İçişleri eski Bakanı Tantan: 'Türkiye'de otorite ve yönetim boşluğu var'

İçişleri Eski Bakanı Sadettin Tantan, Türkiye'de otorite ve yönetim boşluğu bulunduğunu, mafyamsı örgütlerin hepsine yol verildiğini söyledi. 

Kanal 42'de katıldığı yayında iktidara yönelik eleştirilerde bulunan Tantan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'ün sosyal medya üzerinden tartışmasını da eleştirdi.

Tantan, "Türkiye’nin o kadar çok gündemi var ki konuşulması gereken İki bakanın sosyal medya üzerinden konuşması pek doğru bir şey değil. Kaldı ki karşılıklı oturup konuşabilirler, sıkıntıları beraber çözüp aşabilirler. Aslında Türkiye’nin çok önemli gündemleri var. Türkiye’de bu tip olaylar maalesef 18 yıllık iktidarın kurumsal kimliği kaybetmesinden kaynaklanıyor. Özellikle yönetim anlayışındaki Otorite ve yönetim boşluğu ister istemez Türkiye yönetilemiyor algısını oluşturuyor. Buda Türkiye’nin bugünü ve geleceği için tehlikeli bir durum oluşturuyor. Türkiye’de bir otorite boşluğu varsa ne içten bir yatırım gelir nede dışarıdan bir yatırım gelip Türkiye’nin kalkınmasına katkı sunabilir. Böyle riskleri ve tehlikeleri var" ifadelerini kullandı.

Gül, Soylu'nun kendisine hakaret ettiği iddia edilen kişinin adli kontrolle serbest bırakılmasını eleştirdiği tweete, "Klavye başına geçip sosyal medyada bana her gün tutuklama siparişi verenlere sesleniyorum. Bu işleyişi beğenmeyen gider itiraz hakkını kullanır ama yargıya parmak sallayamaz" tepkisini göstermişti.

Soylu, kendisine hakaret ettiğini iddia ettiği kişinin serbest bırakılmasına, Twitter hesabından yaptığı, "45 gündür anam hastanede Annemle fotomun altına küfreden alçak mahkemeye çıkıyor ve adli kontrolle serbest Ne yapmalıyım Bakan olsam ne yazar' ifadeleriyle tepki göstermişti.

Tantan, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, gazeteciler Orhan Uğuroğlu ve Afşin Hatipoğlu’na yönelik saldırılara da tepki gösterdi ve şunları söyledi:

"Cumhur İttifakına kim karşı çıkıyorsa onları sindirme ve yıldırma projesi devreye girmiş vaziyette. Belki bu daha da şiddetlenerek devam edecektir öyle gözüküyor. Burada iktidar aslında kendi ayağına kurşun sıkıyor. İktidarda kalmak için her türlü mafyamsı örgütlerin hepsine yol vermiş vaziyette, aslında burada süratli bir şekilde yapılması gereken otorite boşluğunu ortadan kaldırıcı, süratli bir şekilde bu faillerin ortaya çıkarılması arkasındaki güçlerin hepsinin adalete teslim edilerek, oradaki hâkim ve savcıların koruyup kollanması, güven verilmesi gerekiyor. Türkiye’nin en büyük zafiyeti güven sorunudur. Bu güven bunalımından dolayı ülke kaybediyor, hepimiz kaybediyoruz. Maalesef buna karşı Türkiye’nin muhalefet ile beraber bu gidişatı durdurması için ortak bir proje geliştirmesi gerekir, fakat iktidar ne hikmetse iktidara geldiği günden bugüne kadar alt kimlik üst kimlik diye ayrıştıra ayrıştıra bi hal oldu. İktidar hala daha yerel mafyamsı yapılardan istifade etmek için, kendisine aykırı gözüken insanları bir takım eylemler ile onları yıldırmaya çalışıyor. Bu otorite boşluğu iktidarında sonunu çabuklaştırıyor. Bunu da dikkate almak gerekiyor.. İktidar, aslında iktidarda kalabilmek için her yola başvuruyor fakat otorite boşluğunu bizatihi kendisi de yaratıyor. Her tarafa dönmeye çalışıyor nasıl iktidarda kalabilirim diye ama geçmiş tarihten arşivlerden ders çıkarmış olsa yönünü halka döner halkla bütünleşir.

28 Şubat Adalet ve Kalkınma Partisini iktidara getirmek için yapılan bir operasyondu. Operasyon amacına ulaştı. Bugün Adalet ve Kalkınma Partisi Amerika’dan icazet alarak geldi. Türkiye’nin kurumsal altyapısının içini boşaltırken bu bölgede Amerikan hâkimiyetini güçlendirdi ve Türkiye kaybetti, kaybetmeye de devam ediyor. Sonradan rahmetli Erbakan hoca bunları anlatmaya çalıştı, ifade etti fakat ömrü yetmedi.

O zaman İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına bakmak gerekiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyken bende Fatih Belediye başkanıydım birlikte görev yaptık. O gün birlikte görev yaptığımız sonradan bakan, meclis başkanı olan meclis üyelerim vardı Fatih Belediyesinde şimdi hepsi ‘Karun’ gibi zengin, boyunları dönmüyor. 1990’lı yıllara gittiğimiz zaman Fatih’te 20’ye yakın dergi ve gazete vardı. Örnek verecek olursak ‘Yeni Zemin’ dergisi mesela bu derginin editörü kim Yalçın Akdoğan, yazarları kim İhsan Arslan, Abdurrahman Dilipak, Mehmet Metiner ve birçok yazar var.

Sayfalarında, köşelerinde neyi yazıyorlardı işte Türk Silahlı Kuvvetleri böyle dizayn edilecek, eğitim sistemi böyle dizayn edilecek diye bütün her şeyi yazmışlar orda. Peki, bu 20’ye yakın gazete ve dergi istihbarat teşkilatından haber almadan çalışabilir mi? O gün o sistemde çalışanların hepsi ya parlamento da ya da üst düzey bir görevde hiçbir tanesi dışlanmış değil, bunları iyi araştırdığınızda çok farklı bir Türkiye coğrafyası önünüze çıkacak."

Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz