May 16 2018

'Yatırımcılar, Erdoğan hükümetine inancını yitirdi, seçim öncesi varlıklarını satıyor'

Erdoğan’ın 15 yıl önce Türkiye'de iktidara gelmesinden bu yana ilk kez, yatırımcılar Erdoğan’ın bir başka seçimi kazanma olasılığı konusunda o kadar heyecanlı değiller.

Erdoğan yönetiminin siyasi istikrarın artık para kazandırmayacağı endişesiyle, 24 Haziran’da yapılacak erken seçim öncesinde Türk varlıklarını satıyorlar. Bu liranın art arda değer kaybetmesine ve uzun vadeli devlet borçlarının rekor düzeyde en yükseğe ulaşmasına yol açıyor. Erdoğan'ın nihayetinde ekonomik meselelerde bir pragmatist olduğu yönündeki inançlar, onun büyümeye odaklı tek amacının ekonomiyi başarısızlığa uğratacağı yönündeki korkularla yer değiştirdi.

Londra'daki Fidelity International'da 2 milyar dolarlık bir gelişmekte olan ülkeler borcu fonunu yöneten Paul Greer, “Erdoğan’ın zaferi, muhtemelen politikanın devamlılığına işaret edeceğinden piyasalar için en kötü olası sonuç olabilir” diyor ve ekliyor:

“Ancak, bu sonuç Türk piyasaları için en az şaşırtıcı olan.”

Erdoğan'ın geçtiğimiz 16 yıl boyunca sahip olduğu halk desteği, 1990'lı yıllarda ekonomiyi mahveden döner kapı koalisyonu hükümetlerinin yerini alması için istenilen bir değişiklik oldu ve yatırımcıların önümüzdeki ay yapılacak seçimlerde alınacak optimal bir sonuç konusunda ihtilafa düşmesiyle sonuçlandı.

Ancak, Aberdeen Asset Management Plc.’den RAM Capital’e kadar birçok finans şirketinde çalışan yatırım uzmanları “bu sefer durumun farklı olduğunu ve Erdoğan iktidarının devam etmesinin piyasalarda iyi olarak kabul edilemeyeceğini” söylüyor.

Bu büyük ölçüde, seçimin favorisi olan Erdoğan'ın, çok hızlı ekonomik büyümeyi amaçlayan popülist ekonomi politikalarından vazgeçme işareti göstermemesinden kaynaklanıyor. Analistler büyüme hızının ne sağlıklı ne de sürdürülebilir olduğu konusunda uyarırken ve artan ekonomik dengesizliklerle mücadele edilmesine yönelik önlemlerin alınması çağrısı yaparken bile, geçen yıl Türk ekonomisi Çin ekonomisinden daha hızlı büyüdü.

Erdoğan'ın Lira’daki değer kaybını görüşmek üzere karar vericilerle yaptığı acil toplantıdan sonra, Cumhurbaşkanlığı sözcüsü geçen hafta Çarşamba günü yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Türkiye, büyüme odaklı politikalar sayesinde bugünkü seviyesine geldi. Önümüzdeki dönemde, ülkemiz yine büyüme odaklı politikalarla yoluna devam edecek. " 

Nisan ayı sonunda açıklanan yeni ekonomik teşvik paketi endişeleri artırıyor: Yatırımcılar “para politikasının ülkenin varlıklarını sağlama almak için fazla gevşek olduğunu, ekonominin cari açığının sürdürülebilir olmadığını ve Erdoğan'ın yüksek faiz oranlarından hoşlanmamasının Merkez Bankası’nın çift ​​haneli enflasyona engel olmasını önlediğini” söylüyor.

Endişe, ekonomik alanla da sınırlı değil. Türkiye, Batı'daki geleneksel müttefiklerinden uzaklaşıyor. İki yıl önceki bir darbe girişiminden sonra yürürlüğe konulan olağanüstü hâl ile idare ediliyor ve Erdoğan'ın giderek artan otokratik iktidarı, en büyük sermaye kaynaklarından ikisini yabancılaştırıyor: Almanya ve ABD. Bunlardan ABD, NATO müttefikine karşı benzeri görülmemiş yaptırımlar uygulamayı düşünüyor.

Londra’daki Aberdeen Asset Management Plc'de gelişmekte olan ülkelerdeki 14 milyar dolarlık bir borcu yönetmeye yardım eden Viktor Szabo “Eğer Erdoğan ve onun iktidar partisi için ‘zafer mevcut sürdürülemez politikaların devam etmesi’ anlamına geliyorsa, o zaman bu açıkça iyi bir yatırım konusu değil” diyor ve ekliyor:

“Daha yavaş, ancak daha dengeli bir büyümeyi kabul edecek ve bom büst (hızla yükselen ve düşen) döngüsünden kaçınacak bir politika değişikliği bekliyorum."

