uy
Kas 28 2017

'Aleviler eşitsizliğe ve ayrımcılığa maruz kalmış bir ruh hali içinde'

Malatya’da Alevilerin yoğunlukla yaşadığı Cemal Gürsel Mahallesi’ndeki 13 evin kapı ve duvarlarına geçtiğimiz salı günü kırmızı boya ile çarpı işareti atıldı.

Geçmişteki Maraş, Çorum ve Sivas katliamları hafızalarında tazeliğini koruyan Alevilerin endişeleri sınırlı ölçüde medyaya yansıdı. Ancak bahsi geçen katliamlardan önce de Alevi toplumunun üyelerinin evlerinin kapıları çarpıyla işaretlenmişti.

Aleviler arasında korkuya neden bu eylemin faillerinin bulunması için soruşturma başlatıldığı açıklandı ancak bu olaylar münferit olarak ele alınabilir mi? Yoksa iktidarın Alevi Açılımı ile çıktığı yolda Alevi karşıtlığını tahrik edebilecek bir söyleme kaymasının gelinen noktada bir rolü var mı?

Ahval, Alevilerin tepkilerini, hükümetin dünden bugüne izlediği Alevi politikasını ve gelinen noktayı okuyucuları için derledi.

AKP’nin birçok konuda başlattığı açılımlar silsilesi ile 2009 Haziran ve 2010 Ocak ayları arasında yedi tane Alevi çalıştayı düzenlendi. Alevi vatandaşlar ve sivil toplum kuruluşları her ortamda taleplerini yineledi.

Bugün gelinen noktada, Alevilerin en temel talepleri olan cemevlerinin ibadethane kabul edilmesi, zorunlu din dersinden muaf tutulma ve Aleviliğin Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından tanınması gibi talepleri yerine getirilmedi. Aksine ötekileştirici söylem hız kazandı.

Diğer yandan son yıllarda Aleviler’in yaşadığı evlerin işaretlenmesi, Alevi vatandaşlara yönelik saldırılar, kimi siyasetçiler vemedya tarafından hedef haline getirilmesi; Alevilerin tedirginliğini ve güvensizliğini her geçen gün artırdı.

Alevilere yönelik saldırılar uzun süredir devam etse de, başlangıç olarak özellikle 2012 Şubat ayında Adıyaman’da 200 evin kapısının işaretlenmesi ile ilgili yaşanan olay dikkat çekti.

Dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ise olayın arkasından “İlk bulgular 3 çocuk tarafından yapıldığı şeklinde” açıklamasını yaptı.

Adıyaman olayından sonra ise Alevi evlerinin işaretlenmesi artarak devam etti. CHP tarafından Aralık 2015’te hazırlanan  “Alevilere Yönelik Güncel Hak İhlalleri" raporunda, ev işaretleme olaylarının iki seçim arası olan dönem olan 7 Haziran-1 Kasım 2015 tarihleri arasında yoğun olarak yaşandığı belirtildi.

Raporda, belirtilen tarih aralığında Alevi yurttaşlara yönelik farklı illerde 25 ev işaretlemesi, 11 mezar, üç heykel  saldırısı meydana geldiği vurgulandı.

Yine aynı dönem aralığında, Ehlibeyt Kültür ve Dayanışma Vakfı Özel Kalem Müdürü Sedat Bilgin’in boynuna evinin önünde ip geçirilirdi. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Cemevi Başkanı Zeynel Odabaşı,  Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Baki Düzgün ve Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir ise silahlı saldırıya uğradı. Alibeyköy’de Cemevi yöneticisi Çayan Dursun de “hürriyeti tahdit” gerekçesiyle tutuklandı.

Aleviler 1. Alevi Çalıştayı’nın 3 Haziran 2009 tarihli ilk oturumunda taleplerini gerekçelendirerek sıraladılar:

Aleviler, ‘Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır’ derken, dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, “Cemevi Diyanet’in kırmızı çizgisidir” açıklamasını yaptı.

