Ara 09 2017

‘‘Muhafazakârlığın’ kirli yüzü’

Haberleri izlediğimizde, ya da gazete okuduğumuzda içinde yaşadığımız topluma dair ciddi kaygılarımız oluşmakta. Her geçen gün şiddetin ve mutsuzluğun arttığı bir coğrafyadayız ve istatistikler de bu hissiyatımızı destekler nitelikte.

T24’den Sencer Ayata, ‘’Manevi kalkınma iddiasından toplumsal çöküntüye; AKP tarzı muhafazakârlığın sonuçları,’’ başlıklı yazısında on beş yıldır iktidarda olan AK Parti’nin Batı düzenine ayak uyduracağım derken ahlaki ve manevi bir çöküşün eşiğine gelen Türkiye’yi kurtarıp dünya gücü haline getirme çabasını ele alıyor. Ayata, AK Parti’nin bunu sadece İslam’a ve Türk geleneklerine sımsıkı sarılmakla olabileceğini inandığını bildiriyor. Bu girişimin sonuçlarını ise göreceğiz.

Resmi kurumların verileri dahil mevcut bulgular son on beş yılda Türkiye’nin büyük bir toplumsal çöküntü içine sürüklendiğini bildiriyor. Rakamlara baktığımızda boşananların, intihar edenlerin, depresyon sorunu yaşayanların, uyuşturucu kullananların, suç işleyenlerin ve saldırıya uğrayanların sayıları katlanarak artmış görünmekte. Araştırmalar insanların eskisine göre daha mutsuz olduğunu bildiriyor. Türkiye’nin övündüğü toplumsal dayanışma zayıflamış, bireylerin yasa dışı eylemlerde bulunma eğilimi artmıştır.

Ayata, bu genel bilgileri biraz daha detaylı olarak inceliyor. Türkiye’de her dört kişiden birinin depresyonda olduğunu gösteren araştırmalar, antidepresan ilaç kullanımı 2008’de yaklaşık 17 milyon kutu iken 2015’te 43,5 milyon kutuya çıktığını belirten çalışmalar var. Son on beş yılın intihar bilançosu ise 45 bin kişi.

TÜİK’in bize Türkiye’de boşanma hızının nüfus artış hızını geçtiğini söylediğini hatırlatan Ayata, günümüzde yaklaşık her beş evlilikten birinin boşanmayla nihayetlendiğini ifade ediyor.

Uyuşturucuya gelince, doğrudan ve dolaylı madde bağlantılı ölüm oranları yükselmektedir. Aşırı uyuşturucu dozundan 2015 yılında 590, 2016’da 611 kişi ölmüştür. Uyuşturucu kullanımında bir önceki yıla göre yüzde 28 artış görüyoruz.

Sivil toplum kuruluşları, son on beş yılda  Türkiye’de işlenen nefret suçlarında önemli bir artışa olduğunu vurguluyor.  2009 ile 2015 yılları arasında nefret söylemi içeren köşe yazısı ve haberlerin sayısında 20 kata yakın bir artış olduğu bildiriliyor.

Türkiye’nin kanayan yarası olan kadınlara yönelik şiddet son on beş yılda yüzde 1.400 oranında artmıştır. Namus, töre gibi sebeplerle yakınları tarafından öldürülmekte olan kadınların erkeklerle eşitliğini reddeden AKP iktidarı, kadınların davranışlarını kendi gelenek anlayışı çerçevesinde denetlemeye ve değiştirme çabalarındadır.

Son dönemde Türkiye’de en çok işlenen suçların hırsızlık, dolandırıcılık ve yaralama olduğu bildirilirken özellikle 2005’ten itibaren bu tür suçlarda çok ciddi bir artış olduğu görülmekte. Ayata dikkatimizi resmi verilere çekiyor; cezaevinde hükümlü ve tutuklu bulunanların sayısı 2002 yılında 59.429 iken, 2015’te (yani 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde) 177.262’ye ulaşmış, yüzde 200 oranında bir artış görülmüştür.

T24 yazarına göre tüm bu istatistikler arkasında yatan dört neden var. İlki sosyo-ekonomik. İşsizlik, geçim sıkıntısı ve sosyal güvenlik kurumlarının zayıflığı suç ihtimalini çoğaltıyor. AK Parti döneminde eğitimin altüst edilmiş olması ve işsizliğin kronik hale gelmesi insanları suça itmiştir.

İkinci neden ülkedeki gerilim ve çatışma ortamı. AKP iktidarı’nın siyasi ve toplumsal yaşamı, bitmeyen bir kavga olarak görmesi, muhalefet yapan her kuruluş ve hareketi ülke için tehdit olarak göstermesi, önyargıların ve nefret duygularının tırmanmasına yol açmaktadır. Bu duygular ise günlük yaşamda artan suç ve şiddetin başlıca nedenleri arasında yer bulmaktadır.

Üçüncü neden ise manevi kalkınma iddiası ile yola çıkan AKP iktidarı dönemine,  kuralsız ve patronaja dayalı neoliberal ekonominin zihniyeti ve kültürü damgasını vurmuştur.  Temel güdü adam kayırma, siyaset aracılığıyla zengin olma, kamu varlıklarını yağmalama ve ranta dönüşmüştür.

Ve yukarıda bahsi geçen iç karartıcı istatistiklerin son nedenini şöyle paylaşıyor Ayata;

‘’AKP sorunların çözümünü özgürlüklerin ve muhalefetin bastırılmasında aramaktadır. AKP tarafından körüklenen mahalle baskısı, ahlak zabıtalığı, ihbar kültürü ve polis denetimi herkesin birbirini suçlu gibi görmesine yol açan bir şüphe ve korku toplumu yaratmıştır. Yasaklar ve keyfi kararlarla verilen cezalar, gerilimi, çatışmayı ve şiddeti tırmandırmaktadır. Siyasi ve toplumsal baskı aynı zamanda ruhsal sorunları ve suça yatkınlığı artırmaktadır. AKP’nin kadınları ev ve aile ile özdeşleştiren ataerkil siyasi ve kültürel söylemi ise kadınlara yönelik şiddetin artmasının başlıca nedenlerinden biridir.’’

Ayata’ya göre AKP’nin toplumsal sorunları çözme yöntemi, kendine özgü bir gelenek ve din anlayışına göre halkı denetleme ve baskı altına almak. Modern toplumlarda bu sorunlarla baş etmenin yolu özgürleşen bireylerin öz denetimlerini geliştirmelerinden geçer, özgürlüklerinin kısıtlanmasından ya da bireyler üzerindeki baskının artırılmasından değil.