Türkiye ambargoya İran gibi direnemez

2012 başında Tahran sokaklarında bir Amerikan Doları 1.100 İran Tümeni (11 bin riyal) ediyordu ve ülkede 30 yıl süren ambargoya rağmen ekonomi yolundaydı. Petrol fiyatlarındaki artış, Çin, Hindistan ve Türkiye gibi müşterilerin artan talebi,resmi rakamlara göre yıllık 70 milyar dolarla rekor seviyelere ulaşmış bir petrol geliri oluşturuyordu.

(Resmi rakamlar diyoruz çünkü aslında diğer tüm rakamlarda olduğu gibi ülkenin petrol gelirlerinin çarpıtıldığı ve İran’ın petrol gelirlerinin aslında halka açıklananın üzerinde olduğuna ilişkin ciddi iddialar var. Ve Reza Zarrab’ın ortağı olduğu söylenen Babek Zenjani davasında da görüldüğü gibi, resmi kayıtlarda görülmeyen yaklaşık 85 milyar Euro’nun (100 milyar dolar) İran’dan çıkarılarak halkın soyulması, siyasilerin de bu işlerde parmağının çıkması gibi ülkenin aslında görünenden daha farklı, gölge bir ekonomiye sahip olduğunun ispatı. Son günlerde ülkenin dini lideri ve aslında devletin ve ekonominin sahibi  konumundaki mollaların başı Hamaney ile oğlunun yurtdışında 57 milyar dolarlık servetinin ortaya çıkması, İran’daki elitin yolsuzluklarının Şah Pehlevi’nin kovulmasından sonra da sürdüğünü gösteriyor.)

2012’deki bu ekonomik durum aynı zamanda halk kitleleri için bir sorun teşkil etmiyordu. Ülkede 2000’lerin başından bu yana petrol gelirlerinin artmasına bağlı olarak bir tüketim patlaması yaşanıyor ve silah ambargosu nedeniyle döviz harcamaları düşük olduğu için, kaynaklar daha çok tüketime kayıyordu. İran bu dönem hemen her petrol ihracatçısı ülke gibi sosyo-ekonomik alanda bir değişim yaşadı. Batı orijinli tüketim malları hızla ülke pazarlarını işgal ederken, mallar İranlı tüccarlar tarafından geleneksel bir çarşı gibi kullanılan Dubai üzerinden ve Çin’den alınıyordu. Ve elbette İran,  Türkiye üzerinden ticari mallar ve altın satın alınıyordu. 2012’de İran’ın Türkiye’den ithalatı 9.9 milyar düzeyindeydi ve Türkiye’nin 2 numaralı ihracat pazarı haline gelmişti. Ambargonun kalkmasına rağmen Türkiye’nin İran’a ihracatı son yıllarda 4 milyar doları aşamıyor.

Ekonominin yüzde 90’ına yakının oluşturan devlet tekellerini yöneten mollarlar ve Devrim Muhafızları için siyasi riskler bu dönemde elbette tamamiyle sıfırlanmış değildi. Turizm ve tüketim mallarının getirdiği liberalleşme, ülkedeki reform yanlılarının çeşitli zamanlarda sokak gösterileri yapmasına neden oluyordu. Ancak hemen her seferinde olduğu gibi ülkedeki tüm medyada hakimiyeti bulunan dini ve askeri elitler, İran’ın bir uluslararası saldırı altında olduğunu göstermek için ABD ya da İsrail gerilimini kaşıyarak vatandaşları kontrol altında tutmayı bildi. Daha 2000’li yılların ortalarında, ABD’nin İran’a yönelik mücadelesinin yol haritasının çizen düşünür Zbigniew Brzezinski, İran’daki en sert muhalefetin bile, uluslar arası bir askeri tehdit karşılığında molla yönetimiyle ortak hareket edecek şekilde milliyetçi duygulara sahip olduğunu söyledi ve bir seçenek olarak ekonomik savaşı önerdi. Bkz:

Sonuçta  Brzezinski’nin Obama yönetimi içinde değerli olduğu bir zamanda, tam da İran’ın yıldızı parlarken, bir ABD ambargosu geldi. Ülkenin petrol satışlarını sınırlayan bu ambargo ekonomide büyük bir şoka neden oldu. Ambargonun ardından bir yıldan biraz fazla süre içinde ülkenin petrol gelirleri yüzde 20 düştü ve 2014’te 56 milyar dolara indi. Petrol fiyatlarının yüksek olmasına rağmen satış kısıtlamaları nedeniyle üretim üçte bir oranında azalınca doğal olarak ihracat gelirleri şok bir düşüş yaşadı.

