Tem 08 2019

Yargıtay'ın Altan kardeşler ve Ilıcak kararının tam metni: ‘Darbe kuvvetle muhtemeldi’

Geçtiğimiz günlerde Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Ahmet ve Mehmet Altan ile Nazlı IIıcak hakkında verdiği kararının gerekçesini açıklamıştı.

47 sayfadan oluşan gerekçeli kararda; Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak'ın "darbe yapılacağı hususundaki bilgilerinin mevcudiyeti sabit kabul edilse dahi, bu durumun iştirak iradesine dahil olunduğu sonucunu doğurmayacağı" belirtildi.

T24'ün haberine göre kararda, Mehmet Altan’ın beraatine, Ahmet Altan ile Nazlı Ilıcak’ın ise ‘örgüte yardım’ suçundan ceza alması gerektiğine hükmedildi. Kararda, Mehmet Altan’ın beraatine gerekçe olarak Anayasa Mahkemesi ve AİHM’nin verdiği ihlal kararlarındaki unsurlar sıralanırken, bu kararların bağlayıcılığına vurgu yapıldı.

Anayasa Mahkemesi’nin dosyalarında hak ihlali bulmadığı Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın ‘anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs’ suçundan ceza almaları sağlayacak kanıt bulunmadığı vurgulandı.

T24'te yer alan haber şöyle:

Kararda, buna karşılık, iki gazetecinin bazı eylemlerinin gazetecilik sınırı dışında kaldığı ifade edildi. Bu görüşe gerekçe olarak da tartışılacak bir yorum yapıldı. Kararda, örgütün nihai amacının anayasal düzeni değiştirmek olarak belirginleştiği ifade edildi, bu maksatla devletin silahlı kuvvetlerine sızan mensuplarınca silahlı bir kalkışma/darbe gerçekleştirme ihtimalinin kuvvetle muhtemel olarak görüldüğü vurgulandı.

Buna karşılık sanıkların örgütün meşruiyetini sağlamaya dönük hareket ettikleri ifade edildi. Karar, iki gazetecinin darbe ihtimalinin kuvvetle muhtemel görüldüğü ortamdaki yazı ve açıklamalarına dayandırıldı. Bu görüş doğrultusunda, devletin neden darbeyi engelleyecek adımlar atmadığı konusunda ise bir görüş belirtilmedi.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin kararında, darbelerle ilgili şu yorum yapıldı:

“Ülkemizin çok partili hayata geçişinden sonra, köklü temelleri olmayan demokrasi serüveninde, henüz demokrasi kültürünün oluşmasına fırsat vermeden darbe yapma alışkanlığını sıradanlaştıranların, unvan ve statüleri ne olursa olsun, ihlal edilen hukuk düzeninin tesisi, toplumun demokratik geleceğinden emin olması, temel hak ve hürriyetleri ile mukadderatını tayin hakkının korunması bakımından, her suçlu gibi cezai bir yaptırıma tabi tutulması hukuk devleti olmanın gereğidir.”
Kararda, “devlet otoritesinin mevcudiyeti ancak siyasi iktidarın himayesiyle mümkündür” denilerek, “Belirli bir plan içerisinde uygulamaya konulan sistemli ve örgütlü bir bağlantı içinde organik bütünlük arz eden eylemler tehlike suçunun oluşması için yeterlidir.” 

Kararda, terör örgütlerinin kamu otoritesini zayıflatıp, kaos yaratarak esas gayesi olan devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma ya da anayasal düzenini değiştirme amacına ulaşmaya çalıştığı ifade edildi. Bu nedenle suçun asli unsurunun cebir ve şiddet olduğu kaydedildi. Bu eylemi kolaylaştırmaya yönelik davranışların ise yardım suçunu oluşturacağı belirtildi.

Kararda, basın özgürlüğünün sınırları konusunda ise şu yorum yapıldı:

“Demokratik bir toplumdan beklenen, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin zaruri uhdesi olan ifade ve basın özgürlüğünün, esas itibariyle siyasi otoritenin veya halkın çoğunluğunun onaylamadığı, sarsıcı rahatsız edici görüş ve düşünceleri de koruduğu kabul edilmektedir. Ancak toplum hayatında temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması kaçınılmazdır. Düzensizlik, kargaşa ve huzursuzluk içinde gerçek özgürlüğün varlığından bahsedilemez. Hürriyetlerin sınırlandırılmadığı bir ortam, toplum hayatı ve kamu düzeni açısından tehlikeli olduğu gibi bireylerin kendi menfaatlerinin de aleyhinedir. Sınırları belirtilmeyen özgürlükler özgürlük vaadinden başka bir şey değildir. Mutlak haklardan olmayan ifade ve basın özgürlüğünün, gerek bilgiye ulaşmada/haber almada, gerekse düşünce ve kanaati açıklama ve yaymada sınırsız bir özgürlük vadetmediği de tartışmadan varestedir.”

Şiddete teşvik edilmeyen düşüncelerin kamu düzenini korumak amacıyla da olsa sınırlandırılamayacağının anlatıldığı kararda, buna karşılık, “Hiçbir devlet, hiç kimseye birliği ve ülke bütünlüğünü bozacak bir hukuk düzeni kurmaz. Tartışma konusu suçlar bakımından, normun cezalandırdığı eylemlerin düşünce ve ifadeler değil ve fakat düşüncelerin gerçekleştirilme yöntemleri olduğu her türlü tartışmadan varestedir“ denildi.

Kararda, 15 Temmuz’da yapılanlar ve darbe girişiminin bilançosu sıralandıktan sonra, “15 Temmuz 2016 günü işlenen somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır” ifadeleri kullanıldı.

Kararda, sanıkların eylemiyle kalkışma arasında illiyet bağının bulunmadığı, darbe yapılacağı hususundaki bilgilerinin mevcudiyeti sabit kabul edilse dahi, bu durumun iştirak iradesine dahil olunduğu sonucunu doğurmayacağı vurgulandı. Daire içtihadına da yanlış anlam yüklenerek, sanıkların medya organlarında sarf ettikleri sözler ve kaleme aldıkları yazılarla “maddi cebri” ne şekilde gerçekleştirdiklerini izahtan eksik, hukuki olmayan gerekçe ile yazılı olduğu, bu nedenle anayasayı ihlal suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesinde isabet olmadığı kaydedildi.

Kararda, bu nedenle beraatine hükmedilen Mehmet Altan hakkındaki kanıtlar şöyle özetlendi:

“Üst düzey yöneticilik yapmakta iken örgütten ayrılan tanık beyanlarına göre FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü’nün medya yapılanması ile, HTS kayıtlarına göre de örgütün üst düzey yöneticileri ile irtibat kuran, ikametinde yapılan aramada F serisi bir Dolar ele geçirilen, örgüte müzahir Bankasya'da hesabı bulunan ve münhasıran örgüt mensuplarınca gizliliğin temini için kullanılan Bylock üzerinden görüşen üçüncü şahısların mesaj içeriklerinde adı geçen, darbe girişiminden bir gün öncesinde Can Erzincan isimli televizyon kanalında diğer sanıklar Ayşe Nazlı Ilıcak ve Ahmet Altan ile gerçekleştirdikleri "Özgür Düşünce" isimli programda konuşma yapan, 17/12/2010 tarihli “Balyoz’un Anlamı” başlıklı ve 20/07/2016 tarihli "Türbülans" başlıklı köşe yazıları yazan…”

Kararda, Mehmet Altan’ın 8 Kasım 2016’da, tutuklandıktan sonra Anayasa Mahkemesi’ne, ardından da AİHM’ye başvurduğu, Anayasa Mahkemesinin, 11 Ocak 2018’de “özgürlük ve güvenlik hakkı ile ifade ve basın özgürlüğünün ihlâl edildiğine karar verdiği” anlatıldı.

Anayasa Mahkemesi’nin 2010’da yayımlanan "Balyoz’un Anlamı" başlıklı bir makale; Can Erzincan TV’de 14 Temmuz 2016’da yaptığı konuşma, 20 Temmuz 2016 tarihinde yayımlanan "Türbülans" başlıklı makale için “darbeye zemin hazırladığı kanısına varılmasını sağlayacak olgusal dayanağın varlığının kanıtlanamadığı” sonucuna vardığı belirtildi. Yüksek Mahkeme’nin, Bank Asya’da bir banka hesabına ve ‘F’ seri numaralı bir Amerikan doları banknotuna sahip olmak konusunda ise "hayatın olağan akışına uygun olan ve ilgili tarafından sunulan açıklamaları çürütebilecek nitelikte herhangi bir somut olgunun tespit edilmediği” sonucuna ulaştığı ifade edildi.

Üçüncü kişilerin ByLock üzerinden yaptıkları mesaj alışverişinin içeriğine ilişkin olarak da bu mesajların başvuranın bir suç işlediğini düşündürecek ciddi bir emare olarak değerlendirilemeyecekleri kanaatine ulaştığı kaydedildi.

Kararda, Anayasa Mahkemesi’nin, sanığın makalelerinden ve konuşmalarından başka herhangi bir somut unsura dayandırılmaması nedeniyle ifade ve basın özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki yaratabileceğinin açık olduğu kanaatine vararak ifade ve basın özgürlüğünün ihlâl edildiğini saptadığı anımsatıldı:

Yargıtay kararında, AİHM’nin AYM’yi haklı bularak, Türkiye’yi tazminata mahkum ettiği kararı da özetlendi. Kararda, bu kararlara göre, müsnet suçlar ve/veya silahlı terör örgütüne üye olmak, örgüt adına suç işlemek ya da hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım etmek suçlarının işlendiğine dair yeterli ve inandırıcı delil niteliği taşımadığı ifade edildi. Bu nedenle Mehmet Altan için beraat kararı verildi.

Kararda, “örgüte yardım” suçundan cezalandırılması istenen Ahmet Altan hakkındaki kanıtlar da şöyle sıralandı:

“Darbe girişiminden sonra kapatılan, örgütün manipülasyonlarında kullandığı Taraf gazetesinin kurucusu ve genel yayın yönetmeni olan, terör örgütünün yayın organı olan, ‘haberdar.com’ isimli haber sitesinde yazarlık yapan, 03/03/2015 tarihli “Ben Buradayım Benimle Konuşun” başlıklı, 12/05/2016 tarihli "Mutlak Korku" başlıklı, 14/06/2016 tarihli "Ezip Geçmek" başlıklı ve 10/07/2016 tarihli "Montezuma" başlıklı köşe yazılarını kaleme alan, HTS kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticileri ile iletişim-irtibatı bulunan, 14 Temmuz 2016 günü Can Erzincan isimli televizyon kanalında diğer sanıklar Ayşe Nazlı Ilıcak ve Mehmet Hasan Altan ile gerçekleştirdikleri "Özgür Düşünce" isimli programda konuşma yapan sanık…”

Kararda, örgüte yardım suçundan cezalandırılması istenen Nazlı Ilıcak hakkındaki kanıtlar da şöyle özetlendi:

“Örgüte ait veya müzahir yayın organlarında uzun zaman yazarlık yapan, 2012 yılında "Her Taşın Altında 'The Cemaat'mi Var?" isimli kitabı örgütün görünür meşruiyetini sürdürmek için yazan, kullandığı twitter sosyal paylaşım platformu hesabını darbe girişimi günü dahil olmak üzere terör örgütünün kamuoyu oluşturmak amacı doğrultusunda kullanan, üst düzey yöneticilik yapmakta iken örgütten ayrılan tanık beyanlarına göre FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün medya yapılanması ile HTS kayıtlarına göre de örgütün üst düzey yöneticileri ile irtibat kuran, ikametinden elde edilen not defterlerinde örgüt mensupları ile ilgili notlar bulunan, darbe girişiminden bir gün öncesinde Can Erzincan isimli televizyon kanalında diğer sanıklarla "Özgür Düşünce" isimli programda konuşma yapan sanık…”

Kararda Altan ve Ilıcak için anayasayı ihlal suçuna fail olarak iştirak ettiklerinin kanıtlanamadığı, suça azmettirmenin koşullarının oluşmadığı vurgulandı. Silahlı örgüt üyeliği konusunda da dosyada kanıt bulunmadığının anlatıldığı kararda, “esas itibariyle kamuoyunca da tanınan siyasi-ideolojik kimlikleri itibariyle savunmaları hayatın olağan akışına uygun düşen gazeteci sanıklar” denilerek, bu konudaki savunmaları esas kabul edildi.

Ancak gazetecilik faaliyeti kapsamında gerçekleştirdikleri makale ve konuşmalarının eleştiri içeren muhtevasından ayrık olarak, önce dini bir kült, ardından bir terör örgütüne dönüşen, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya çalışan FETÖ/PDY'ye yardım ettikleri belirtildi.

Örgütün eğitim-öğretim faaliyetleri, sivil toplum ve meslek kuruluşları, yerel ve uluslararası ticari işletmeler, basın-yayın ve medya organları gibi legal yapılar ve Abant Toplantıları, Türkçe Olimpiyatları benzeri prestijli organizasyonlar üzerinden oluşturulan sempatizan halkasından insan ve maddi kaynak devşirdiğinin açıklığa kavuştuğu kaydedildi.

Örgütün nihai amacının anayasal düzeni değiştirmek olarak belirginleştiği ve bu maksatla devletin silahlı kuvvetlerine sızan mensuplarınca silahlı bir kalkışma/darbe gerçekleştirme ihtimalinin kuvvetle muhtemel olarak görüldüğü vurgulandı. Böyle bir dönemde örgütün, anayasal düzene karşı icra edeceği kalkışma öncesindeki sürece mutad siyasi muhalefet görüntüsü vermeye çalışmak ve örgütün sempatizan sınıfını oluşturan geniş halk kitleleri nazarında sözde meşruiyetini korumak amacına hizmet eder mahiyetteki eylemlerin gazetecilik faaliyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği ifade edildi. Bunun da hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım etmek suçunu oluşturduğu vurgulandı.

Kararda, dosyanın diğer sanıklarından Zaman Gazetesi’nin pazarlama direktörü Yakup Şimşek, Zaman Gazetesinin görsel yönetmen-grafik tasarım sorumlusu Fevzi Yazıcı, "Samanyolu Haber" televizyonunda ''Bağzı Şeyler'' isimli programın sunucusu Şükrü Tuğrul Özşengül'ün, örgüt üyeliği suçunu işledikleri kaydedildi. Bu sanıklar hakkında da anayasal düzeni ihlal suçundan ceza verilemeyeceği belirtildi.

Bundan sonra ne olacak?

Yargıtay’ın Mehmet Altan hakkındaki ‘beraat’ hükmü CMK gereği kesin hüküm niteliği taşıyor. Yerel mahkeme aksi bir yorum yapmazsa Mehmet Altan hakkındaki dava beraatle sonuçlanmış olacak. Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın tahliyesini Yargıtay reddetti. Her iki gazeteci yerel mahkemede bir kez daha yargılanacak.

Yerel mahkeme Yargıtay kararına direnmezse tutuklu bulundukları süre iki yılı aşan sanıkları, davanın hemen başında tahliye edebilecek. Her iki gazeteci, TCK ve TMK hükümleri gereği ağırlaştırılmış müebbet yerine 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapisle yargılanacak. Bu cezanın alt sınırından cezaya mahkum edilmeleri ve cezada indirim yapılması durumunda, infaz hükümleri gereğinde yattıkları süre cezaya neredeyse denk geliyor.

Beraat etmeleri durumunda ise iki gazeteci devletten ‘alacaklı’ hale gelecek ve tutuklu kaldıkları süre için tazminat isteyebilecek. Yerel mahkeme, Yargıtay kararına direnir, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını tekrarlarsa, iki gazeteci için son sözü Yargıtay Ceza Genel Kurulu söyleyecek.

Kararın tam metni:

 

https://t24.com.tr/haber/iste-yargitay-in-altan-kardesler-ve-ilicak-karari