Altın Küre En İyi Film ve Yönetmen adayları

Sinematik’te bu hafta Ahmet Gürata, Selim Eyüboğlu, Caner Fidaner ve Ali Abaday Altın Küre’de (Golden Globe) drama dalında En İyi Film adayları ve En İyi Yönetmen adaylarının filmlerini inceledi.

Netflix yapımı The Trial of the Chicago 7 isimli yapım ile başlayan programda Ali Abaday, filmin Trump sonrası gösterilse de Nixon dönemi ile arasında bağlantı kurulmak üzere çekildiğini belirtti. Caner Fidaner ise mahkeme filmlerinden hoşlananlara önerilebileceğini ancak ABD sistemini bilmeyen seyircinin The Trial of the Chicago 7’ın içine giremeyeceğini kaydetti. 

Ahmet Gürata ise Altın Küre’ye mesafeli durduğunu ifade etti. Gürata filmin yönetmeni Aaron Sorkin sisteme derinlemesine olmasa da eleştiriler getirdiğini ifade etti. Selim Eyüboğlu da The Trial of the Chicago 7’ın çok Hollywood filmi olduğunu belirtip, yapımın başından itibaren hangi karakterlerle seyircinin özdeşleşeceğini bilindiğini söyledi. Eyüboğlu ayrıca bu tarz filmlerin alt değil üst metin yarattığını ve seyircinin bağlantıyı kurması için her türlü ipucunu verdiğini, seyircinin bağlantıyı kurunca da sadece kendisinin bunu görüp mutlu olduğunu belirtti.

Promising Young Woman filmiyle alakalı olarak Caner Fidaner ise filmi sevdiğini açıkladı. Senaryonun kurgunun önüne geçtiğini ve klasik öç alma filmlerine göre önemli bir farkı olduğunu da ekledi. Fidaner, Hard Candy filmi ile kıyaslanmasının önemli olacağını açıkladı.

Selim Eyüboğlu, filmin ileride ele alınmasının, bu türün konuşulmasının iyi olacağını belirtip, “me, too” hareketi ile bu tür filmleri daha fazla görülebileceğini aktardı. Ali Abaday ise Promising Young Woman’ın açılış jeneriğinin oldukça iyi olduğunu ve bir kadın yönetmenden çıktığını gösterdiğini ifade edip, en iyi erkek bile iyi olmayabilir düşüncesine önemli katkı yaptığını söyledi.

Ahmet Gürata, Mank filmiyle ilgili olarak alt metinlerin fazla olduğunu ayrıca Mank’ın Orson Welles dehası olarak nitelenen Yurtaş Kane’in (Citizen Kane) senaristi Herman J. Mankiewicz üzerinden incelendiğini söyleyip, kendisini pek de tatmin eden bir yapım olmadığını belirtti. Selim Eyüboğlu ise filmin Yurttaş Kane kimin başarısı sorusuna yönelmesi açısından ilginç olduğunu söyleyerek, sinema tarihindeki “film yönetmenin dehası mıdır, ekip işi midir” tartışmasında da ekibin önemini gösterdiğini aktardı.

Caner Fidaner ise Yurttaş Kane’deki çekim tekniklerine yapılan saygı duruşlarını sevdiğini belirtti. 

The Father ile ilgili olarak Ahmet Gürata, tiyatro oyunundan uyarlandığını ve oyunculukların çok iyi olduğunu aktardı. Anthony Hopkins’in bugüne kadarki bütün oyunculuğunun bu filmde görülebileceğini söyledi. Gürata kendisinin filmi sıradan ve zayıf bulduğunu da ekledi.

Caner Fidaner ise The Father’ın kurgunun benzer filmlerden farklı olduğuna dikkat çekerek, “Yönetmen bizi bir labirente sokuyor ve dışarı çıkarmıyor. Kendi dünyasını yaratıyor” dedi. Ali Abaday da hafıza sorunlarına değinen filmlerden Still Alice ile Julianne Moore’un Oscar aldığını hatırlatıp bu tür filmlerde oyunculuğun önemine dikkat çekti. Ahmet Gürata da Caner Fidaner’in kurgu konusundaki yorumuna katıldığını ancak ikinci veya üçüncü zihin karışıklığında artık durumun sıradanlaştığını belirtti.

Nomadland filmi ile ilgili olarak Ali Abaday diğer adaylardan çok daha fazla beğendiğini ve En İyi Film ile En İyi Yönetmen konusunda Nomadland’in ödül alacağına inandığını belirtti. Nomadland’in başarısını günlük hayattaki sorunlar ile daha geniş kapsamlı durumları bir potada eritebilmesinde olduğunu ifade eden Abaday, “Film karavanlarla yaşayan gruptan birinin hikayesini anlatıyor gibi görünse de anlattığı çok başka yerlere gidiyor” dedi.

Caner Fidaner ise Nomadland’e ilk olarak isimden bakılması gerektiğini ifade ederek, “’Nomad’ göçebe, ‘land’ ülke, yer demek. Göçebelerin ülkesi anlamına geliyor. Spoiler olmadan söylersek sonunda da bize bunu gösteriyor” yorumunu yaptı. Filmin toplumsal, psikolojik, felsefi ve sosyolojik katmanları olduğunu da sözlerine ekledi. 

Ahmet Gürata da Ali Abaday’ın sözlerine katılıp kategorideki filmler içinde ayrı bir yerde olduğunu, belgesel ile kurmacanın iyi bir karışımı olduğunu belirtti. Filmin çekildiği mekanların da önemli olduğunu anlattı. 

One Night in Miami filmiyle ilgili olarak ise Caner Fidaner, çok da beğenmediğini aktarıp, “Film diliyle söyleyemeyecek noktada diyalog eklenmeli. Bu açıdan çok da beğenmedim One Night in Miami’yi” dedi.