Muhafazakar demokrat AKP!!!!!

Aklıma geldi, AKP serencamının bir aşamasında bu parti için bu tanımlama kullanılmaya başlanmış idi; Dr. Yalçın Akdoğan da bu isimle, “AKP ve Muhafazakar Demokrasi”, bir kitap da yayınlamış idi.

Kavramda kullanılan muhafazakarlık ve demokrasi kavramlarını tek tek ele alalım ve daha sonra da günümüzden örnekler taşımaya çalışalım.

Demokrasi ve hukuk devleti kavramlarını hep ayrı ayrı ele almayı tercih ediyorum ama nedense bizim necip ülkemizde insanlar hukuk devleti kavramı yerine demokrasi kavramını öne çıkarmayı tercih ediyorlar ama kitabi düzeyde hukuk devleti standartlarının çok düştüğü bir yerde bile iyi kötü bir demokrasi, bir illiberal demokrasi, yani insanların iktidarları oylarıyla belirleyebilme şansları bir ölçüde sürebiliyor. 

Bu alan da AKP siyasi serencamının en başarılı alanı idi; ancak, bunu söyleyebilmek, sandık mekanizmasının işleyebilmesi yani sisteme illiberal olsa dahi demokrasi diyebilmek için bile bazı temel şartlar gerekiyor: Baraj sisteminin temsilde adaleti zedelememesi, devlet radyo ve televizyonlarının göreli özerkliği (!), basının iktidar yanlısı ve tekelci bir yapıya bürünmemesi, gazete ve televizyon sahiplerinin kamu ihalelerine katılımlarının yasaklanması, milletvekillerinin kürsü dokunulmazlığı, ortalama vatandaşın da bu kürsü dokunulmazlığı kadar ifade özgürlüğüne sahip olması.

7 Haziran 2015-1 Kasım 2015 arası yaşanan o meş’um, o korkunç ve korkunçlukları oranında da karanlıkta kalmış olaylar, OHAL koşullarında gidilen referandumlar, “Atı alan Üsküdar’ı geçti” sözü, İstanbul seçimlerinin yenilenmesi (yenilendirtilmesi), YSK’ya yapılan hiç itimat telkin etmeyen atamalar Türkiye’de artık illiberal bir demokrasinin bile kalmadığını gösteriyor; yazık, AKP’nin en büyük meşruiyet kaynağı sandık bile artık AKP’nin elinden kaymış durumda.

Gelelim muhafazakarlık kavramına.

Malum, muhafazakarlık kavramı muhafaza etmekten geliyor; peki, muhafazakarlar hangi değerleri muhafaza ettikleri, korudukları ölçüde kendilerine muhafazakar diyebiliyorlar?

Mesela, ifade özgürlüğü gibi insanı insan yapan bir hak ve özgürlüğün korunması, muhafaza edilmesi konusunda bizim muhafazakarlar ne kadar duyarlı?

Aynı soruyu, gösteri ve barışçı yürüyüş hakkı için, çevre hakkı için bizim sözde muhafazakarlara sorsak, ne yanıt alacağız?

Gerçek bir muhafazakar önce, başka şartların yanı sıra, temel hak ve özgürlükleri koruyan kişidir

Bu ifadem biraz şaşırtabilir ama bu topraklarda, özellikle de İstanbul’da yaşayan bir gerçek ve dürüst muhafazakar yaklaşık bin yıl bir Ortodoks bazilikası, yaklaşık beş yüz sene de cami olarak faaliyet gösteren Ayasofya’nın müze olarak kalması dışında bir tercih kullanamaz çünkü farklı bir tercih tarihe yani en çok muhafaza edilmesi gereken değere aykırıdır. 

Bizde yoksa muhafazakarlık sadece dindarlık olarak mı algılanıyor? 

Kendine muhafazakar diyenlerin kahir ekseriyeti, hatta tamamı bizde aynı zamanda dindardır.

Ancak, muhafazakarlık ve dindarlık kavramları arasında mütekabiliyet içeren bir ilişki yoktur.

Bir muhafazakar dindar da olabilir, olmayabilir de.

Ate ya da ateist muhafazakarlık da mümkündür.

Bizim dindarlık kabulümüz üzerine yakın geçmişte önemli bir kültürel saha araştırması gerçekleştiren Profesör Yılmaz Esmer dindarlık kavramının bizde ritüeller üzerinden  tanımlandığı sonucuna varmıştır; bu dindarlık anlayışı içinde, dini bir kavram kullanırsak, mesela, iyi amelden ziyade, kul hakkı yememekten ziyade dinin ritüellerinin yerine getirilmesinin öne çıktığı görülmektedir.

En iyi dindar İslamın şartlarını ritüel düzeyinde yerine getirendir ve bir çıkarsama ile de o kişi muhafazakardır bizim kültürümüzde.

Oysa, muhafazakarlık bu demek asla değildir.

Anadiline saygısız ya da en azından anadilini kötü kullanan birine muhafazakar demek mümkün müdür?

Ekranlarda izliyorum, kendilerine dindar ve böylece de muhafazakar hatta milliyetçi diyenlerin önemli bir bölümü çok vahim Türkçe hataları ile konuşmaktadırlar.

Namazını kılan, diğer dini ama şekli vecibeleri yerine getiren kişiye dindar demek bile kolay değil iken sadece bu gereklerin ifası nedeniyle muhafazakar demek anlamsızdır.

Geçtiğimiz haftalarda Diyanet İşleri Başkanı, dindar olduğunu ifade etmektedir, muhafazakarlığı tartışmalıdır çünkü içinden geçmeye çalıştığımız zor pandemi günlerinde bu pandemi ile cinsel tercihleri ortalamadan farklı olan bireyler arasında nedensellik ilişkisi kurabilmiştir; ilginç bir dindarlık ve muhafazakarlık anlayışıdır bu, laik bir devletin memuru için bir hukuk devletinde (!) bu ifade, daha da önemli olmak üzere, bir kamu görevlisi (DİB Başkanı) için Diyaneti düzenleyen ve tanımlayan Anayasanın 136. Maddesine de aykırıdır.

Latince ve eski İbranice bilmeyen bir kişinin ilahiyat profesörü olması ve kendisine muhafazakarım demesi de pek mümkün görünmemektedir çünkü bu iki dilin en azından okunma düzeyinde bilinmemesi taşınan o unvanın evrensel gereklerini taşıyamamak, muhafaza edememek demektir ve gerçek bir muhafazakar için kolay değildir.

Shakespeare okumayan, sevmeyen birine nasıl İngiltere’de muhafazakar denemezse, bizde de mesela divan edebiyatı, tasavvuf konularında engin, hadi geçtim enginliği, standart bir bilgisi olmayan birine muhafazakar denemez.

Dindar olmak için Divan edebiyatı ve tasavvuf asla şart değildir ve işte tam da bu nedenden de zaten dindarlık ve muhafazakarlık farklı şeylerdir demek lazımdır.

TBMM’de kaç AKP milletvekili divan edebiyatı ve tasavvuf üzerine hazırlıksız beş dakika konuşabilecek kadar birikime sahiptir acaba?

AKP kültürü ritüele dayalı bir dindarlık ve devlet teşvikleri, kamu ihaleleri partisine dönüşmüştür.

Bir zamanlar AKP için muhafazakar demokrat parti diyorlardı değil mi? 

Bugün Yalçın Akdoğan AKP üzerine yeni bir kitap yazarsa başka bir kitap ismi bulmak gerekebilir.

Sizce bu kitabın ismi ne olmalıdır?


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.