Szabo, önceki dönemlerin öngörülemez politikalarına geri dönüşün, muhtemelen yatırımcılar için Erdoğan'ın yanında kalmaktan daha kötü olacağını söylerken, hükümetin yönünü değiştirmesinin düşünmenin zor olacağını ve bunun piyasaları “iki arada bir derede” bıraktığını da söylüyor.

Bazıları için en iyi umut Erdoğan ve hükümetinin rotayı değiştirmesi. Seçim zaferi kazandıktan sonra iktidardaki AK Parti’nin, seçmenlerini beklenmedik yerden gelen paraları harcamaya davet etme ya da dost inşaat şirketlerini mega altyapı projeleri için hükümet sözleşmeleriyle destekleme konusunda çok az teşvik edeceği tartışmaları sürüyor. 

ABN Amro ekonomisti olan Nora Neuteboom, “Yatırımcılar seçimlerden sonra, artan hassasiyetler pahasına hükümetin büyümeyi sağlayacak çabaları eski hâline getirmesini bekliyorlar” diyor ve ilave ediyor:

“Aslında böyle bir normalleşmenin gerçekleşeceğine ikna edilmedik.”

Pazartesi günü Bloomberg televizyonuna verdiği röportajda Erdoğan, seçimleri kazanırsa ekonomi ve para politikası konularındaki kontrolünü sıkılaştırmayı planladığını söyledi. Erdoğan “Bu biraz rahatsız edici olabilir. Ama yapmalıyız. Çünkü vatandaşlara karşı sorumlu olanlar devleti yönetenler” dedi. Onun bu sözleri, Lira’yı Dolar karşısındaki en düşük seviyesine getirdi. 

Lira rekor seviyede değer kaybederken, Türk şirketleri 336 milyar dolarlık rekor bir döviz borcu ile çökmeye başladı. Lira’daki değer kaybı geri ödemeyi daha masraflı hale getirmekte. Ülkenin aşırı gerilmiş bankaları büyümeyi devam ettirmek için yabancı girişlerine dayalı ve iç tüketim ve gayrimenkule dayanan bir kalkınma modelinin enerjisi kalmamış gibi görünüyor. Bu arada, doların güçlendiği ve ABD faiz oranlarının daha da yükseldiği küresel bir ortam, borç parayla beslenen ekonomik büyüme yıllarının maliyetini gözler önüne seriyor.

Londra'daki RAM Capital'de bir fon yöneticisi olan Ogeday Topçular, “Türkiye son 3-4 yıldır, belki de daha uzun bir süredir ekonomik olarak çırpınıyor” diyor ve ekliyor:

“Bu hükümetin aldığı siyasi ve ekonomik kararlar, ülkeyi öncekinden daha da kötü bir duruma itti."

Peki yatırımcılar şu anda ne görmek istiyor?

Topçular bunların “Merkez bankasının bağımsızlığı, basın özgürlüğü, daha iyi bir dış politika yaklaşımı ve ülkelerle ilişkiler, daha iyi bir Ortadoğu stratejisi ve iyileştirilmiş iç politika” olduğunu söylüyor ve devam ediyor:

“geçmiş performanslar bunlardan herhangi birisinin başarılmasının zor bir iş olduğunu ortaya koyuyor.”

Türkiye’nin, hiçbir partinin çoğunluğu sağlayamadığı bir Meclis’e yöneldiğinin anlaşıldığı Haziran 2015'teki bir seçimde, çok partili yönetimle ilişkili siyasi çıkmaz korkusu piyasaları paniğe sevk etmişti. Yabancı yatırımcılar tahvil piyasasından 2,6 milyar dolar çekmiş ve Erdoğan seçimleri yineleyinceye ve AK Parti çoğunluğunu geri kazanana kadar dalgalanma sürmüştü. 

Londra'daki Capital Economics'te gelişmekte olan ülkeler kıdemli ekonomisti olan William Jackson “Piyasa, AKP zaferini her zaman pozitif olarak görüyor, fakat bu esas olarak belirsizliği azalttığı için böyle görünüyor, daha iyi ekonomik beklentiler vaat ettiği için değil” diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor:

“Yatırımcılar, gittikçe öngörülemez olan karar alma süreçleri ve reformların eksikliği nedeniyle ekonominin uzun vadeli beklentileri konusunda daha kötümser hâle geldi.”

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek hala yatırımcıları teselli etmeye kararlı görünüyor. Çarşamba günü Twitter üzerinden “Nihayetinde, politik pragmatizmin hâkim olacağını ümit ediyorum ve buna inanıyorum. Kural tabanlı bir piyasa ekonomisi, ileriye dönük tek geçerli seçenek.” dedi.