2016 başına gelindiğinde, İran’a 35 yıl boyunca süren ve 2012-2015 arası daha da genişletilen ABD ambargosu kalktı. İran halkı nihayet Batı dünyasına eskisine kıyasla çok daha kolay ulaşmaya başladı. Fakat İran ambargo sırasındaki 100 doların üzerindeki petrol fiyatlarının kaymağını yiyememiş ve petrol gelirleri 50 milyar dolara düşmüştü. Ambargo kalktıktan sonra biraz da İran’ın piyasaya vereceği ek petrolün etkisiyle petrol ironik şekilde üçte bir fiyatına düştü. Ülkenin petrol geliri yıllık 50 milyar dolarda tıkanıp kaldı. Döviz gelirlerindeki düşüşün kalıcı hale gelmesi nedeniyle 1 dolar 3 bi 200 tümene çıktı. Ülkede 2014’te yıllık enflasyon yüzde 40’a yaklaşırken 1994 sonrası rekor seviyeler görüldü.

Kuşkusuz dövizdeki bu artışta tüketim kalıpları değişen İran halkının etkisi büyük. Ülkenin önemli bir kesimi resmi kayıtlarda görülmeyen dövizlerle Batı mallarının ithalatını yapar hale geldi. Milyonlarca İranlı Türkiye ve Dubai gibi ülkelere turizm ve alışveriş için gitti. O ülkelerde gayrimenkul alıp şirket kurarak milyarlarca dolar akıttı, servet taşıdı. Ülkede çok uzun süredir var olan karaborsa döviz piyasasının büyümesi sayesinde ihtiyacı olanların döviz talepleri İran devletinin sınırlamalarına takılmadan karşılandı. Buna başlangıçta ses çıkarmayan İran Hükümeti ise karaborsada talebin bir türlü durmaması ve ilan edilen resmi kuru anlamsız hale getirmesi nedeniyle bir dizi önlem aldı. Karaborsa döviz alım-satımı yasaklandı, bankalar dışında döviz bulundurulması, işlem yapılması yasaklandı vs.

Bu kararlara ek olarak İran Merkez Bankası’nın döviz kurunu piyasanın çok daha altında belirledi. İhtiyacı olanlara bu seviyeden kontrollü ithalat yapılması için döviz sağlayacağını açıkladı. Ancak Merkez Bankası döviz satışı halka değil, halk adına kontrollü ithalat yapan rejim tekellerine gerçekleşti ve halkın döviz talebi karşılanmadı. Bu nedenle tüm yasaklamalara rağmen karaborsa döviz ticareti sürdü. Bugün ülkeden gelen haberlere göre 1 dolar 12 bin tümenden işlem görüyor. Bu sadece 5 yıl öncesinin 10 katından fazla. Türkiye’de aynı dönemde doların 3 kat artmasının ekonomi üzerinde yarattığı tahribat düşünüldüğünde, İran’ın yaşadığı şokun büyüklüğü daha iyi anlaşılıyor.

Ülkede son bir buçuk yıl içinde ABD dolarındaki artış, resmi rakamlara göre yüzde 40, karaborsadaki fiyatlara ise göre yüzde 250 civarında. Bu artış İran iktidarı tarafından açıklanan ve güvenirliği sorgulanabilecek enflasyon oranlarının bile, Haziran’da yıllık yüzde 13.7’yle, ambargo sonrası zirveye çıkmasına neden oldu.Yıllık petrol gelirleri düşüşünü sürdürdü ve 44 milyar dolara kadar indi.

Öte yandan, iptal edilen Nükleer Anlaşma’ya paralel olarak, önümüzdeki dört ay içinde getirilecek daha sert bir ambargo tehlikesinin başlayacak olması, ekonomiye ilişkin belirsizlikleri artırıyor. Tabii toplumsal gerilim de.

Bahar aylarında kılık kıyafet düzenlemeleri için kadınların öncülüğünde başlayan sokak eylemlerinin bastırılması bile eski günlerdekine göre çok daha uzun sürdü. Devrimden bu yana molla rejiminin neredeyse kesintisiz destekçisi olan esnaf kesimi önceki ay sokak gösterileri yaptı ve ilk kez İran rejiminin ceberut yüzünü gördü. Tahran’daki serbest ticaretin kalbinin attığı Büyük Çarşı esnafı, ‘Rejime değil, doların artışına karşıyız’ dese de polis jopları ve polisler tarafından talan edilen dükkanlarla cezalandırıldı.

Ve ülkeden her an sokak eylemleriyle ilgili birçok görüntü, haber kanalları ve sosyal medya hesaplarına düşüyor. İran yönetimi Hamas tipi direniş ekonomisinin gereği olarak örgütlediği ve düzenli olarak temel gıda maddeleri gibi sosyal yardımlarla ayakta kalan kalabalık bir halk kitlesini milisleştirip muhalefete karşı her zaman bir silah gibi kullansa da, ülkeden sular bu kez biraz daha farklı akıyor. Ve molla rejimi bu kez daha ABD ambargolarının etkisiyle ciddi bir sınav vermeye hazırlanıyor.

