Ali Yurttagül
Kas 20 2017

Almanya’da siyasi kriz derinleşiyor

Almanya’da koalisyon müzakereleri başlamadan bitti. Liberallerin (FDP) beklenmedik bir şekilde masadan kalkması ile Hıristiyan Demokratlar (CDU) ve Yeşiller ile sürmekte olan “ön görüşmeler” durdu.

Koalisyon ön görüşmeleri bir nevi siyasi yoklama ve resmi görüşmeler için altyapı oluşturma amacı taşıyordu. Olmadı.

Liberaller, ortaklar arasında olması gereken “güven ilişkisinin” müzakerelerde oluşmadığın öne sürerek masadan kalktılar. 

Parti başkanı Christian Lindner, “İktidar olmamak, yanlış bir politika için hükümette olmaktan daha iyidir” gibi bir cümle ile gece yarısı masadan kalktıklarını duyurdu.

Elle tutulur siyasi bir gerekçe göstermedikleri için, Liberaller masadan kalkmak için fırsat arayışında oldukları suçlaması ile karşı karşıyalar.

Bu suçlamanın maddi altyapısı olmasa da, (FDP ile CDU tabii koalisyon ortakları idiler ve siyasi açıdan oldukça yakınlar) siyasi bir gerekçe yerine, “güven” gibi ne anlama geldiği bilinmeyen bir gerekçenin şüpheyle karşılanması sürpriz değil. 

Bu yüzden Berlin de herkes “neden” sorusuna cevap aramakla meşgul. Pazartesi sabahı Liberallerin Genel Sekreteri de tatmin edici bir açıklama yapmayarak şüpheleri derinleştirdi.

Öne sürdüğü üç konuda (Eğitim politikası, İnternet ve dijital altyapı ve sığınmacılar sorunu) sadece sığınmacılar meselesinde Yeşiller ile CDU arasında sorun vardı, Liberaller ile değil. 

Diğer iki konuda müzakerelerin ilk gününde mutabakat sağlanmıştı. Önümüzdeki günlerde belki henüz bilmediğimiz, oldukça dar bir kadronun izlediği sorunlar gündeme gelebilir.

Belki “güven” meselesindeki vurguyu anlaşılır kılan bir olgu CDU ile Yeşillerin müzakerelerde yakın ve yapıcı, Liberallerin ise izole olduğu haberleriydi. 

Hıristiyan Demokratlar çevre meselesinde Yeşillere yaklaşmış, Yeşiller de göç ve sığınmacılar meselesinde ileri giden tavizler vermişti. 

Müzakerelerde dört yıldır Parlamentoda temsil edilmeyen Liberallerin kadro sorunu yaşadığı, birçok önerilerinin yüzeysel olduğu, bu yüzden ciddiye alınmadıkları konuşuluyordu.

Liberaller görünür olmadıkları olası bir koalisyon ile tekrar %5 barajına takılma korkusuna kapılmış olabilirler. Biliyorsunuz “güven” meselesi zor ölçülebilir bir olgu. 

Siyaset bir yana, evlilikte bile çoğu zaman hayal kırklığı ile biten, hissi bir şey değil mi? 

Martin Schulz
Sosyal Demokrat Parti Başkanı Martin Schulz, partisinin 1964-1987 yılları arasında başkanlığı yapan eski Şansölye Willy Brandt'in heykeli önünde konuşuyor. (Fotoğraf: AFP)

Her neyse, şimdi ne olacak sorusu gündemde. “Tek” mümkün görünen koalisyon alternatifi de masada olmadığı için, yeniden seçimler tartışılıyor.

Ama bu süreç kolay değil. Aşırı sağ AfD ve Sol Parti ile koalisyon alternatifleri konuşulmadığı, seçimlerden oy kaybı ile çıkan Sosyal Demokratlar, “seçmen bize muhalefet sinyali verdi” diyerek CDU ile koalisyondan çekildikleri için, siyah sarı ve yeşil renklerinin buluştuğu “Jamaika” koalisyonu “tek” alternatif deniyordu. 

Ama siyasette 24 saat oldukça uzun olduğu için alternatifler de tükenmez. Buna rağmen veya bu yüzden “ne olacak” sorusu gündemde.

İlk akla gelen tabii Sosyal Demokratların devreye girmesi ile, hala iktidarda olan CDU-SPD koalisyonunun bir kez daha denenmesi. 

Toplum desteği oldukça geniş “büyük koalisyon” denen bu model mümkün, ama Sosyal Demokratların tavır değiştirmesi gerekecek. 

