Şub 19 2018

Fehmi Koru'dan Altanlar ve Ilıcak yazısı: Sözün bittiği nokta...

Önceki günlerde görülen duruşmada Gazeteciler Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak, mahkeme tarafından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Karar, pek çok kesim tarafından tepkiyle karşılandı. Cumhurbaşkanı Başdanışmanından hükümete yakın gazetede yazan yazarlara kadar pek çok isim tarafından verilen ceza eleştirildi. Altanlar ve Ilıcak kararı için Fehmi Koru, kişisel blogunda kaleme aldığı yazıda Taha Akyol'un şu sorusuna yer veriyor:

“Gazetecilere, yazdıkları ne olursa olsun, ‘ağırlaştırılmış müebbet hapis’ cezası verilirse, Meclis’i bombalayanlara, halka ateş açanlara ne ceza verilir?”

Koru, "sözün bittiği nokta bu işte" diyor. Suç tanımında yapılan ‘cebir ve şiddet kullanarak’ bölümünü eleştiriyor yazısında. Ellerinde silah olmayan, sadece yazı ve katıldıkları televizyon programında söyledikleri üzerinden nasıl cebir ve şiddet bağı kurulduğunu soruyor.

Koru, Anayasanın gazeteciliği teşvik eden bir metin olduğunu ifade ederek, "üstelik, anayasasının maddelerini neredeyse her fırsatta değiştirebilen bir geleneğimiz ve Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne defalarca yeniden yazılmış bir anayasamız var" diyor ve ekliyor:

‘Anayasal düzeni bir başka düzen ile değiştirmek’ doğrudan bir ‘suç’ bu yüzden olamaz."

 

Koru yazısında geçmişte darbeye destek veren ve hatta darbede görev alan gazetecileri de paylaşıyor:

Bilir misiniz bilemem, ama hatırlatmak isterim: ‘İhtilâlciler arasında bir gazeteci’ adıyla bir kitap vardır. 27 Mayıs (1960) darbesini gerçekleştiren kadroyla iç içe bir ‘gazeteci’ tarafından kaleme alınmıştır.

O darbenin üzerinden iki yıl bile geçmemişken maceracı bir albayın iki kez üst üste giriştiği darbe teşebbüslerinde bir gazete patronunun işbirliği yaptığı bilinir.

Hemen her askeri darbe öncesinde askerin idareyi ele alışına yazılarıyla çanak tutmuş, darbe olunca çektiği derin ‘Oh’ duygusunu okurlarıyla paylaşmış yazarlar olduğu da bilinir.

Darbe yanlısı manşetler ve yorumlar sonradan kitaplara da konu olmuştur.

Evet, gazeteciler de böyle yanlışlıklara âlet olmuştur geçmişte; âlet olanlar meslektaşları tarafından şiddetle kınanmıştır da.

Ağır biçimde eleştirilir ve kınanılır, ama işte o kadar…

Hiçbir zaman bundan bir adım öteye gidilmemiştir.

Şu sırada görülmekte olan ‘28 Şubat’ davasında herhangi bir gazeteci yargılanıyor mu? Hayır yargılanmıyor; oysa 28 Şubat’ın ‘silahsız kuvvetler’ diye yardıma çağırdıkları arasında en başta medya vardı.

Doğru olan da, medyanın yanlışlığının yine medya tarafından düzeltilmesidir.

Basın özgürlüğünün kötüye kullanılması yine basın özgürlüğüyle önlenebilir çünkü.

Bir dönem beraber aynı gazetede çalıştığı Nazlı Ilıcak ve Mehmet Altan ile 28 Şubat’ta aynı safta mücadele verdiklerini paylaşan Koru, iki ismin de 'darbeci' olacağına inanmasının mümkün olamayacağını söylüyor. Koru, son olarak, "yanılmış ve aldanmış olabilirler; kim yanılmıyor ve aldanmıyor ki?" diye ekliyor.

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN