Yaşar Yakış
Tem 05 2018

Türkiye’nin iktidar partisi seçmenlerin mesajını aldığını söylüyor

Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) balkonundan yaptığı ilk konuşmada partinin seçmenlerin mesajını aldığını ve hatalarından gerekli dersleri çıkaracağını söyledi. Görüldüğü kadarıyla üç alan öne çıkyor. Ekonomi, terörle mücadele ve dış politika.

Hükümet yanlısı bir köşe yazarı, Nagehan Alçı, güvenilir kaynaklardan öğrendiğine göre, Erdoğan’ın Ermeni kökenli Türkiye vatandaşı olan ve Amerikan vatandaşlığı da bulunan Daron Acemoğlu’unu ekonomi bakanı olarak atayabileceğini yazdı.

Acemoğlu halen Massachusetts Teknoloji Enstitüsünde öğretim üyesi olarak çalışıyor. Kendisinin yayınları arasında “Demokrasi ve Diktatörlüğün Ekonomik Kökenleri” (2006) ve “Uluslar neden Çöker” (2012) gibi iyi bilinen kitaplar var.

Benzer bir adım 2001 yılında da atılmış, dönemin başbakanı Bülent Ecevit Dünya Bankası Başkan Yardımcısı Kemal Derviş’i ekonomi bakanı olmak üzere davet etmişti. Derviş gelmiş ve onun reçetesi Türkiye ekonomisini düze çıkarmıştı. Çok sayıda yorumcu, AKP iktidarının ilk yıllardaki başarısını, Derviş’in reçetelerini uygulanmaya devam etmesine bağlıyor.

Acemoğlu’na daha önce de, 2011 yılında, dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından Türkiye’nin Paristeki OECD nezdindeki daimi temsilcisi olması teklif edilmişti. Acemoğlu bu teklifi akademik kariyerine devam etmek istediğini söyleyerek kibarca reddetmişti. Bu seferki teklif hem daha çekici, hem de Türkiye için de, Acemoğlu için de daha zor.

Bu teklifi kabul etmesi durumunda Acemoğlu hem teorilerini uygulama fırsatı bulacak, hem de gerekli düzenlemeleri yaparak deneyimini zenginleştirebilecek. Bu onun itibarına zarar vermez. Türkiye açısından ise güçlük, ekonominin yönetimini, doğru olanın, Türkiye’nin yaptıklarının tam tersi olduğunu yazan birine teslim etmek.

Örneğin Acemoğlu, “Diktatörlük ve Demokrasinin Ekonomik Kökenleri”  kitabında demokratik toplumların yaratılmasının ve konsolide edilmesinin sivil toplumun gücüne, siyasal kurumların yapısına ve ekonominin yapısına bağlı olduğunu söylüyor.

Bunlar iktidardaki AKP’nin yapması gerekirken yapmamış olduklarının bir listesi adeta. Türkiye, Osmanlı döneminden beri, sivil toplum kuruluşlarını devletin altını oymak isteyen hareketler olarak görmüştür.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Merkez Bankası veya diğer düzenleyici kurumların özerkliği konusunda, ekonomideki başarısızlıkların hesabını verecek yetkililerin, bu kurumları yöneten atanmış bürokratlar değil, seçmene hesap verecek seçilmiş politikacılar olması gerektiğine inanıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu görüşlerini Londra’da Blooberg TV’ye verdiği bir mülakatta paylaştığında, Türkiye’ye yatırım yapmayı düşünen yatırımcılar, Türkiye’ye yatırım yapma planlarını gözden geçirmelerinin gerekip gerekmediğini sorguladılar. Erdoğan kastının bu olmadığını anlatmak üzere Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’i Londra’ya yollamak zorunda kaldı.

Alçı’nın aldığı duyumun, Erdoğan’ın kamuoyunun tepkisini ölçmek için uçurduğu bir test balonu olup olmadığı belli değil. O pragmatik bir liderdir ve eğer Türkiye’nin ekonomisini kurtaracak şeyin AKP’nin bugüne dek yapmakta olduğu şeyin tam tersini yapmak olduğuna ikna edilebilirse bir U dönüşü yapabilir ve destekçilerini de doğrusunun bu olduğuna ikna edebilir.

Acemoğlu’nun ekonomi yönetimine getirilmesinin başka alanlarda da etkisi olacaktır. Erdoğan 2014 yılında canlı yayınlanan bir mülakatta muhalefetin, etnik kökeninin Türk olmadığını söyleyerek, kendisine karşı bir karalama kampanyası yürüttüğünden yakınmıştı.

“Benim için Gürcü diyen oldu, afedersin çok daha çirkin şeylerle Ermeni diyen oldu.”  Ekonominin başına, Ermeni olup olmadığına bakmaksızın, bir ekonomisti getirmek, AKP’nin seçmenlerin mesajını aldığını gösteren somut bir örnek olacaktır.

Bu söylenti Acemoğlu’nun teklifi reddetmesi veya başka nedenlerle doğru çıkmayacak olsa dahi, böyle bir fikrin medyaya sızdırılmış olması dahi, bir tebriği hak eder.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar