Haz 30 2018

Rusya ve Türkiye’nin altın merakı nereden kaynaklanıyor?

Rusya Aralik 2017’den beri elindeki Amerikan Dış Borçlanma Tahvili 
stoğunu yarıdan daha fazla azalttı. Onun yerine uluslararası rezervlerindeki altın stoğunu artırıyor. 

Bu, Amerikan’ın yaptırım politikasının belirsizlikleri ile uğraşmak zorunda kalan bir ülke için oldukça anlaşılır bir davranış olsa da, genel bir trende de işaret ediyor. 

Yabancı devletlerin ve uluslararası örgütlerin ellerindeki Amerikan tahvilleri azalırken, bazı ekonomiler de, son yıllarda, stoklarındaki altın miktarını büyük ölçüde artırdılar. 

Rusya’nın elindeki tahvil miktarını 2017 Aralık ayı ile 2018 Nisan ayı arasında 102.2 milyardan 48.7 Milyar dolara düşürmesi, epeyce dramatik bir gelişme olmakla birlikte, Amerika için çok büyük bir darbe olmadı. 

Toplam 21.2 Trilyon Dolar dış borcu olan Amerika Birleşik Devletleri’nin, otoriter bir devletin hasar kontrol amacıyla dolardan kaçma çabaları sonucu oluşan 10 Milyarlarca dolarlık dalgalanmaları göz ardı edebilmek gibi bir lüksü var. 

Yabancıların elindeki borçlanma tahvili stoğunun mutlak olarak artışını ve resmi döviz rezervleri içindeki dolar payının yavaş yavaş azalışını izleyen Amerika Birleşik Devletleri, kendini belli bir ölçüde güvende hissedebilir. 

Ancak Amerikanın öteki ülkelerin uluslararası döviz rezervleri üzerindeki hakimiyeti bağlamında endişelenmesini gerektirecek bir şeyler de yok değil. Yabancı devletler ve merkez bankaları ellerindeki Amerikan borç tahvillerini şişirmek konusundaki iştahlarını giderek kaybediyorlar. 

Bu arada Amerikan dış borçları da, küresel ölçekte uluslarararası rezervlerinden daha hızlı büyüyor ki Amerika’nın ödeme gücünü muhafaza etmekte yabancı ülkelerin daha az rol oynamasının bir nedeni de bu.

Öte yandan piyasada satın alacak çok Amerikan borç tahvili var, ancak ülkeler onların rezervlerindeki payını artırmak konusunda hiç de hevesli değiller. 

Bunun yerine Amerikan hazine tahvillerinin payı 2008 yılında %28.1’ken, bu oran 25.4’e düştü. Buna karşın altının payı %11 düzeyinde sabit kaldı. 

Bunu kısmen altın meraklısı bir grup otoriter lidere borçluyuz. Bunların arasında Rusya dışında Belarusya, Kazakistan ve son zamanlarda, Batı’nın Türkiye’yi, egemenlik haklarını kullandığı için cezalandırmak istediğine inanan Recep Tayyip Erdoğan da var. 

Son beş yılda yapılan net altın alımlarının %50’si Rusya, Kazakistan ve Türkiye tarafından yapılmış. Ancak uluslararası rezevlerinin çoğunu uzun zamandan beri altında tutan büyük Avrupa ekonomileri de doların hakimiyetindeki varlıklara yatırım yapmak yerine rezervlerindeki altın payını sabit tutmayı tercih ediyor. 

Avrupa Merkez Bankası da dahil olmak üzere Avro bölgesi, uluslararası rezevlerinin %55’ini, 2008’de olduğu gibi bugünde altında tutuyor.

Son zamanlarda altına olan toplam talep düştü. 2018’in ilk çeyreğinde, özel yatırım talebindeki bir daralma sonucu, toplam talep %7 azaldı. 

Ama Merkez Bankaları, özellikle de altın meraklısı otoriter liderlerin ülkelerinin Merkez Bankaları, 2018’in ilk üç ayında 116.5 ton altın satın aldılar. Bu 2014 yılından beri ilk çeyrekte gözlemlenen en büyük alım ve yıllık %42’lik bir artışa tekabül ediyor. 

Rusya gibi Türkiye için de Batılı para birimlerindeki rezervlerini azaltma kararı, stratejik bir tercihe dayanıyor. Rusya gibi Türkiye de son dönemde Amerikan Borç Tahvillerinden çıkarak, elindeki tahvil miktarını, 38.2 Milyar Dolar’a düşürdü ve böylece 2017 Ekiminden bu yana %38 azaltmış oldu. 

Rusya ve Türkiye’nin altına kaçışı, daha büyük küresel kaymaların habercisi olabilir.