Al Jazeera'nın Batı Trakya programı Türkiye propagandası mı?

Geçtiğimiz haftalarda Al Jazeera TV, Yunan Batı Trakya'ya geldi, bölgedeki Müslüman Türk azınlık ile ilgili program çekimleri yaptı. Ve ortaya gerçeklerin çarpıtıldığı, Erdoğan yönetiminin üstü kapalı propagandasının yapıldığı bir program çıktı.

Anlaşılması için, bu çekimlerin arka planını ve amacını iyice ortaya koymak gerekiyor.

Yapılan çekimler televizyonda yayınlandığında, ilginç şekilde, Batı Trakya'da Türk devleti ile bağlantısı olmayan hiçbir Müslüman Türk temsilcinin Al Jazeera programında almadığı görüldü.

Programı ilginç kılan en önemli unsurlardan biri, Batı Trakya'nın iki ilini Atina’da parlamentoda temsil eden üç Müslüman Türk milletvekiline veya bölgedeki seçilmiş Müslüman Türk belediye başkanların görüşlerine yer verilmemiş olmasıydı. Batı Trakya'da ikisi Rodop ili ve biri Xanthi (İskeçe) ili olmak üzere üç Müslüman Türk milletvekili var. 

Ayrıca Al Jazeera'nın Batı Trakya'da hiçbir Yunan çoğunluk milletvekili veya seçilmiş veya atanmış yerel yönetici ile de görüşmemesi de yadırgandı. Bu haliyle program bölgeyi sadece Türk tezleri üzerinden anlatan bir propaganda yayınına dönüşmüş oldu. 

Programda demokrasiden ve Yunan devletinin baskılarından bahsedilirken, Al Jazeera programı yapımcıları bölgedeki Türk Müslümanları dışladı ve sadece Türk devleti ile ilişkisi olan kişileri programında konuk etti.

Bölgedeki Müslümanlar arasında Pomak ve Romanlar da var. Bunların kendi dernekleri bulunuyor. 

Eğer Al Jazeera İskeçe'deki Drosero mahallesine gitseydi, orada Müslüman Roman çocuklarının eğitimine kendilerini adayan eğitim gönüllülerini bulabilir ve bölgedeki Türkiye propagandistlerinin Romanlara nasıl baskı kurduğu ile ilgili gerçekleri öğrenebilirdi.

Programda sırasıyla konuşanların hepsi Türk tezlerini sıraladılar. Gazete ve radyo sahibi Cengiz Omer (Tzegkiz Omer) mahkemelerde 1 milyon euro cezaya uğradıklarından bahsetti. 

Ancak şu da biliniyor ki, İskeçe ve Gümülcine şehirlerinde seçkin bir semtte ikişer bürosu, gazeteleri ve radyoları var, hiçbir faaliyetleri durmuş değil. Omer büyüdüklerini ve bugüne kadar bahsettiği 1 milyon euro cezayı geri ödemediklerini de sakladı. 

Omer ve ortağı Bilal Bodur’un (Bilal Mpoudour) Türk devletiyle yakın bağları bulunduğu yönünde bölgede ısrarlı duyumlar ve algılar var. Batı Trakya'da, Ankara'daki AKP-MHP ittifakının gözü kulağı rolündeler. Gümülcine'den yayın yapan radyolarının genel müdürü, aynı zamanda Türk Devlet Televizyonu TRT’nin Yunanistan temsilcisi olan Nevzat Ahmet (Netzat Achmet). 

Geçtiğimiz ay Yunan-Türk kara sınırına Türk devleti göçmenleri gönderdiğinde Ahmet, TRT muhabiri olarak Yunan topraklarında sınıra gidip sadece Türkiye resmi tezleri üzerinden birçok kez yayın yaptı. 

Al Jazeera programına konuşan İskeçe Türk Birliği Başkanı Ozan Ahmetoğlu (Ozan Achmetoglou) ise aynı zamanda bölgedeki, Ankara çizgisindeki Türk siyasi partisi KIEF’in de başkan yardımcısı. Sık sık Türk diplomatlarla kamusal alanlarda da bir araya gelerek ilişkisini açık şekilde her zaman gösteriyor.