İran her ne kadar Şangay İşbirliği Örgütü’ne üye olsa da, geleneksel müttefik gördüğü Çin, Hindistan ve Rusya tarafından da ekonomik olarak yalnız bırakılmaya hazırlanıyor. Tıpkı AKP Hükümeti’nin İran’a yönelik ambargoya ayak diremesine karşın Tüpraş’ın İran’dan aldığı petrolü ambargo başlamadan hızla azaltması gibi Çin ve Hint rafinerileri de vadeli kontratlarını başka üreticilere kaydırarak ABD ambargosuna uyacakları sinyalini veriyor. Bu da ülkedeki ekonomik sorunları Venezuela’laştırıyor.

Öte yandan mollaların devrilip devrilmeyeceğine dönük bir işaret için çok erken. Ülke 10 yıldan uzun bir savaş, 1994’te yüzde 60, 2014’te de yüzde 40’ların üstünde enflasyonla yaşadı ve rejim bunları aşmasını bildi.

Ayrıca İran’ın bir direniş ekonomisi olarak avantajları da var. Örneğin İran devleti devrimden bu yana dış borç kullanmıyor. Ülkenin kayıtlı döviz borcu sadece 5.4 milyar dolar ve İran yılda 6 milyar doların üzerinde cari fazla veriyor. Yani dışarıya ödemesi gereken bir borç yok. 

Devletin tüm borcu kendi yerleşik kişi ve kurumlarına ve bunlar yıllık milli gelirinin yüzde 32’si kadar. Birçok Avrupa ülkesine göre çok düşük ve gerektiği zaman ödenmeyebilir de. Ve her şeyden ötesi İran’ın kendi ihtiyaçlarını karşılayacak muazzam bir petrolü rezerv duruyor. Ülke sadece tüketebileceği kadar dövize ihtiyaç duyuyor. Yani mollalar ellerindeki maddi güç ölçüsünde direnmeye devam edebilir.

Tabii mollaların el altı servetleri olsa bile, yine de yeni ambargoların sonuç olarak İran halkının önemli bir bölümüne fakirlikten başka bir şey getirmeyeceği tahmin edilebilir. Ancak mollalardan yardım alan kesim zaten hiçbir zaman tam olarak Batı’nın ekonomik nimetlerinden yararlanmadığı için muhtemelen rejimin kalesi olamaya devam edecek. Bu da ülkedeki kaba güç dengesi açısından önemli bir faktör.

Gelelim bu yazıyı yazmamıza neden olan asıl meseleye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kıyıda bekleyen ABD ambargoları için söylediği ‘İran’a da ambargo uyguluyorlar ne oldu?’ sözlerine. Yazının içinde yer verdiğimiz gibi Türkiye’de Erdoğan rejimi tarafından Hamas ya da İran tipi bir direniş ekonomisi yaratma fikri ve eylemleri zaten tahmin edilebilir plan. 

Bu son söz de bunun ispatlarından biri olarak kabul gösterilebilir. Ki bu söylenmemiş olsa bile, Türkiye’nin dolar sistemine karşı alternatif arayışları, altın depolaması, sermaye kontrollerine ilişkin fikirlerin bir anda iktidar tarafından dile getirilmesi gibi somut gelişmeler de var..

Ayrıca, Türkiye’de devlet tarafından yaklaşık 20 milyon kişiye doğrudan yardım sağlanırken, bunu sağlayan AKP’nin toplum içinde milisleşmeye yönelik hamleleri de sıkça tartışma konusu oluyor. Bu da İran’daki ekonomik tabanı oluşturan toplum yapısına geçiş yapıldığına ilişkin bir sinyal olarak kabul edilebilir.

Yine de tüm benzerliklere karşın Türkiye İran, İran Türkiye değil. Türkiye 300 milyar doları son 15 yılda alınmış 400 milyar doların üzerinde dış borca sahip. Ayrıca ithalatı İran’ın 5 katını buluyor. 

Ülkenin yıllık cari açığı İran’ın tüm petrol gelirinin 1.5 katına yaklaşırken, ekonominin üçte ikisi özel sektöre ve ait yönetilmesi zor. İran’da özel sektör sadece yüzde 10’lar seviyesinde. İran’ın 130 milyar dolara yakın döviz ve altın rezervi var ve bu ülkenin 3 yıllık ithalatına eş. Türkiye ise 100 milyar dolarlık rezerviyle 6 aylık ithalatını bile yapacak güçte değil.

Tabii, Türkiye imalat standartlarından finans sistemine kadar son ikiyüzyıllık iktisadi evrimi tamamen Batı sistemi üzerine kurulmuş durumda. Bu yüzden son 40 yılda, ekonomik olarak Batı’dan farklı ve sıfırdan bir model inşa eden, bu yüzden toplumsal bir kalkınma evresini de ıskalayan, İran’a göre uluslar arası sistemle çok daha bağımlı. Olası bir ambargo ve etkileri ve sonuçlarına bakıldığında zaten petrolü de olmayan Türkiye’nin İranla aynı politik, sosyal ve ekonomik direnci gösterme olasılığı çok düşük.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.