. Devletin inançlar konusunda tarafsızlığı açısından bakıldığında ciddi ayrımcılık sorunları yaşadığımızı inkâr edemeyiz."

2015 Kasım seçiminde yeniden AKP'den milletvekili adayı gösterilmemesinin sebepleriyle ilgili de Can, tespitlerini şöyle sıraladı:

"Birkaç gelişme oldu. İlk olarak demokratik hukuk devleti ve özgürlükler ekseni üzerine inşa ederek hazırladığım seçim beyannamesi taslağına çok müdahale edildi. Sayın Erdoğan’ın 2015 seçimlerine giderken parti lideri gibi polemiklere girmesinin yanlış olduğunu söyledim. HDP’nin parlamentoda olması gerektiğini söyledim.

En önemlisi de CHP ile koalisyonu aktif şekilde savundum. Bu durum bizim gibilere parti içinde “içimizdeki CHP’liler” denmesine yol açtı. Davutoğlu’nun seçimden aynı sonucun çıkması durumunda AKP-CHP koalisyonunu kurmanın kolay olduğu yaklaşımı üzerine yeniden aday oldum. Ancak parti kongresinde AKP’nin esaslı bir yol ayrımına gireceği ortaya çıkınca, üniversiteye döndüm."

Benzer faktörlerin Davutoğlu'nun görevden alınmasında da rol oynamış olabileceğini dile getiren Can, CHP'de inanca saygılı, kapsayıcı, kucaklayıcı bir yaklaşımın benimsendiği bir dönem içinde bulunulduğunu savundu. 

Bu değerlerin, 2014’te AKP içinde bir komisyon olarak hazırlanan iki farklı anayasa taslağının temel özellikleri olduğuna dikkat çeken Can, "O taslaklar en geç 2015 seçimlerine giderken kamuoyuyla paylaşılacaktı, ancak bir türlü gündeme gelmedi diyor ve ekliyor:

"Bunu ilk defa bu röportajda dile getiriyorum: Bu taslaklar beğenildi ve MKYK’de onaylandı. Başkanlık ve parlamenter sistem temelinde hazırlanmış iki taslak vardı. İkisi de ademi merkeziyetçiydi, denge-denetim mekanizmaları öngörülmüştü, 21 Anayasası yaklaşımına göre hazırlanmıştı. Başkanlık sisteminde eşzamanlı seçim yoktu, bakanlar ve üst düzey bürokratlar Meclis onayından geçiyordu ve Cumhuriyet Senatosu gibi bir duruma göre toplanan komisyon öngörülmüştü.

Yerel yönetimler anayasal güvenceye kavuşturulmuştu ve merkezi idare ile uyuşmazlık çıktığında uyuşmazlığı çözmekle AYM yetkilendirilmişti. Başkan’ın partisinde görev alması yasaklanıyordu. Bu taslak çok beğenilmişti, ki beğenen sayın Cumhurbaşkanı’nın bizzat kendisiydi. ‘Bunları sunalım, kamuoyunda hangisi benimsenirse onunla yola devam edilir’ dendi. Ancak kaldı. Taslakların her ikisi de Türkiye’de büyük çoğunluklarla kabul edilebilirdi. CHP’nin de müzakere edebileceği metinlerdi."

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/984404/Eski_partisine_agir_elestiriler___AKP_devlet_aklini_yok_etti_.html