Fehmi Koru
Tem 22 2018

Böylesine garip alışkanlıklarımız var mı?

Bazıları yazılarımı çok erken saatte okuma imkanı buldukları için çalışma saatlerimden haberdar, bazılarına benim “Sabah saat 04.00 gibi kalkıyor ve yazımı yazıyorum” diye belirtmem gerekiyor.

Haberdar olan da benim uyardıklarım da şaşırıyor.

Halbuki uzun zamandır toplamda 4-5 saat süren günlük mesaim çok erken saatte başlıyor. Gün boyu yaptıklarım da o yoğun mesainin hazırlığı…

İnsan alışkanlıklarını kolay değiştiremiyor. Sabaha kaydırmadan önceki mesaim daha anlaşılır bir saatte başlıyordu. Hele gazetede köşem varken, baskı saatleri, yazımı belli bir vakte kadar geciktirmeme imkan verdiği ve bu da bana günlük gelişmeleri izleme fırsatı sağladığı için, hiç acele etmem gerekmiyordu.

Yine de yazı göndermede belirlenen saatten geç kaldığımı hatırlamıyorum. Uzun yıllar boyunca bir-iki kez uyarıldığım olmuştur; o da yazıyı yazdığım halde göndermeyi unuttuğum için…

Ertelemecilik tehlikelidir
Bazılarının alışkanlığı ‘erteleme’ üzerinedir.

İsmini vermeyeyim, üslup sahibi bir yazar arkadaşım, günü gazetede laklakla geçirdikten ve yazı masasından ısrarla uzak durduktan sonra, yazı gönderme vakti geçip gazetenin baskı saati iyice yaklaştığında, o da uyarılmalar üzerine, daha fazla erteleyemeyeceğini anlayıp neden sonra bilgisayarını çalıştırırdı.

Genellikle ilk hatlar kaçırıldıktan sonra… (Hat kaçması gazeteye ek maliyet getirir ve buna yol açanlara pek iyi gözle bakılmaz.)

O yazarın da alışkanlığı öyle oluşmuştu.

Dün gece, kendi kendimi “Yarın pazar, hiç değilse bir defalık kendime beylik tanıyayım ve sabah her zamankinden daha geç kalkayım” diye şartlandırdığım halde, planımı yürürlüğe koyamadım.

Her zamanki saatte uyandım, yatakta birkaç devir yaptım, ama alışkanlıklarım beni yine masa başına sürükledi.

Çoktandır alarm kurmam da gerekmiyor, zaten vücut saatim beni hep aynı vakitte uyandırıyor.

Kaçta yatarsam yatayım, hep aynı zaman diliminde uyanıyorum.

Zihin ile beden bu ayarı pek güzel beceriyor; alışkanlık biraz da insanın yapısının ürünü.

Hiçbir şeyi istesem de erteleyemeyen bir yapım var benim.

İyi ve kötü alışkanlıklar
Sanıyorum, toplumlar için de benzer bir durum söz konusu. Bazen çok aykırı gibi görünen davranış biçimleri, süreklilik kazandığında, bir süre sonra alışkanlığa çevriliyor. İyilik için de bu böyle, kötülük açısından da böyle…

Kötülüğe de iyilik gibi kolay alışabiliyor insan toplulukları…

Böyle olduğu içindir ki, hayatın akışını iyi ve doğrudan yana  kurabilme amacıyla kurallar gerekiyor. Din kuralları, toplumsal kurallar, anayasalar, yasalar kolayca kötüye de kayabilecek alışkanlıkları zapt-ü rapt altına almayı amaçlıyor.

Kötünün en kötüsü ise, oluşmuş kuralların doğurduğu alışkanlıkların kötü yönde gerçekleşmesidir. Kötünün alışkanlığa dönüşmesi kadar kötüsü yok.

Afrika’da bazı bölgelerde (Mali, Namibya ve Zambiya’da) ve Tayland’ta bazı kabilelerde (Padaung kabilesi üyelerinde) küçük kız çocuklarının boynuna takılan metallerin zamanla nasıl bir garip görüntüye yol açtığını fotoğraflarda görmüşsünüzdür. Uzun bir boynu olsun diye kadınlara resmen zulüm ediliyor o coğrafyalarda.

Afrika

Çin’de de “Kadın dediğinin ayağı küçücük olmalı” anlayışı bir zamanlar hakimdi ve bunu sağlamak için kız çocuklarına birkaç numara küçük demir ayakkabı giydirilirdi. Buna ‘lotus ayak’, bu muameleye tabi tutulmuşlara da ‘lotus kadınları’ deniliyor.

Çin

Garip, ama gerçek. İnsanların böylesine tuhaf alışkanlıkları da var işte.

Acaba bizde de dıştan bakanların fark edebildiği, ancak bizlerin pek farkında olmadığımız böylesine garip alışkanlıklarımız var mı?

Hadi, bir düşünelim bakalım.

Boynumuzu halkalarla uzatmak veya ayaklarımızı demir cendereye sokmak gibi var olanı deforme eden garipliklerimiz yok çok şükür, ama bizlerin de zaman içerisinde edindiğimiz bazı kötü alışkanlıklarımız olduğunu düşünmeden edemiyorum.

Niyetim bu yazıda o alışkanlıkların neler olduğunu gözler önüne sermek değil; tam tersine bir pazar günü, bu yazıya göz atmak zahmetine katlanacak okurların bizzat kendilerinin “Var mı?” sorusuna cevap aramalarını bekliyorum.

Ayağımızı cenderede tutmak, boynumuza halkalar geçirmek kadar çarpıcı olmasa da, bizi daha iyi, daha doğru, daha adil, daha müreffeh, daha akıllı, daha bilgili, daha medeni, daha ileri, daha beğenilir olmaktan uzak tutan alışkanlıklarımız…

Hangileri onlar?

*Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır.