Siyaset kördüğümü

Türkiye – R.T. Erdoğan diye okuyun – sorunlu dış ilişkilerini düzeltmeye kararlı görünüyor. Avrupa Birliği konusunda yaptırımlar tehlikesini atlatmış sayılır. Mısır ile bir yakınlaşmanın sağlanması olanaklı görünüyor. Yunanistan’la dalaşma yerine diyalog tercih edilmiş gibi. Arap ülkelerine açılımlar deneniyor. ABD’ye işbirliği mümkündür mesajları atılıyor. 

Sırada bekleyen öteki sorunların da bu biçimde, birer birer aşılacağı gerçekçi bir beklenti gibi. Ancak Türkiye’nin sorunları alt alta yazılacak türden değiller, paketler oluşturuyorlar. Her paketin içindeki sorunlar birbiriyle ilişkili oldukları için her birini kendi başına ele almak sonuç vermeyebilir. Ayrıca paketler de birbiriyle çelişkili. Birine el atınca geride kalanlar gündeme geliyor.   

Örneklere bakalım. ABD ile, yaptırımları engellemek ve istenen silahları alabilmek için alttan alıp S-400’ler konusunda bir geri adım atılsa bile paketin içinde Halkbank davası, Suriye, Libya, Doğu Akdeniz anlaşmazlığı ve insan hakları sorunu kalacak. Ayrıca her biri kendi başına ekonomiye etkisi olabilir. Türkiye’nin bazı silahların satması ABD iznini gerektiğinden konu aslında ekonomik. Silahlar konusu (F-35ler) ayrıca güvenlik kaygılarıyla doğrudan ilişkili. Libya’dan çekilmek Türkiye’ye ne yapacağını bilmediği binlerce yabancı paralı askerlerin sorununu yaşatacak. Ama en önemlisi Rusya ile ilişkileri yeniden düzenlemesi gerekecek. 

Rusya ile daha düşük seviyede bir ilişki, bu kez, Suriye’de zor durumlar yaratabilir. NATO ile Rusya arasında bir denge kurmaya çalışmak, ABD ve AB ile ilişkilerin normal olmasını engeller. “Batı”, demokratik haklar konusunda kör ve sağır rolünde olsa bile, bu ülkelerin kamuoyu homurdanmaya devam edecek. Demokratikleşme alanında bir adım atmak ise, zaten oy kaybı yaşayan AKP’ye ülke içinde baskıcı olma tekelini kaybettirir. Bedeli iktidar olabilir. 

Arap ülkeleriyle uyum sağlamak için onların iç işlerine karışmamak gerekecek. En azından Mısır bunu şart koşmuş gibi. Ama Suriye’ye karışmamak, şu an “beka sorunu” sayılan Kürk meselesi ile çakışıyor. Müslüman Kardeşlere destek olmamak ve Hamas ile ilişkilerin bozulması başka bir sorunlu alan yaratacak. Bu kez de MHP ile yeniden anlaşmak gerekecek. Mümkün mü ve neyin karşılığında? Yani her uzlaşma başka bir küstürme doğuracak. Avrasyacılar ne der? Ya ordunun prestiji? 

İsrail ile – yani dolaylı olarak ABD ile - ilişkilerin düzeltilmesi Müslüman dünyada prestij kaybetmenin bedeli olacak.  Ülke içinde bugüne kadar oluşmuş olan “ödün vermeyen, mert ve sert” milliyetçi lider imajı da sarsılacak. Böyle bir gelişme İran ile ilişkileri gergin kılar. Bunun etkisi Irak ve Suriye’de hissedilebilir. 

Önemli olan bu U dönüşlerinin ülke içindeki dengelere yansıyacak olan etkileridir. Şu an iktidar cephesinde egemen olan “dünya görüşü” Batı’nın Türkiye’ye, Müslümanlara, hükümete, ülkenin gelişmesine karşı olduğu; ve Ermenistan’dan Yunanistan’a ve Kıbrıs Rumlarından ayrımcı Kürtlere uzanan birkaç alanda Türkiye’nin düşmanlarından yana olduğudur. Bu “ideoloji” (veya paranoya) değişmeden bu U dönüşleri ne denli inandırıcı ve kalıcı olabilir? Bu ideoloji değiştiğinde iktidardan geriye ne kalacak? 

Yani Türkiye’nin taktik alanında atacağı birkaç olumlu adım çare değildir. Çıkış yolu ne tür bir ülke olacağıdır. Hangi değerlere bağlı olacağı ve bu değerleri hangi ülkelerce temsil edildiğine karar vermesidir. Yani dünyadaki yeridir. Bu, açıklık kazanmadıkça özellikle “Batı” ile uzlaşmaları gerilimli, sorunlu, eksik ve kesintili kalacaktır.   

Rusya yakınlığı yüzünden bir ayağı NATO’nun dışında, Kıbrıs’ı tanımamak ve insan haklarına saygı duymamakla Avrupa Birliğinin karşısında, Arap ülkelerinde asker bulundurarak Arap dünyasını tedirgin eden, Batı’ya uyum mesajları göndererek Rusya’yı kuşkulandıran bir Türkiye gergin ipte dengesini korumaya çalışan cambaz gibi olacak. Gereksiz ve fırsatçı dostluk ve ittifakların bozulması, gerçek küsmeler ve öfkelenmeler tetikleyebilir. 

Kısacası, Türkiye bir yandan etrafa uyum ve dostluk mesajları yollarken pek çok çelişkili haller yaşaması hem uluslararası alanda hem de ülke içinde güvensizliği besleyecek. Şu an en kötüsü, Türkiye’nin iniş çıkışları ve taktik değişikliklerin, özellikle yurt dışında anlaşılmıyor olması. 

 Akla gelen soru şu: Yapılanlar bir plan içinde mi yürütülüyor yoksa bocalamalar içinde alınan anlık kararlarla mı? Demokratikleşme adımlarını ilan edip, aynı anda bir siyasi partiye (HDP’ye)  ve milletvekillerine baskı uygulamak veya İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmak dünyada yalnız infial yaratmıyor, Türkiye hakkında şaşkınlığa ve kuşkuya da neden oluyor.  

Böylesine çelişkiler ve açmazlar yaşayan bir iktidarın ortaklarını da küstürüp ortaklığı bozmadan yoluna aynen devam etmesi de, normal olarak, pek olanaklı görünmüyor. Ancak ortaklığı sağlayan anlayışın (ideolojinin) terkinden sonra ortaklığın devam edebilmesi yine de mümkün olabilir; eğer ortakların temel amacı iktidarda kalmaksa, “beka sorunu” dedikleri buysa. İlkesiz ortaklıklar siyaset alanında çok görülmüştür. Aynı zamanda bu yaşananlar, siyaset bilimi açısından da ilginç ve öğretici bir süreç olacaktır. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.