Aleviler, 'Zorunlu din derslerinin kaldırılmasını' isterken, din dersi kitaplarında Alevilik, bir İslam mezhebi olarak kabul edilmemiş ve sadece tasavvufi bir akım ve uyguladığı ritüeller de kültürel ve folklorik etkinlikler olarak gösterilmiştir.

Aleviler, “Cem evlerinin yasal bir statüye kavuşmasını” talep ederken;  AİHM’nin 2014 Aralık ayında aldığı  “Cemevlerinin de ibadethane olduğu”  ve bu yüzden ayrımcılık yapılamayacağına karar vermesine rağmen, Cemevleri hala yasal bir statüye ulaşmadı.

Aleviler, tarihten kaynaklanıp gelen inanç merkezlerinin Alevi toplumuna devredilmesini isterken mülkler devredilmedi.

Aleviler, “Sivas’taki Madımak Oteli’nin insanlık-utanç müzesi” olmasını talep ederken, otel müze oldu ama otelin lobi bölümüne; hayatını kaybeden 33 aydın ile birlikte iki otel görevlisinin yanında göstericilerden ölen iki kişinin de adı yazıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, 2013’te AKP Ankara İl Başkanlığı tarafından verilen iftarda ve 2015’te Almanya’nın Karlsruhe kentinde, “Eğer Alevilik Hz. Ali'yi sevmekse, ben dört dörtlük bir Aleviyim” ifadelerini kullanmasına rağmen Aleviler hedef alınmaya devam edildi.

Erdoğan, 2011 yılında farklı illerde yaptığı yedi mitingde “Biliyoruz ki Sayın Kılıçdaroğlu Alevilik kültürüyle yetişmiş bir insandır, Alevidir” gibi ifadeler kullanarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden Alevileri yuhalattı.

Mart 2012’de Sivas katliamı davasında zamanaşımı kararı verilmesinin ardından kullanılan “Hayırlı olsun” ifadesi Aleviler tarafından tepkiyle karşılandı. Madımak olayının faillerinin birçoğu ise daha sonra AKP’de vekillik yaptı.

2013'teki “Reyhanlı’da 53 sünni vatandaşımız şehit edildi” açıklaması ile birlikte, Osmanlı döneminde Alevi katliamları ile tanınan ‘Şeyhülislam Ebu Suud Efendi’ye hayranlığını bildirmesi ve 3’üncü köprüye yine Alevi katliamları ile hatırlanan Osmanlı padişahı ‘Yavuz Sultan Selim’in adının vermesi; Aleviler'deki ayrıma uğramışlık hissiyatını güçlendirdi.

Bu yönüyle, Malatya’da Alevi vatandaşların evlerinin işaretlenmesini münferit  olarak kabul etmek hayli zorlaşıyor. İktidarın 15 yıllık Alevi karnesi ise yukarıda zikredilen söylem ve eylemler nedeniyle pek de iç açıcı sayılmaz.

AKP’nin Aleviler konusundaki git-gellerini ve son yaşanan olayları konunun uzmanlarıyla konuştuk.

Alevi Bektaşi Federasyonu eski Başkanı Selahattin Özel
Alevi Bektaşi Federasyonu eski Başkanı Selahattin Özel

Alevi Bektaşi Federasyonu eski başkanı Selahattin Özel, AKP’nin zihniyet olarak Alevi karşıtı bir parti olduğu görüşünde:

AKP zihniyet olarak Alevi düşmanı bir parti. Partiyi de kastetmiyorum. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı, Gezi'de ölenler için baş sağlığı bile dilemedi.  Ama Reyhanlı’da 53 tane yurttaşımız bombalı katliamda hayatını kaybettiğinde, '53 Sünni vatandaşımız şehit olmuştur' dedi. Ötekileştiren, ayrımcılık yapan bir anlayışa sahip.

Özel, Alevilerin tarih boyunca dinci ve yobaz anlayışa sahip parti ve oluşumlardan rahatsız olduklarını söylüyor. Özel, ayrıca yapılan saldırıların en tepeden güç aldığını belirterek sözlerine son veriyor:

Aleviler dinci ve yobaz anlayışa sahip parti ve oluşumlardan rahatsız olurlar. Buna rağmen kimsenin dinine ve inancına müdahale etmezler. Öldürüldüler, katledildiler ama kimseyi öldürmez ve katletmezler.

Alevi vatandaşların devlete ve hükümete karşı bu olayların yapanlarının bulunması gerekiyor.  Eskiden faili meçhul deniyordu. Şimdi faili meçhul değil. Yapanların hepsi biliniyor. Cumhurbaşkanı katından ve makamından cesaret alan bir anlayış var. Öyle bir noktaya geldik ki; AKP’nin içindeki aklıselim insanlar bile AKP’nin genel başkanından korkar hale geldiler.

Yüzleşme Derneği Başkanı ve yazar Cafer Solgun
Yüzleşme Derneği Başkanı ve Yazar Cafer Solgun

Yüzleşme Derneği Başkanı ve yazar Cafer Solgun, AKP’nin 2009 yılında Alevi çalıştayları ile başlayan açılımı terk ettiğini ve Alevilerin taleplerini duymazdan geldiğini ifade ediyor. Solgun, Malatya’da yaşanan olayla ve geçmişle ilgili hükümetin Alevilerin tedirginliğini azaltacak bir yaklaşım sergilemediğini vurguluyor:

AKP kendi başlattığı açılımı sokağa terk etti. Talepleri duymazdan geldi. Alevilere karşı var olan önyargıların önünü adeta sonuna kadar açan bir tutum içine girdiler Malatya’daki olay yeni değil. Daha önce de oldu. Oldu da ne oldu? Bunun üzerine ciddiyetle gidildiğini maalesef göremedik.

Hükümet yetkilileri, valiler, emniyet görevlileri ‘provokasyondur’, ‘çocuk işidir’ gibi açıklamalarla yetindiler. Alevilerin tedirginliğini giderecek bir yaklaşım sergilenmedi. Bu olayda da öyle.

Alevilerin tedirginliği ancak ve ancak o çarpı işaretini koyan ırkçıların faşistlerin yakalanarak yargı önüne çıkarılmasıyla rahat mümkün olabilir.

Hükümetin ciddiyetini neyle ölçeceğiniz? Bunu yapanları kollarından tutup mahkemeye çıkarmasıyla ölçeceğiz. Fakat sorunun üzerine ciddiyetle yaklaştıklarını söylemek de zorlanıyoruz. Malatya’da yaşanan olay yani illa birtakım acı olayların yaşanması mı gerekiyor?

Alevilerin devletin failleri bulacağına yönelik bir umudu yok. Alevi yurttaşların iyi niyetli bir şekilde bu tür beklenti içerisinde olduklarını, bir takım kendini bilmezler böyle şeyler yapıyorlar ama hükümet bunları tutup yakalayacaktır gibi iyi niyetli diyebileceğimiz bir beklentisi de yok.

Bu önemli bir sorundur. Aleviler devletten ve hükümetten yana güven duydukları bir duygu ve düşünce içerisinde değiller. Bunu da bu ülkeyi yönetenlerin görmesi gerekiyor.

Hukukçu-yazar Ali  Yıldırım
Hukukçu-yazar Ali Yıldırım

Hukukçu-yazar Ali  Yıldırım ise Alevilere yönelik uygulanan politikanın AKP’ye özgü olmadığını ve tarihten geldiğini söylüyor. Türkiye’nin anti-laik yapısının bu sorunlara neden olduğunu ve AKP’nin de buna canhıraş sahiplendiğini ekliyor:

Türkiye’de devletin bir dini var ve devlet bu dinin karşısındaki unsurlara karşı eşitsizlik, ayrımcılık ve hukuksuzluk içerisinde. Türkiye’nin anti-laik yapılanması tüm bu sorunlarından nedeni oluyor. AKP bunu canhıraş biçimde sahiplenmiş durumda. Eğer siz bir inancı resmi bir din olarak seçerseniz, eşitsizliği baştan kabul etmiş oluyorsunuz.