Mümkün mü? Mümkün. İlk açıklamalar tersini savunuyor olsa da. 

İkinci alternatif Liberallerin tekrar masaya dönmesi. Zor ama, imkansız değil. 

Üçüncü alternatif Merkel başkanlığında bir azınlık hükümeti. Liberaller veya Yeşillerin desteklediği bir azınlık. Mümkün mü, sanmıyorum. Almanya politikası bu tür modellere kurumsal olarak açık olsa da, geleneğinde pek yok. 

Yeniden seçimler ise ilk akla gelen, ama zor bir süreç.

Almanya anayasası 1920 yıllarında yaşanan ve siyasi kabusa dönüşen siyasi krizden ötürü parlamentoyu hükümet kurmaya zorlayan bir yapı ile kurulmuş. 

Yeniden seçimler parlamento ve Cumhurbaşkanının salt kararı ile mümkün değil. Sistem iyice tıkanırsa seçim yolunu açıyor anayasa. 

Yani Cumhurbaşkanı her hâlükârda bir Başbakan adayı belirlemek, bu aday mecliste çoğunluk arayışına gitmek zorunda. 

İlk ve ikinci turda mutlak çoğunluk sağlanmasa, üçüncü turda salt çoğunluk yetiyor. Bugünden yarına seçim karar vermek bu yüzden zor. Yani İtalya’da veya Belçika’da sıkça yaşadığımız aylarca süren bir hükümet ve çoğunluk arayışı gündemde. Almanların pek alışık olmadığı bir siyasi kültür.

Merkel ve Steinmeier
Almanya Başbakanı Angela Merkel, Cumhurbaşkanı Steinmeier ile görüşüyor. (Fotoğraf: REUTERS)

Başlığa, “siyasi kriz derinleşiyor” tespitine geri dönersek, “siyasi” kelimesine vurgu yapmak için olduğunu hemen söyleyelim.

Zira Almanya her bakımdan “kriz” kelimesini kullanmak gerektirecek durumdan yoksun bir ülke. Ekonomi tıkırında, bütçe sadece dengede değil, vergi gelirleri giderleri aşıyor. Toplumun gelir düzeyi son yıllarda yükselişte. 

Yani ekonomik veya sosyal politikalar açısından pek sıkıntı yok. Buna rağmen ülke siyasi bir kriz süreci yaşıyor, aşırı sağ yükselişte, ana akım Hristiyan ve Sosyal Demokratlar oy kaybı yaşıyor.

Neden sorusu ile iki önemli mesele konuşuluyor. Ekonomiyi mercek altına aldığımızda toplumun bir bölümünün büyümekte olan pastadan pek bir şey alamaması.

Bu kesimler devlet bizi unuttu hissi içerisinde ve aşırı partilere oy veriyor. Bir nevi protesto. Yine protesto diyebileceğimiz, sadece Almanya’da değil, tüm Avrupa, hatta Trump ile Amerika’da da yaşadığımız aşırı sağ popülist söylem. 

Özellikle ekonomik durumu iyi orta sınıfında ilgi gösterdiği, yabancı düşmanı aşırı sağ partiler yükselişte. Bu çizgide olan AfD %13 gibi bir oyla artık Bundesatag’ta ve müzakereleri gölgeliyor. Yabancılar ve sığınmacılara yönelik politikalar bu yüzden hassas konular oldu.
Siyasi krizi derinleştiren ikinci olgu Avrupa politikası. 

Özellikle Liberaller bu konuda hassaslar. AfD’yi kuran kadrolar Liberallerden kopmuş “Euro” karşıtı politikacılardı. Yunanistan krizinde olduğu gibi Avrupa’nın yükünü Alman vergi mükellefi sırtlıyor anlayışı hakim.  .AB bütçesi, Euro ve Avrupa Merkez Bankası üzerinden “Güneye para transferi” var söylemini savunuyorlar. Bu tez Le Pen, Wilders, Avusturya’da Strache gibi aşırı sağ politikacıların da tezi. 

Yani milliyetçi duygulara hitap eden bir çizgi. Liberaller AfD’ye giden bu kadroları tekrar kazanma arayışında olabilir. Gerekçe bu ise, önümüzdeki yıllarda Avrupa’da güçlenmekte olan aşırı sağ politikaların Almanya’da etkin olmaya başlaması sürpriz olmaz. 

Ama aşırı sağa kapıları kapatan Merkel çizgisi de Hristiyan Demokratlar içerisinde kazanabilir. Bakalım önümüzdeki günler nelere gebe. Birlikte izleyeceğiz. Seçim kaçınılmaz olabilir...