Programda konuşan bir başkası, PEKEM adlı şirket adına konuşan Pervin Hayrullah'dı (Pervin Chairoula). Hayrullah bütün Avrupa’daki toplantılarda Türk diplomatlarla yan yana bulunan ve Yunanistan’ın Türklere kötü muamelede bulunduğunu iddia eden biri. 

Edirne'de yüksek öğrenim lisansını yapan Hayrullah, Batı Trakya'da PEKEM Türk kültür şirketinde çalışıyor ve Türkiye resmi propagandasının önde gelen temsilcileri arasında yer alıyor.

Al Jazeera’da gösterilen programda görüşlerine yer verilen bir başka Türkiye resmi propaganda temsilcisi ise, "müftülüğü" konusundaki hukuki tartışmalar yıllardır sürmekte olan İbrahim Şerif (Ibrachim Serif). 

Yunanistan devleti Şerif’i müftü olarak tanımıyor. Devletin atadığı bölgeden olan kendi müftüleri bulunuyor. Şerif'i ise sadece Türkiye müftü olarak tanıyor. 

Her hafta cuma günleri Türk devlet yetkilileriyle birlikte Batı Trakya'ndaki camiler gezilerek fotoğraf çekiliyor ve Şerif arkasındaki Türkiye desteğini göstermek için bu fotoğrafları sosyal medya hesaplarında yayınlıyor. 

Şerif’in Türkiye'nin finansal gücüyle bölgede erkek ve kadınlardan oluşan ve Türk İslam modelini çocuklara öğreten dev bir imam ordusu bulunuyor. Türk İslamı'nı  ve Milli Görüş'ü batı Trakya'da  egemen güç olarak yerleştirmek için son 20 yıldır gitgide yoğunlaşan ve düşünce kuruluşlarının raporlarına da yansıyan bir faaliyet var. 

Al Jazeera'nın Türk propagandası yaptığı programda konuşan bir başka kişi de Yunanistan'daki ırkçı Türk partisi KIEF’in başkanı Çiğdem Asafoğlu (Tsidem Asafoglou). 

Asafoğlu bir dönem Türkiye'nin Yunanistan’daki bir numaralı temsilcisi olan Sadık Ahmet’in kurduğu KIEF adlı siyasi partinin yeni başkanı oldu.

Tek aday olarak Türk KIEF partisinin başına geçen Asafoğlu, Batı Trakya’da köy köy örgüt yapılanmasını sürdürüyor. Türk partisinin hedefi, Batı Trakya’daki seçimlerde birinci sırada yer almak. Türkiye'nin finansal desteğini alan KIEF, son Avrupa Parlamentosu seçimlerinde bölgedeki illerde birinci parti oldu. 

Parti Avrupa'ya parlamenter gönderemese de bu başarısıyla bölgede Türkiye propagandasının gücünü gösterdi. Partinin köy temsilcileri köylerine gelen herkesi adım adım izliyor ve köylerinde olan her olayı merkeze iletiyorlar. Bu faaliyet nedeniyle Türkiye devletinin Batı Trakya'daki her köyde gözü olduğu söyleniyor.

Parasal destekleri Türkiye’den gelen insanlar, Yunan vatandaşı oldukları için çok rahat şekilde Avrupa Birliği ülkelerinde diledikleri yerlere gidiyor ve Türkiye'nin devletinin beklenti ve talepleri doğrultusunda çalışıyorlar. Yunan basınına yansıyan yorumlara göre Batı Trakya’yı adeta bir “propaganda üssü” gibi kullanan Türkiye, bölgede doğrudan ve dolaylı istihdam ettiği azınlık mensubu Müslümanlarla işlerini yürütüyor. 

Al Jazeera’nın bölgede sadece Türkiye yandaşlarıyla görüşmesi, bölgede azınlık içinde yükselmekte olan laik-İslamcı kutuplaşmasını gözardı etmekle kalmıyor, farklı görüşlere yer vermeyerek temel gazetecilik prensiplerini de ayaklar altına alıyor ve yayın bu haliyle açık şekilde Türkiye'nin emellerine hizmet ediyor. 

Yunanistan devletinin bu programla ilgili öfkesinin çok ötesine yayılan kaygı ve eleştirilerin temelinde Yunanistan ve Balkanlar'da Türkiye'nin yürütmekte olduğu amansız bir İslamileştirme ve böl-yönet siyasetinin derin tehditleri var.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.