Yıldırım, Alevi vatandaşların ruh halini kaygılı ve ayrımcı bir ruh hali olarak tanımlayıp sözlerini sürdürüyor:

Aleviler eşitsiz ve ayrımcılığa maruz kalmış bir ruh hali içinde. Kendisinin eşit olduğunu hissetmiyor. Ayrımcılığa, hukuksuzluğa tabii tutulduğunu düşünür. İnancı, ibadethanesi sayılmıyor. Kamuda derin bir haksızlığa, hukuksuzluğa maruz kalıyor. O nedenle de giderek bu ayrımcı durum, inanç özgürlüğünün ötesinde, yaşama hakkını tehdit eden noktaya kadar derinleşiyor. Alevi toplumu hali hazırda geldiğimiz noktada yaşama hakkından kaygı duyar bir hale gelmiş durumda. Bu da üç beş kişinin işinden çok, devletin Alevilere karşı ayrımcı eşitsiz ayrımcı uygulamalarından kaynaklanan muzdarip olma durumu.

Aleviler medyada da kendilerine yönelik ayrımcı ve öteki ifadelerle karşılaşıyorlar. Bianet’in 2014 yılında  "Medyada Nefret Söylemi Raporu"nda medyanın Alevileri ötekileştirdikleri ve "sadece protesto, eylem yapan ve inancı da şüpheli kişiler" olarak konumlandırdıkları belirtildi.

 

Ceren Sözeri
Galatasaray Üniversitesi Öğretim üyesi Doç. Ceren Sözeri

Ahval’e konuşan Galatasaray Üniversitesi’nden Doç. Ceren Sözeri, medyanın Aleviler ile ilgili ifadelerini nefret suçu kategorisinde şöyle değerlendiriyor:

2015'te Kocaeli ve İstanbul'da benzer işaretlemeler olmuştu. O dönem hükümete yakın Yeni Akit gazetesi bunları ‘Klasik numara’ başlığı ile vermişti.

Bunları Nefret suçu kategorisine sokabiliriz.  Bu olaylar hükümet tarafından her seferinde provakasyon olarak nitelendiriliyor ve sorumlularının en kısa zamanda bulunacağı sözü veriliyor.

Geçen hafta gerçekleşen olayın biraz daha fazla gürültü çıkarmasının bir nedeninin evi işaretlenen mahalle sakinlerinden Yüksel Kalın'ın çekilen fotoğraftaki tedirgin hali.

O fotoğraf Alevilerin yaşadığı korkuya dair medyaya önemli bir malzeme verdi. Bazen bir fotoğraf sayfalarca yazıdan daha etkilidir.

Sözeri, medyada Alevilere yönelik iki türlü ayrımcılık olduğunu belirterek, bunların hepsi medyanın Alevilere yönelik ayrımcı tutumunun göstergesi, var olan önyargıları ve nefret söylemini de besleyen şeyler diyor:

Alevilere yaklaşımında iki türlü ayrımcılık söz konusu. Yarbay Mehmet Alkan ya da Gezi gibi haberlerde olduğu gibi doğrudan hedef göstererek  ayrımcı bir söylemle haberleri verme. İkinci yaklaşım ise görmezden gelme. Örneğin;  pek çok yerde Sünni eğitim verilen imam hatip okullarının tek seçenek olması, bu nedenle pek çok Alevi çocuğun, gencin örgün eğitimi terk etmesi, Alevi kanalı TV10'un KHK ile kapatılması ve verdiği mücadelenin görmezden gelinmesi…