"Çocukları öldüren, yazarları yargılayan bir ülkede kimse huzuru bulamaz"


"FETÖ’nün medya ayağı"na mensup olmakla suçlanan ve hakkında üç kez ağırlaştırılmış müebbet istenen yazar Ahmet Altan, 23 Eylül 2016’dan bu yana cezaevinde.

Altan, bugün bir başka davada, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “terör propagandası” suçlamalarıyla yargılandığı davada ilk kez hâkim karşısına çıktı.

Altan’a açılan dava, 14 Haziran 2016’da Haberdar’da kaleme aldığı “Ezip Geçmek” başlıklı köşe yazısındaki bazı ifadeler nedeniyle…

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden SEGBİS’le katılarak savunma yapan Altan, aynı yazının “darbe” suçlamalarıyla yargılandığı davada da kanıt olarak gösterilmesine atıfla davada çelişkiler ve mantıksızlıklar bulunduğunu söyledi.

Aynı yazı nedeniyle aynı mahkemede hem “Marksist bir örgüt olan PKK propagandası” yapmakla hem de “FETÖ olarak anılan dinî bir cemaate destek olmakla” suçlandığını söyledi ve ekledi Altan:

“Bir yazı düşünün ki hem cumhurbaşkanına hakaret ediyor, hem PKK propagandası yapıyor, hem devleti ele geçirmeye çalışmakla suçlanan dinî bir cemaati destekliyor, hem de askerî bir darbeyi gerçekleştiriyor,” diyen Altan “Bir yargı her şey olabilir ama gülünç olamaz. Gülünç olan bir yargı ölür.”

Mahkeme, ara kararında sanığın aynı yazıdan dolayı iki kez yargılandığına vurgu yaparak, "Yazı mükerrer yargılanıyor, diğer davayla birleştirilmesi incelensin” diyerek duruşmayı 4 Ocak 2018’e erteledi. Altan, darbe davasında kardeşi Mehmet Altan, gazeteci Nazlı Ilıcak ve dört diğer sanıkla birlikte 11 Aralık Pazartesi günü tekrar hâkim karşısına çıkacak.

Altan, yargı sistemini eleştirdiği savunmasında “Cezalandırıyorum öyleyse varım, diyen bir yargı duruyor karşımızda. Biz de, ‘haksız cezalandırıyorsun, öyleyse yoksun’ diyoruz” ifadesini kullanıyor.

Yazısında Diyarbakır’ın Sur mahallesinde hendek kazanlara “çocuk” dediği için “PKK propagandası yapmakla” suçlandığını belirten Altan, şunları söylüyor:

“Ama aynı zamanda Sur mahallesini bombalayarak yıkan ve o ‘çocukları’ öldüren generalle de aynı askerî darbenin içindeyim başka bir iddiaya göre. Beş gün sonra burada o generalle birlikte darbe yapmaktan yargılanacağım. Bu ipe sapa gelmez saçmasapan iddiaların mantıkî bir tutarlılığı var mı? Yok elbette. Bu örneklerle de görülüyor ki bizim yargı sistemi, mantıktan ve gerçeklikten iyice kopmuş. Gerçek ötesi bir dünyada dolaşıyor. Artık bundan sonra Cinderella’nın pabucunu çaldığım, Kırmızı Şapkalı Kız’ı yiyen kurtla işbirliği yaptığım, Pamuk Prenses’i kaçırdığım, Konuşan Tavşan’la kumpas kurduğum için de yargılanabilirim.”
Özellikle Gezi olayları süreciyle başlayan, 17-25 Aralık sonrası tırmanan ve 15 Temmuz’un ardından da zirveye ulaşan yargı bağımsızlığının zayıflamasını hatırlatıyor Altan:

“Bugünkü siyasi iktidarı eleştiren herkesi susturmaya ve cezalandırmaya çalışan bir güç var karşımızda. Muhalif bir yazarı cezalandıracak ciddi bir suç bulamadıkları için de saçmalık balçığında yuvarlanarak, hukuk, mantık dinlemeden birbirinden garip suçlar uyduruyorlar. Bu çaba, yargıyı mantık dışı bir gülünçlüğe sürüklüyor. Bir yargı her şey olabilir ama gülünç olamaz. Gülünç olan bir yargı ölür.”

Altan, bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen hukuka olan inancından vazgeçmediğini, vazgeçmeyeceğini vurguluyor:

“Adaletin, bir gülünçlük volkanından fışkıran mantıksızlık lavlarının altında boğulduğunu görmemize rağmen biz sanki adalet varmış gibi hukuk ve mantık çizgisinde duracağız. Çünkü insanlık var olduğu sürece adalet de varlığını sürdürür ve biz o adaleti bir yerlerde buluruz.”

“Kürt mahallelerinde hendek kazan çocuklar, demişim diye ‘PKK propagandası’ndan yargılanıyorum” diyen Altan, sözlerini şöyle noktalıyor:

“Benim için ‘13-14 yaşındaki çocuklar’ çocuktur. Üstlerine ne üniforma giyerlerse giysinler, ne yaparlarsa yapsınlar onlar çocuktur. Ben, bu ülkenin 13-14 yaşındaki çocukları bombalarla öldüren bir ülke olmasını istemiyorum. Bu ülkenin 13-14 yaşındaki çocukların suç işlemediği, eğer bir suç işlerlerse büyüklerin “bu çocuklar niye suç işliyor” diye merak edip, o çocukları suça iten sorunları çözeceği bir ülke olmasını istiyorum. Çocukların öldürülmesini haklı ve meşru gösterecek bir yazı yazmaktansa, o yazıyı yazacak elimi kesip koparmayı tercih ederim. Ne bir savcı, ne bir mahkeme, ne bir ceza benim bu düşüncemi ve tavrımı değiştiremez. Çocukları öldüren, yazarları yargılayan bir ülkede de kimse huzuru ve mutluluğu bulamaz. Yargı denilen müessese, bir toplumun çocuklarıyla birlikte güvenli, huzurlu ve mutlu olması için vardır. Amacı budur. Bu amaca hizmet etmeyen, mantık ve hukuk çizgisinden çıkan bir yargı devleti çökertir, toplumu parçalar, huzuru ve güveni yok eder. Mantığın ve hukukun dışına çıkmayın.”

 

https://expressioninterrupted.com/ahmet-altan-bir-yargi-her-sey-olabilir-ama-gulunc-olamaz/