AKP döneminde kadına şiddet arttı / Güldem Atabay-Eser Karakaş

Ekonomi Gündemi'nde ekonomistler Güldem Atabay ve Eser Karakaş, bu hafta ekonomi dışı konuları ele aldı ve, "Bugün konu ekonomi değil; İstanbul Sözleşmesi ve Türkiye" başlığı altında, kadın cinayetlerini ve İstanbul Sözleşmesi'ni tartıştı.

Atabay: İstanbul Sözleşmesi 2011'de imzaya açılıyor. Türkiye ilk imzalayan ülkelerden biri. Meclis'te 2012'de kabul ediliyor. Bu sözleşme, Ahmet Davutoğlu zamanında, AKP döneminde imzalandı. 2014'te yürürlüğe konuldu sözleşme. Kadına yönelik şiddetle ilgili ilk sözleşme bu. En önemli maddelerden biri, kadına yönelik şiddeti ilk kez insan hakları ihlalleri arasında sayması. Amaç kadını aile içine hapsetmemek, sosyal yaşamın merkezine koyabilmek ve eşitlik kavramını geliştirmek. Kadın-erkek eşitliğinden bahsediliyor.

Türkiye sözleşmeyi imzalamış ancak altını hiç doldurmamış. Almanya ve Avrupa ülkeleri, bu sözleşmeyi kanun ve günlük uygulamalarla uyumlu halde devreye sokmuşlar.

Türkiye'de neden kadınların şiddet görmesi normal karşılanıyor?

Kadınları korumayı hedefleyen kanunlar neden desteklenmiyor. Neden polise gidildiğinde, polis, "Aile içi, affet, ben karışmam" diyor. Sözleşme neden uygulamaya konmuyor?

Evet Türkiye'de kadınların sadece yüzde 30'u iş gücüne katılabiliyor. Ancak daha öncelikli olan yaşam hakkının gaspı ve bunun toplum tarafından normalleştirilmesi söz konusu. Pınar Gültekin cinayetinde, katil Cemal Metin Avcı'yı koruyan sayfalar açılmış. "Bu adam katildi, bu kızı öldürdü" diyemeyen kişiler.

Ben bir kadınım, bir kız çocuğu annesiyim. Ve bu işi çok ciddiye alıyorum. Sokakta, işyerinde kadına yönelik baskı giderek artıyor. AKP döneminde bu baskı daha da şiddetlendi.

Karakaş: Son dört-beş yıldır Türkiye'nin yasama erkinin nasıl çalıştığını gördükten sonra, her türlü uluslararası sözleşmeyi savunuyorum. Her konuda yapılmış, her türlü uluslararası sözleşmenin bugünkü yasama erkinin korkunç yaklaşımını gördükten sonra, özellikle temel hak ve özgürlükler konusundaki sözleşmeler, Türkiye'de eksiksiz uygulanmalı. Hiçbir zaman bizim Şu anki Parlamento'dan uzun süre kadınların yaşam hakkını savunan, daha eşit yaşama hakkını savunan bir düzenleme paketi asla çıkamaz.

Türkiye'deki şu anki yargıç stoku son derece niteliksiz. Dünyaya bakış açısı olarak da son derece sorunlu. 'Bizim farklı örf ve adetlerimiz var' deniyor. Kimin örf ve adetleri bunlar? O senin örfün, belki benim örfüm değil. Aptalca bir laf bu. Kimin örfü kardeşim? Bu toplum 83 milyonluk son derece heterojen bir toplum.

Ne demek örfümüz? Böyle saçma sapan bir laf mı olur? 'Türkiye'nin aile düzeni' diye bir laf var. Ne kadar saçma. Ne demek aile düzeni?

Türkiye'de ensest dünyada hiç olmadığı kadar yaygın. Bu mu sizin aile düzeniniz? Örfünüz batsın sizin. 'Bizim bilmem nemiz' diye başlayan her lafa karşı çıkmamız gerekiyor. Bir cümle 'Bizim bilmem nemiz' diye başlıyorsa orada bir rezalet var demektir.